@omerturantv72 Sizin yazdıklarınızın yuzde ellisi gerceklesmis olsaydi abd İsrail iranin 10 maddelik anlaşma şartlarını kabul edemiydi...10 maddeyi iyi okuyun dunya sizin gibi düşünmüyor malesef
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan:
“Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığım görüşmede, İran'ın bu vahşi savaşı başlatmadığını vurguladım. Saldırılara karşı savunma, hepimizin bildiği doğal bir haktır.
Bölgedeki ABD üslerinin İran'a karşı, komşularımızla ilişkilerimizi bozma amacıyla kullanılmasına son verilmelidir.
Bölgede barış ve istikrar, Siyonist-Amerikan saldırganlığının ülkemize karşı görmezden gelinmesiyle sağlanamaz.
İran İslam Cumhuriyeti zorbalara teslim olmayacaktır. Uluslararası toplumun bu saldırganlığı kınamasını ve saldırganları uluslararası hukuka saygı duymaya ikna etmesini bekliyoruz.
Yanlış bilgilere dayanarak ve bir ülkeyi fethetme amacıyla savaş başlatmak, 21. yüzyılda Orta Çağ'dan kalma bir uygulamadır.
Topraklarımıza saldırılmamasını sağlamadığımız sürece, saldırganlığı durdurmaktan bahsetmek anlamsızdır.”
Fatih Altaylı, İlber Ortaylı ve Celal Şengör'ün birlikte katıldığı ve henüz yayımlamadığı son bir program daha olduğunu açıkladı:
En büyük korkularımdan biri, İlber’in ben cezaevindeyken hayatını kaybetmesiydi.
Son bir kez sarılmak istiyordum.
Çıktıktan sonra ilk arayan oydu. ‘Ben ameliyat olacağım, öncesinde bir program çekelim’ dedi. ‘Daha programlara başlamıyorum, sen hastaneden çıkınca çekeriz’ dedim.
Niye ameliyat öncesi çekmek istediğini anlıyordum. ‘Çek sonra yayınlarsın, biz programı yapalım, Celal’e söyle o da gelsin’ dedi.
Aslında veda programıydı. Çektik. Henüz yayınlamadık.
Onu herkes çok özleyecek. Bu kez, vah kalanlara…
İlber Ortaylı’nın olmadığı bir güne uyanmak çok acı verici.
İran İnkılap Rehberi seçilen Ayetullah Mücteba hakkında çok azımız bilgi sahibiyiz. Kimi Türk basını da olmak üzere onun yurt dışında bir sürü malvarlığının olduğu söylendi.
Hem İran sosyolojisini ve hem kendilerini tanımak açısından kayın babasının dilinden Mücteba Hamaney'in evliliğini aktaracağım. İsteyenler bunun doğruluğunu araştırabilir. Zamanında İtimad gaztesinde de yayınlandı. Ş. Ayettullah Hameney ve dönürü Haddad Adıl arasında geçen diyalogları okumanızı tavsiye ederim.
Sayın Haddad-Adel şöyle anlatıyordu: "1998 (Hicri Şemsi 1377) yılında bir hanım evimizi aradı ve görücü usulü ziyarete gelmek istediklerini söyledi. Hanımım, kızımızın şu an lise son sınıfta olduğunu ve öğrenimine devam etmek istediğini belirtti. Karşıdaki hanımefendi tekrar sordu: 'Mümkünse gelip kızınızı görelim, gerisine sonra bakarız.' Ancak hanımım kabul etmedi.
Sonra hanımım ona, 'Siz kendinizi tanıtır mısınız?' diye sordu. O da 'Ben Dini Lider’in (Makam-ı Muazzam-ı Rehberî) hanımıyım' dedi. Hanımım heyecan ve telaşla tekrar selam verip hürmet gösterdi ve 'Şimdiye kadar gelen herkese olumsuz yanıt verdik. Ancak siz bekleyin, Beyefendi (Dr. Haddad-Adel) ile konuşayım, sonra size haber veririm' dedi. O dönemde hanımım Hedayat Lisesi'nin müdürüydü.
Benimle konuştuktan sonra, kızımızın haberi olmadan ve eğer beğenmezlerse kızımızın gururu kırılmasın diye gelip onu okulda görmeleri konusunda anlaştık. Önceden yapılan koordinasyonla Efendi'nin (Hamaney'in) hanımı geldi, onu okulun ofisinde gördü ve gitti. Birkaç gün geçti, bir iş için Efendi'nin yanına gittim. Efendi, 'Hanım istihare yaptı, sonucu iyi çıkmadı' buyurdu.
