🔴Tel Aviv'deki Ben Gurion Havalimanı'nda şu anda çatışmalar yaşanıyor.
"Bilet istiyoruz, uçak istiyoruz, İsrail'den ayrılmak istiyoruz!"
"İran füzeleri bizi ezene kadar burada kalmayacağız
Elazığ’da Seyda Molla Bahri İmam Hatip Ortaokulu öğrencilerinin, “11 Ayın Sultanı Ramazan’a Hoş Geldin” temalı koreografisi sosyal medyada gündem oldu.
Gösteride Kâbe, Mescid-i Nebevî ve Lafza-i Celal görselleri yer aldı. 🌙✨
Dedem Sultan ABDÜLHAMİD hanın Duası
SULTAN VE KERAMETİ...
Mahmud Allahverdi’nin anlattıkları;
Gençlik günlerimde, ben de herkes gibi Sultan Abdülhamid aleyhtarı idim. Okulda anlatılanları gerçek sanıyor, aleyhinde bulunuyordum. Bir gün yine ileri geri konuşurken terzi dükkanımda müşteri yerinde oturan tanıdığım yaşlı bir zat bana çıkıştı :
Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid Hanın aleyhinde konuşma. O büyük bir velî idi.
Ben buna kızarak karşılık verdim:
Kim demiş velî diye. Memleketi bu hale getiren O değil mi? Ben öyle iddialara kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi velî diye rivayet ediyor, kimi de hain diye...
Yaşlı zat elindeki bastonuyla beni dürttü, belli ki kızmıştı.
Bana bak, dedi. Şimdi sana öyle bir olay anlatacağım ki, bu ne bir iddia, ne de bir söylenti. Bizzat yaşadığım, şahit olduğum, bir olay bu!
Ben, bu defa dikkat kesilmiştim. Çünkü yaşlı tanıdığım, herhangi bir işitme ve söylenti değil, bizzat yaşadığı olayı anlatacaktı.
Nitekim başladı da anlatmaya:
Ben Osmanlı Devletinin başşehri İstanbulda doğdum. Babam memuriyeti sebebiyle orada görevli bulunuyordu. Ne var ki, geçirdiğim bir hastalık sonucu dilim tutulmuş, konuşma yeteneğimi kaybetmiştim. Sekiz yaşına kadar dilsiz halim devam etti. Hiç konuşamıyor, el-kol işaretiyle maksadımı anlatmaya çalışıyordum. Babam buna çok üzülüyor, ne yapacağını bilemez halde bulunuyordu.
Gitmedik doktor da, hoca da bırakmadı, ama hiç biri de fayda etmedi. Bir gün yaşlı bir komşumuz geldi, dedi ki:
Seni çok üzgün görüyorum, üzülmekte de haklısın. Bir baba için yavrusunun dilsiz olması kadar üzücü bir şey olamaz. Sana bir çare söyleyeceğim, bunu mutlaka yap!
Babam ümitle gözlerini açıp dinlemeye başladı:
Yarın şu yoldan Sultan Abdülhamid geçecek, ne yapıp yap oğlunu mutlaka karşısına çıkar ve Ona duâ ettir.
Osmanlı sultanlarında yedi evliya kuvveti vardır, ola ki şifa bula.
Bu tavsiye babamın aklına iyice yatmış olacak ki söylenen saatte yol üzerine çıktık, ümitle beklemeye başladık. Az sonra yaylı araba göründü, ama bizim Ona yaklaşmamız mümkün değildi. İzdiham çok fazlaydı. Uzakta kalışımıza çok üzüldük.
Fayton hizamıza gelince, beklenmedik bir olay oldu.
Ansızın durdu, içeriden başını uzatan Sultan, bize doğru bakarak seslendi:
Efendi! Çocuğu getir, çocuğu!
Şaşırdık. Babam heyecanla elimden çekerek beni arabanın yanına götürdü, elimden tutup yukarı çıkardılar.
Sultan, yanaklarımı okşadı, bir şeyler okuyor gibiydi. Az sonra bana:
Beni tanıyor musun, ben kimim? diye sordu.
Benim dilim tutuktu, cevap vermem imkânsızdı.
Ama bir şeyler hisseder gibi oldum. Birden dilim çözüldü, cevap verdim:
Sen bizim Padişahımızsın!
Bunun üzerine babam,
Allah Allah diye feryadı bastı.
Beni aşağı indirdiler. Bundan sonra bülbül gibi konuşmaya devam ettim.
İşte evladım, bu olay bir işitme falan değil, bir yaşamadır. Sakın ola ki Osmanlı sultanları aleyhine konuşmayasın. Onlarda gerçekten yedi evliya derecesi vardı. Dilimin açılmasına sebep O nun duâsıdır...
28 Şubat… Bu aziz milletin imanına, değerlerine ve İslam şuuruna vurulmak istenen pranganın adıdır.
Asırlardır üç kıtada adaletle hükmeden, fetihlerde “Allahu Ekber” nidalarıyla yürüyen bir milletin evlatları; kendi vatanında inancıyla imtihan edildi. Başörtüsü üzerinden yürütülen baskılar, yalnızca bir kıyafete değil; bir kimliğe, bir duruşa, bir medeniyet tasavvuruna yönelmişti.
