Everyday you should:
Become slightly more Attractive.
Gain a little Knowledge.
Strengthen a Relationship.
Build something.
You will succeed.
Quote by @MikeRMedici
Arjantin ve Türkiye'de enflasyon yüksek..
Bir çok ülkede ise düşük.
Ama peki 2 olan enflasyonun 3.5 olması diye bir durum var.
25 olan enflasyonun 30 olması da var. Birindeki artış%75 diğerindeki artış %20..
Kafam karıştı şimdi.
Nasıl oluyor o zaman.
Kronik enflasyon ülkelerindeki enflasyon diğeri için ölümcül.
Aradaki farktan biraz bahsedelim...
Enflasyona bakarken en sık yapılan hata, onu bir sayı olarak görmektir. Oysa sayı, hikâyenin yüzeyidir.
Bir ülkede enflasyon 2 iken 3.5'e çıkmışsa bu bir sapmadır; beklentiler hâlâ yerindedir, kimse telaşa kapılmaz, sistem bir sürede ortalamasına döner veya herkes buna göre davranır.
Başka bir ülkede ise enflasyon 35'tir ve bu artık bir seviye değil, bir rejimdir.
İnsanlar onu içselleştirmiştir. Fiyatlar geçmiş maliyetlerden değil, beklenen gelecekten beslenir.
Sözleşmeler kısalır, kira dövize bağlanır, para değer saklama görevini bırakır. Aynı kelimeyi kullanıyoruz ama iki ayrı olgudan söz ediyoruz.
Burada asıl mesele yükseklik değil, belirsizliktir. 3.5 neredeyse kesin 3.5'tir.
35 ise istikrarlı bir 35 olmak zorunda değildir; çoğu zaman 35 ile 25-50 arasında gidip gelen, öngörülemeyen bir süreçtir. İktisadi hasarın büyük kısmı buradan gelir.
Belirsizlik yatırım ufkunu kısaltır, sermayeyi üretimden çekip korunmaya kaydırır. Kimse on yıllık plan yapmaz, herkes önümüzdeki çeyreği kurtarmaya bakar.
Peki ya 35 de çapalıysa?
Diyelim aktörler onun 35 kalacağına inanıyor, varyans düşük, herkes gelecek yılı da 35 diye fiyatlıyor. İşte burada ilginç ve fazla küçümsenen bir gerçek var: eğer 35 gerçekten öngörülebilirse, anlık hasar açısından 3.5'e yaklaşır. Çünkü asıl yıkıcı olan belirsizlikti, onu çözdüğünüzde ekonomi uyum sağlar. Kontratlar 35'e göre endekslenir, faizler buna göre oturur, kur öngörülebilir bir patikada yürür. Sistem çalışır, sadece çok pahalıya çalışır.
Bir motorun aşırı benzin ve yağ yakması gibi. Çalışır ama motoru da yer.
Türkiye ile Arjantin'in farkı da tam buradadır aslında: ikisi de yüksek, ama Türkiye dönem dönem "çapalı yüksek"e yaklaşırken, Arjantin çoğu zaman çapanın hiç tutmadığı, varyansın patladığı bölgededir.
Ama çapa kelimesi iki düzeyde aynı şeyi anlatmaz.
Düşük enflasyonda çapa bedavadır; kimse onu düşünmez bile, kendiliğinden tutar.
35'te çapa, sürekli bakım isteyen bir mühendislik yapısıdır. Çünkü o düzeyde her şey endekslenmiştir ve endeksleme, geçmiş enflasyonu geleceğe taşıyan bir eylemsizlik motorudur.
Çapa ancak bu motorun hızını tam dengelediği sürece durur.
En küçük şok onu kaydırır.
Dahası, bu çapa simetrik değildir. 35'lik bir denge küçük bir olumsuz şokta kolayca 50'ye sıçrar, ama ciddi çalışma yapmadan 20'ye inmez. Onu mümkün kılan beklenti yapısı, zaten yukarı gitmeye psikolojik olarak hazır bir yapıdır. Yukarı doğru gevşek, aşağı doğru kilitlidir.
Düşük enflasyon çapası ise her iki yönde de ortalamaya çeker; biri yayı bastırır, öteki kendi yerine oturur.
