Halkın haber alma hakkının üstünü 'suç' örtüsü ile örtmek, gazeteciliği 'suç' saymak asla normalleştirilmemesi gereken bir tutumdur. Bu, her zaman bir 'anomali'dir ve buna karşı çıkmak sadece gazetecilerin değil; her vatandaşın sorumluluğudur. Çünkü gazetecilik suç değildir!
Sevgili Erol yıllardır her kesimden, her görüşten habercinin ifade özgürlüğü için ter döktün, bedel ödedin. Herkese yetişmeye çalıştın. Duruşmasında, dayanışma eyleminde seni gören her haberci için yerin bambaşka. Yolun açık olsun @ErolOnderoglu
Duyuru: Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) bünyesinde 30 yıldır yürüttüğüm Türkiye temsilciliği görevinden ayrılıyorum. Bu süreçte çalışmalarımıza destek ve ilham veren meslektaşlarıma, meslek kuruluşlarına, hukukçu ve vekil dostlarımıza, duyarlı kamuoyuna teşekkürü borç bilirim.
📌 Özgür Gündem gazetesinde uzun yıllar emek veren gazeteci Bayram Balcı, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
Ömrünün büyük bölümünü özgür basın mücadelesine adayan Balcı, gazetecilik alanındaki emeği ve birikimiyle birçok meslektaşına yol gösterdi. Basın tarihine önemli bir tanıklık sunan PRESS filminin senaryo danışmanlığını da üstlenen Balcı, özgür ve hakikat odaklı gazetecilik mücadelesinin değerli isimlerinden biriydi.
Balcı, Özgür Gündem’in ilk emekçilerinden biriydi. 1990’lı yıllarda ağır insan hakkı ihlallerinin yaşandığı dönemde yaptığı haberler nedeniyle birçok kez tehdit edildi ve hakkında davalar açıldı. Aynı zamanda şair olan Balcı, 34 yılı aşkın bir süre Özgür Basın’da meslek hayatını sürdürdü. Balcı, uzun bir süredir Medya Haber’in kültür servisinde editörlük yapıyordu.
Meslektaşımız Bayram Balcı’yı saygı ve minnetle anıyor; ailesine, yakınlarına ve özgür basın camiasına başsağlığı diliyoruz. Anısı ve mücadelesi gazetecilik tarihinde yaşamaya devam edecektir.
Türkiye'de kulis haberciliği gazeteciliğin "zehiri" haline geldi.
Normalde gazeteciliğin en zorlu ve değerli pratiklerinden biri olan bu alan, ilgi ekonomisinin yarattığı iştah ve kaynakla temas ve mesafe hassasiyetinin yok olmasıyla bir suni gündem kara deliğine dönüşüyor.
- Tek bir kaynağa bağlı kalmamak kuralı birçok durumda rafa kaldırılıyor. Bir fısıltıyla iddialı haberler, yorumlar yapılıyor.
- "Bir kaynaktan öğrendim" denilerek gerektiğinde belge, kayıt ya da yazışmayla desteklenmeyen söylentiler haber gibi aktarılıyor.
- Kaynağın "sızdırma" amacı ne kadar sorgulanıyor meçhul: Böylece iyi niyetli olunsa dahi medyada manipülasyona alet olma riski artıyor.
Tribünlerde Leyla Zana'ya küfreden işsiz güçsüz lümpenlerle, ülkenin en varlıklı salon beyefendisi arasındaki mesafe bir milim, o kadar... Kadınların tükürüğünde boğulmayı hak eden insan müsveddeleri.
Merhaba,
Alican Uludağ’ın tutuklanmasının ardından “Alican’ın Arkadaşları” adıyla başlayan dayanışma, gazetecilerin birbirine omuz verdiği güçlü bir örneğe dönüştü.
Tutuklu tüm gazeteciler özgür kalana kadar #HalkaYalanSöylemedik demeye, gazeteciliği savunmaya devam edeceğiz.
Son dönemin en etkili araştırmacı gazetecilik dosyalarından birini hazırladık, hiçbir başarı cezasız kalmazdı, nitekim daha @canancoskun 'un yazı dizisi bitmeden o ödül geldi:
Kısa Dalga’nın Vize İmparatorluğu yazı dizisine “milli güvenlik ve kamu düzeni” sansürü!
https://t.co/tieDscr1l9
Arkadaşımız Alican Uludağ, üç ay sonra tahliye edildi:
"Dün nasıl girdiysem aynı iradeyle çıktım. Gazetecilik yapmaya devam edeceğim."