Üniversite kapılarında bekletilen genç kızlarımız, “ikna odaları” adı altında inançlarından vazgeçmeye zorlandı. İlim talebiyle çıktıkları yolda, ya başlarını açmaları ya da hayallerinden vazgeçmeleri istendi. Kimi okulunu bırakmak zorunda kaldı, kimi gurbet yollarına düştü. Bu milletin evlatları kendi yurdunda ötekileştirildi.
Oysa bu topraklar, ezanla yoğrulmuş; şehit kanıyla sulanmış; adalet ve merhamet medeniyetinin mirasını taşımaktadır. 28 Şubat, işte bu köklü hafızayı silme çabasının bir tezahürüydü.
Fakat unutuldu sanılan değerler, küllerinden yeniden doğdu. İmanına ve kimliğine sahip çıkan bu millet, baskılara boyun eğmedi. Dün fetihlerde yükselen tekbirler nasıl susturulamadıysa, bugün de bu milletin İslam şuuru ve inancı susturulamayacaktır.
28 Şubat, hafızamızda bir acı olarak dursa da; aynı zamanda direnişin, sabrın ve yeniden ayağa kalkışın sembolüdür.
Sultan Abdülhamid Han Hazretleri’nin vefatının sene-i devriyesinde; Ayasofya’da eda ettiğimiz sabah namazının ardından, ecdadımıza vefa niyetiyle binlerce gönülle türbesine doğru yürüdük. Dualarımızda onu yâd ettik, bıraktığı mirası ve taşıdığı ümmet emanetini bir kez daha hatırladık.
Bu yürüyüş; bir hatırayı değil, bir şuuru diri tutmanın adımıydı. Ecdadını unutmayan bir milletin, istikametini de kaybetmeyeceğine inanıyoruz.
Rabbim, bizleri tarihine vefalı, ecdadına layık kullarından eylesin.
#sultanabdülhamid #SultanAbdülhamidHan #osmanlı #osmanlıtorunları #keşfet
Çakma solculara ithafen;
Beni tanıyan herkes bilir ki, bugüne kadar bir hatıra fotoğrafı çektirmek isteyen hiçbir kimseyi kırmadım. O gün de durum bundan ibarettir. Devlet ricalinin katıldığı, davetli olduğum bir programda, çıkışta birçok kişiyle olduğu gibi kim olduğunu dahi bilmediğim bir şahısla bir kare alınmıştır.
Biz fotoğraf çektirirken insanlara GBT yapmıyoruz. Bir insan bugün suçlu çıkabilir, yarın bir suç örgütü kurabilir; bunun 20 yıl önce çekilmiş bir hatıra fotoğrafıyla ne ilgisi vardır? O tarihte bu kişinin ne bir kanalı vardı ne de bugün isnat edilen yapılar söz konusuydu. Sadece fotoğraf talebini kırmadık. Mesele bundan ibarettir.
Buradan açıkça sesleniyorum: Bu tek kare üzerinden benim o şahısla bağlantılı olduğumu ima edenler ancak kendilerini kandırır. Bu fotoğraf dışında tek bir irtibatımı ortaya koyun.
Ben aziz ecdadımın hatırası üzerine konuşuyorum; onların temiz ve pak isimlerine en küçük bir gölge düşürecek bir ilişki içinde olmam söz konusu dahi olamaz.
Dün “ne Osmanlıymış!” diyerek küçümseyenler, bugün başka kimlikler üzerinden üzerimize geliyor. Farklı ideolojik kamplardan görünenler bir konuda birleşiyor: İtibarsızlaştırmak, karalamak, algı üretmek. Kimisi sözle saldırır, kimisi iftirayla çelme takar; fakat hedef aynıdır.
Adımızı dillerinden düşürmezler; çünkü dertleri hakikat değil, oluşturdukları algıdır. Her fırsatta aynı senaryo, aynı çaba, aynı karalama kampanyası…
Gerçek budur.
Gerisi algıdır.
Mesele kapanmıştır.
Fenerbahçe Beko forması sadece bir kulübü değil, bu milletin onurunu da temsil eder!
Geçtiğimiz aylarda Sırbistan’da, KK Partizan taraftarının Sultan dedemiz I. Murad Han’ın şehadetini alçakça tasvir eden provokasyonuna karşı, Fenerbahçe tribünlerinden yükselen cevap bir pankarttan ibaret değildi — o, tarihe, ecdada ve şehide sahip çıkma iradesiydi!
Şehit padişahımıza uzanan dile karşı susmayan, sahayı sadece parkeden ibaret görmeyip milli hafızayı savunan tüm Fenerbahçeli kardeşlerimizi yürekten tebrik ediyorum.
Unutulmasın:
Bu millet ecdadına dil uzatılınca geri adım atmaz.
Tarihimize saygısızlık yapanlar, karşılarında sadece 5 oyuncu değil; bir milletin vakur duruşunu bulur!
Helal olsun size… Tribünde de tarihte de dimdik!
🔴 İstanbul Emniyet Müdürlüğü, sosyal medyaya yansıyan sokak röportajına ilişkin inceleme başlattı.
▪️Görüntülerde suçu ve suçluyu övücü ifadeler kullandıkları belirlenen yaşı küçük 4 şahıs yakalandı.