3.5'te çapayı unutabilirsiniz. 35'te çapa, her gün elinizle bastırmanız gereken bir yaydır; bıraktığınız an yukarı fırlar. İki ülkenin enflasyonu birbirine yaklaşmış gibi görünse de, biri çapalı bir nominal sistem içindeki geçici bir oynamadır, diğeri beklentilerin kilitlendiği ayrı bir dengedir. Aynı sayıyı paylaşsalar bile aynı denklemin çözümü değillerdir.
Kısacası, 3.5 bir sayıdır; 35 bir sistemdir. Ve sistemin sayıya benzemesi, onu sayı yapmaz.
Konutta doğru hedefin tahsis etkinliği olması lazım: doğru kişinin doğru konutta oturması, hayatı değişenin taşınabilmesi. Tek düşman konutta kilitlenme. Üç vergi kaldıracı var; üçü de bu hedefe göre ayarlanmalı.
Önce etkin piyasa”lafını netleştirelim — iki şey karıştırılıyor:
• Tahsis/mobilite etkinliği (taşınabilmek): gerekir, istediğimiz bu.
• Finansal-piyasa etkinliği (likidite, sürtünmesiz al-sat, sık devir): konut için hedef değil; konutu hisse gibi likitleştirmek tahsis değil finansallaşma üretir (Vancouver/Londra: likit ama boş duran konutlar).
1) Tapu harcı → DÜŞMELİ.
İşlem vergisi mobiliteyi doğrudan kilitler; gidiş-dönüş ~%8 maliyet insanı yanlış evde tutar. Hem meşru taşınmayı engeller hem spekülasyonu hedefli kesemez, en kötü araç.
2) Emlak vergisi → YÜKSELMELİ.
Harcı indirince geliri yerine koymak ve pasif istifi pahalılaştırmak gerekir; emlak vergisi devri engellemeden bunu yapar. Türkiye burada dünyanın dibinde, yinelenen emlak vergisi yükü (gelir/sermaye stoku, Tax Foundation 2025): İngiltere %2,57, ABD özel sermaye stokunun %1,81’i, 27 Avrupa ülkesinde ortalama %0,41 , Türkiye %0,01. Yükseltmek yeni vergi değil, dengeyi dünya normuna çekmek.
3) Değer artış (gelir) vergisi → DEĞİŞMELİ — lock-in’i kesecek şekilde.
Kötü tasarlanmış gelir vergisi harçla aynı lock-in’i üretir: vergiyi ödersin, yenisini alamazsın. Dünyada çözüm belli; oturulan ev muaf ya da yeniden yatırımda gelir vergisi ertelenir: İngiltere/Kanada/Avustralya ana konut tam muaf, İspanya 2 yılda yeni ana konuta yatırırsan muaf.
Sonuç: Üç kaldıracın ortak paydası lock-in olasılığını düşürmek. Düşük harç (mobilite serbest) + ciddi emlak vergisi (istif pahalı) + kullanım-bazlı gelir vergisi (taşınanı bırak) = tahsis etkin, spekülasyon hedefli frenli, finansallaşma sınırlı.
Konut barınmadır; etkinlik isteniyorsa üç ayak birlikte tasarlanmalı.
I will pivot the original conversation a bit from the little kids to general youth population.
He has a point on not turning the tech into a scapegoat and put all the blame for our social problems.
The tech is definitely in top 5 causes of social issues. Thus his educated guess - 15-20% - is reasonable.
However, the real problem is the new economy, attention economy do not offer jobs, a relatively safe, predictable pathway to future as much as the previous industrial age.
Secondly, the public spaces are shrinking and public services quality are deteriorating. Thus, both the price you pay and satisfaction you get from participating in society (i.e playing real life instead of being stuck on screen) keeps rising.
The older generations created a vacuum for their children and youngsters. They do not see a future in old ways (go to uni, get a job, get married before or just at 30s).
The tech did not cause the vacuum initially, actually offered a valid "virtual" better world.
Over time though, it became one of the causes of the society's dysfunction.
And it seems nobody remembers "how it all started" as usual with human history.
Peter Thiel on screen time for kids:
“If you ask executives of social media companies how much screen time they let their kids have— there’s probably an interesting critique one could make.”
@andrewrsorkin: “What do you do?”
Thiel: “An hour and a half a week.”