Hoşgeldin @alicanuludag#HalkaYalanSöylemedik
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ’ın yargılanacağı davaya tam bir hafta kaldı.
Arkadaşımız, 21 Mayıs'ta hâkim karşısına çıkarıldığında cezaevinde üç ayı geride bırakmış olacak.
Bu tutukluluk, çoktan fiili bir cezaya dönüştü!
Bu yetmezmiş gibi, arkadaşımızın Ankara’daki mahkemeye Silivri’den SEGBİS ile bağlanması isteniyor.
Alican soruyor: "Hâkimin yüzünü görmeden yargılama mı olur?"
Biz de soruyoruz: "Bu nasıl hukuk?"
Berû Ajans (@NewsBeru) için Kemal'i yazdım.
Bir Fotoğraf Karesinde Sonsuza Dek Newroz’a Koşan Bir Genç: #KemalKurkut
...
Kemal’in o çıplak bedeni, aslında savunmasızlığının simgesiydi! “Bakın ve görün. Saklayacak hiçbir şeyim yok, sadece bahara olan özlemim, soluksuz nefesim, özgürlük için atan yüreğim ve bu haksızlığa olan isyanım var” diyordu adeta. Dokuz koca yıl Adliye Sarayı’nın koridorlarında yankılanan sessizlikle geçti! Kemal üstü çıplak, savunmasız, mermilerin arasından sıyrılmaya çalışırken orta yerde duran adaletsizliğe çarptı. Kemal’in o son bakışındaki isyan, mahkeme salonlarının soğuk duvarlarında yankılandı durdu.
Kemal, bir fotoğraf karesinde sonsuza dek 23 yaşında, sonsuza dek Newroz alanına doğru koşan bir genç olarak kaldı. Şimdi bir kez daha 21 Mart geliyor. Bir kez daha Kemal’in acısını yüreğinde hissedenlerin zihinlerine, baharın kokusuyla birlikte o barut ve kan kokusu sinecek. Ve bir kez dana Kemal’in yoldaşları gençler, elinde keman bulunan fotoğrafıyla, “Kemal sen baharın daha açmamış çiçeğisin, seni unutmayacağız” pankartları taşıyacak.
https://t.co/IdxaItzbM0
“BU NASIL HUKUK? SAVUNMA HAKKIM KULLANDIRILMIYOR”
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ (@alicanuludag ), cezaevinden mesaj gönderdi:
“Tutukluluğumun 26. gününde (17 Mart 2026) aylık tutukluluk incelemesi için cezaevinden SEGBİS aracılığıyla İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarıldım. Bu hukuka aykırı tutukluluğa karşı itirazlarımı dile getirmek için günlerce hazırlık yaptım. SEGBİS ekranına baktığımda birçok cezaevinden onlarca tutuklu da hazır bekliyordu. Görevli hakimin bana söz vermesini beklerken bir anda tek tek isimler okuyarak ‘Tutukluluğun devamına…’ dedi. ‘Herhalde onlardan sonra beni dinler’ diye düşündüm. Hakim isimleri sayarken ‘Alican Uludağ tutukluluk halinin devamına...’ dedi. Söz alıp itiraz ettim. Savunmamı almadan tutukluluğumun devamına karar verdi. Aramızda şu yönde diyalog geçti:
Hakim: Beyanlarınız için savcılığa dilekçe verin.
Alican Uludağ: Bir yargı muhabiri olarak beni dinlemeniz gerekiyordu.
Hakim: Savcı zaten mütalaasında tutukluluğun devamını istedi. Dosyada yeni bir durum yok.
Alican Uludağ: Ama savunmamı almadan karar vermeniz hukuka, savunma hakkına ve adil yargılanma hakkına aykırı.
Hakim: Alican Bey, dilerseniz şimdi beyanınızı tutanağa ekleyebilirim.
Alican Uludağ: Bu durum tutukluluk halimi değiştirecek mi? Siz önce infaz ediyorsunuz, sonra ‘Savunmanızı verin’ diyorsunuz. Bu nasıl hukuk?
Daha sonra hakime, savunmam alınmadan tutukluluk halimin devamına karar verdiğini beyanım olarak eklemesini söyledim. Yazdı mı bilmiyorum. SEGBİS odasından çıktım. Hücreme döndüm. Noterde miydim, mahkemede miydim anlamadım.