Bu olayın üzerinden bir yıl geçti. Efendi'nin ailesi tekrar arayıp görücüye gelmek istediklerini söylediler. Hanımım, 'Kararınız nasıl değişti?' diye sordu. Efendi şöyle buyurmuş: 'Bizim hanım istihareye çok inanır, ilk seferinde iyi çıkmadığı için vazgeçmişti.' Efendi'nin hanımı da 'Kızınız tesettürlü, eğitimli ve iyi bir kız olduğu için tekrar istihare yaptım, bu sefer iyi çıktı; izin verirseniz gelelim' demişti.
O sırada kızımız diplomasını almış ve üniversite sınavına girmişti. Ön hazırlıklardan sonra bir gün Efendi'nin oğlu (Mücteba) ve annesi, geline hediye olarak bir top kumaşla geldiler. Konuştuk, Mücteba gittikten sonra kızımın fikrini sordum, o da olumluydu.
Birkaç gün sonra Efendi'nin huzuruna gittik. Efendi, 'Doktor Bey, akraba oluyoruz' dedi. 'Nasıl yani?' dedim. 'Ailemiz gitti, beğendi ve görüşmelerde tam sonuca varıldı; sizin fikriniz nedir?' dedi. 'Efendim, irademiz sizin elinizdedir' dedim.
Efendi şöyle buyurdu: 'Hayır, siz doktorsunuz, üniversite hocasısınız; hanımınız da öyle. Sizin yaşam standartlarınız uygun, ancak benim hayatım öyle değil. Eğer tüm mal varlığımı yüklemek istesem, kitaplarım hariç bir kamyonet bile etmez. Burada da iki iç oda (enderuni) ve yetkililerin benimle görüştüğü bir dış oda (biruni) var. Ev alacak param yok. Bir ev kiraladık; bir katında Mustafa, bir katında ise Mücteba yaşıyor. Kızınla konuş ki, Lider’in gelini olunca zihninde başka şeyler canlandırmasın. Biz böyle yaşıyoruz. Ama sizin nispeten iyi bir hayatınız var. Eğer o bu hayata girmek isterse biraz zorlanabilir. Mücteba din görevlisi kıyafeti de (muammem) giymiyor; Kum'a gidip ders okumak ve ruhani (din adamı) olmak istiyor. Bunların hepsini ona söyle ki bilsin.'
Ben de kızıma söyledim, o da kabul etti. Efendi'nin Cumhurbaşkanlığı öncesinden kalma, Tahran'ın güneyinde kiraya verdiği ve geçimini oradan sağladığı bir evi var; Liderlik maaşı almıyor ve dini fonlardan (vücuhat) yararlanmıyor.
Nikah töreni ve mehir hakkında konuşurken Efendi şöyle buyurdu: 'Mehir konusunda yetki kızınızdadır. Ancak ben halk için nikah kıyarken 14 altın sikkeden fazlasına kıymamayı adet edindim ve şimdiye kadar da kıymadım. Eğer isterseniz 14 sikkeden fazla mehir belirleyebilirsiniz, ancak nikahı başkası kıyar. Benim açımdan bir sakıncası yok. Ama halk için 14 sikkeden fazlasını kıymadığım için kendi gelinim için de kıymam.'
Ben 'Efendim, öyle olmaz. Hanımıyla konuşurum, karşı çıkacağını sanmam' dedim. Nikah töreni için de 'Bir salonda yapabilirsiniz ama ben katılamam' dediler. Ben de 'Nasıl uygun görürseniz' dedim.
Buyurdular ki: 'İsterseniz bu iki iç oda ve bir dış odayı birleştirin. Kaç kişi sığarsa yarı yarıya bölüşürüz; yarısı bizim aileden, yarısı sizin aileden misafir çağırırız.' Hesapladık ve 150-200 kişiden fazlasının sığmayacağını gördük. Birinci derece akrabalarımızı bile çağıramıyorduk ama kabul ettik.