*audience gasps*
Ülkede sol yada sağ paramiliter güç olmadığı için dalyaprak patron ve kamu gücü oluyor. Halkı temsil eden bir güç yok. Sokakta çocuk ve kadın koruyamaz olan devletten medet ummak bizim gibi orta doğu tipi halklara layık. Biz toplum değil topluluğuz. Daha erişmedik medeniyete. ++
Kalkınmacı ve ithal ikameciliğe dayalı ekonominin düzgün uygulanmamasını, çarpıtarak genel kaide gibi sunması takdire şayan.
Lakin teşvik sisteminin daha seçici olması lazım kesinlikle.
Teşvik sisteminin 3-5-10 senelik net hedeflere (örnek: savunma sanayiinde kullanılacak kalitede çelik üretimini %20 artırmak ya tarımda kullanılan gübre üretiminde ithal oranının %10 düşürülmesi vs..) bağlanması lazım.
Diğer türlü maalesef, ahbap-çavuş kapitalizmi ile bir avuç uyanık iş adamı kılıklı şark kurnazını besliyoruz.
Sonrasında da "döviz baskılanıyor, Çin ile rekabet edemiyoruz vs.." diyip inşaata yanlıyorlar ya da arsa/eve parayı gömüyorlar. Yılların teşvikleri boşuna gidiyor.
Üstüne bir de inşaat sektörü gibi aslında bir ülkenin kalkınmasının önemli bir sac ayağı olan bir sektör, en vasıfsız insanların eline düşüyor. Herkesin gözünde "çakal sektörü" imajı oluşuyor.
I would say nice beautiful lies and kind ugly truths.
Following and telling the truth is essentially kindness. The truth seems, sounds "ugly" at the first time you are exposed to it.
Lies are never kind, they are just nice.
Bugünlerde bu erken yatmayı, uyku ölçmeyi, sağlıklı yaşamın kadim bir bilgisi olarak paketleyip, en erken ben kalkarım, hiç bir gün rutinim sekmez gibi bir ritüele/ibadete dönüştürmesi, insanın yine hissettiği anlamsızlığa anlam yükleme zorlaması gibi geliyor.
Lakin bir faydası olur diye kendim bir iki kelam edeyim;
2010 başlarından beri gece 11-11:30 yat, sabah 6:30-7:00 default mod.
Gece dışarı çıkınca da, maksimum 3 gibi pilim biter genelde. O zaman da 9 gibi kalkarım, spora gider, ardından gün içi 1-2 saat siesta ile çözerim.
Her akşam bir sonraki güne geçmeden, telefonu bilgisayarı kolunun erişemeyeceği bir yere at, ışıkları kapa
Güzel bir yatak, TV karşısı, içine gömülebildiğin güzel bir koltuk ve simsiyah bir göz bandı yatırımı yap. TV'yi de otomatik kapatmaya ayarla.
7-8 saat uyuduysan - yazın 6-6.5 saat de olabilir, erken güneş doğduğu için - gerisi teferruat. Mesele güneş doğumu ardından kendin uyanabilmek.
Bir dönem alemcilik, ortamcılık, gececilik revaçtaydı. Geç yatma konusunda çıtalar aşılır, rekorlar kırılırdı. Gece 2’den önce yatamam; sabah 4’te film açtım, sabahladım, uyumadan işe geldimler modaydı.
Şimdi çağ wellnessçılık çağı, çağ uyku kalitesi çağı. Uyuma saati sürekli erkene çekiliyor. Bir ara trend 12’ydi, sonra 11’ler 10’lar görür olduk ki. Dün biriyle laf açıldı, diyor ki akşam 8:30’da yatağa girerim. Yok beş, artık bu ne ya.
https://t.co/3fY0RHYsnU
Seçim sonrası yayımladığu bu yazıda kısa ve net açıklamıştı.
Ayrıca TR'nin sermaye gruplarının yekpare bir grup olmadığını, ağırlıklı olarak emek yoğun sektörleri içeren grupların (örn: MÜSİAD) çıkarlarının 2021-2023 arası korunduğunu - ucuz işgücüne dayalı ihracat ve istihdamın korunması - açıklamıştı.
Yazıda referans verdiği çalışma;
https://t.co/HctaQybUpv