Gözaltına alınmama neden olan tweetlerden biri de ‘Çürümüş yargı düzeni’ ifadesiydi. Yaşadığım olaydan sonra aklıma bu söz geldi. Hukuka aykırı bir kararla tutuklandığım yetmiyormuş gibi şimdi de savunma hakkım kullandırılmıyor. Açıkça Anayasa’daki temel haklar ihlal ediliyor. Bu nasıl bir yargı düzeni? Orta Çağ’da mı yaşıyoruz? Hukuk nerede?
Silivri 9 No’lu Cezaevi”
Adalet Bakanlığı, gazeteci Alican Uludağ için soruşturma iznini 19 Şubat’ta birkaç saat içinde verdi.
Kovuşturma izni talebi ise 2 Mart’tan beri Bakanlığın tozlu raflarında. İddianamenin yazılması için gereken bu izin neden bekletiliyor?
Adalet Bakanlığı’na sesleniyoruz: Kararınızı gecikmeden verin, izni savcılığa gönderin.
#GazetecilikSuçDeğildir
Meslektaşımız ve arkadaşımız Alican Uludağ gözaltına alındı. Gerekçeler malum, bitmeyen deja vu... Gazetecilik faaliyeti ve şiddet içermeyen görüş beyan etmek 'suç' olamaz. Alican Uludağ'ı serbest bırakın. #GazetecilikSucDeğildir
Meslektaşımız, üyemiz Alican Uludağ sosyal medya mesajları gerekçe gösterilerek İstanbul’dan talimatla Ankara’da gözaltına alındı. Gazeteci Uludağ pek çok kez soruşturmaya uğramış ve gidip ifade vermiştir. Yargı camiasını çok yakından takip eden en başarılı gazeteciler arasındaki Uludağ'ın peşinen suçlu muamelesiyle gözaltına alınması dikkat çekicidir. Bu uygulama kabul edilemez, Uludağ derhal serbest bırakılmalıdır. #GazetecilikSuçDeğildir
Bir daha hatırlatalım. Gazeteci Hakan Tosun gece vakti bir sokakta defalarca ağır biçimde dövülüyor, saldırganlar motosikletle geliyor, araçla geliyor.
2,5 saat bekletiliyor, kimliği, çantası fotoğraf makinesi alınıyor.
Yakınlarda hastane varken daha uzak bir hastaneye kaldırılıyor. Kimliği tespit edilmedi diye saatlerce bekletiliyor, yoğun bakıma girmesi gerekirken.
Nihayet saatler sonra parmak izinden kimliği tespit ediliyor, yoğun bakıma alınıyor.
Ailesi muhatap bulamıyor. Kamuoyu ayaklanınca iki kişi gözaltına alınıyor. Ve montajlanmış bir video servis ediliyor.
Gazeteci Umut Taştan gidip olay yerini gören kamera kayıtlarını araştırıyor. Polisin almadığı, saldırganlardan birinin akrabaları tarafından alındığı anlaşılıyor.
Bunu söyleyen esnaf apar topar gözaltına alınıyor.
Suç gelmişi olan iki kişi olayı basit bir ağız dalaşı gibi gösterecek "kurgulanmış" ifade veriyorlar, tutuklanıyorlar ama arkasında kim olduğu hala meçhul.
Bütün bunlar olurken İçişleri Bakanı, Vali, Emniyet Müdürü devlet erkanı sessiz.
Hakan Tosun bir ay önce Cengiz Holding'in kapısında, Limak protestosunda.
Kendilerini "devlet" zanneden şirketler açıkça suç işliyor, bundan birkaç ay önce Çalık Holding'in kapısında hakkını arayan Erol Eğrek dövülerek öldürüldü.
Doğa talanına karşı çıkanlar her türlü gaddarlığa uğruyor.
Umut Taştan'ı kim, hangi cesaretle tehdit ediyor?
Esnafı tehdit edenleri değil, esnafı gözaltına aldıran kamu görevlisi kolluk görevlisi kim?
Hakan Tosun'un kimliği, çantası, kamerası nerde? Kim aldı?
Burası muz cumhuriyeti mi?
Bütün bu tablo karşısında soruyoruz, sormaya da devam edeceğiz HAKAN TOSUN NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?