Efendi; akrabalar dışında Sayın Hatemi, Sayın Haşimi (Rafsancani), Sayın Natık (Nuri), üç erkin başkanları ve Dr. Habibi'yi davet etti. Tek çeşit yemek yapıldı. Bunlardan önce çarşı alışverişi konusu açıldı. Efendi'nin oğlu, 'Ben ne yüzük, ne saat ne de başka bir şey istiyorum' dedi. Efendi, 'Hoş olmaz' dedi. Ben de 'En azından bir halka alsınlar' dedim. Ancak Efendi şöyle buyurdu: 'Bende bir akik yüzük var, birisi hediye getirmişti. Eğer kızınız kabul ederse onu ona hediye ederim, o da halka niyetine Mücteba hediye etsin.' Kabul ettik, yüzüğü aldık ve sonra Mücteba'ya verdik. Biraz büyüktü, bir kuyumcuya götürüp küçülttürdük ve masrafı 600 Tümen tuttu. Özetle damadın yüzük masrafı 600 Tümen oldu.
Efendi'ye 'Tüm bu konularda ihtiyatlı davrandık, artık gelinliği bize bırakın' dedik. O da 'Onu usulüne göre halledin' dedi. O günlerde kendi oğlumuz için de düğün yapıyorduk ve gelinimiz için bir gelinlik diktirmiştik.
Kısacası, kendi gelinimiz kullanmadan önce, o gece kızımız o gelinliği kullandı. Sonra Efendi, 'Ben bir makine halısı veriyorum, siz de bir halı verin' dedi ve tören bu şekilde gerçekleşti. Düğün için bizim akrabalardan iki Peykan (araba markası), Efendi'nin akrabalarından da iki Peykan gelmişti. Bizim evdeki tören saat bire kadar sürdü. Efendi'nin ailesi gelini götürmeye gelmişlerdi, ancak Efendi'nin görünüşe göre bir işi vardı ve gelmemişti. Fakat gelini eve getirdiğimizde baktık ki Efendi hala uyanık, oturmuş gelinin gelmesini bekliyor. Şöyle buyurdu: 'Ahlaken ve vazife gereği, gelinimizin evimize ilk adımını attığı an onu uğurlamayı (karşılamayı) ve hoş geldin demeyi kendime borç bilirim.'
Çok şaşırmıştık, Efendi'nin o saate kadar uyanık olacağını düşünmemiştik. Hatta Efendi o gece yemek bile yememişti. Ailesi çok meşgul olduğu için Efendi'ye yemek vermemişlerdi. Efendi, 'Doktor, bu gece akşam yemeğimiz de yoktu. Korumalardan birine 'Yiyecek bir şeyiniz var mı?' diye sordum. 'Biraz ekmekten başka bir şey yok' dediler. 'Getirin, onu yeriz' dedim' buyurdu.
Gelin içeri girince Efendi onlara birkaç dakika hayatta anlayış, evliliğin şartları ve önemi üzerine konuştu; kapı eşiğine kadar gelini uğurlayıp (eşlik edip) hoş geldin dedi. Bu makamdaki birinin bile nezaket kurallarına bu denli uyması ne kadar değerlidir. Bunlar İslam Devrimi'nin ve şehitlerin kanının bereketidir. Ofisin en küçük eşyasının bile kullanılmamasını emretmiştir, çünkü onlar beytülmaldır. Bir ulaşım sorunu çıksa dahi ofis araçlarını kullanmaya izinleri yoktur."
@nevzatcicek Koca koca devletlerin cin ve ruya da dahil olduğu konsey hic abd İsrail için birsey söylememisler sanki savaşı İran başlattı sanki tek taraflı İran saldırıyor yazıklar olsun böyle adalete lanet olsun BM lere...
Laikliğin önemini hala anlamayanlara #UğurMumcu anlatıyor;
“Mustafa Kemal’i laikliğe yönelten ana neden, Kurtuluş Savaşında, dinin;
İngiliz işgal kuvvetlerince kullanıldığını görmekten kaynaklanır!
Hz.Muhammed’in torunu olduğunu öne süren Mekke şerifi Hüseyin İngiliz ajanıydı”
Bu savaş İsrail ve İran savaşı. Bu savaşta ABD İsrail’in kuklası durumunda ve bu savaş Nato’nun savaşı değil. NATO’da alınmış bağlayıcı bir karar yok. Niçin Türkiye İran’da rejim değişikliği ve parçalanma isteyen İsrail için NATO tesisi olan Kürecik radarının kullanılmasına müsade ediyor. Ayrıca İran’ın işi bitirilirse sıra Türkiye ve Pakistan’a gelecek. Bölgede İsrail’e endeksli siyasi ve ekonomik harita çizmeye çalışıyorlar.
#SONDAKİKA İran’ın ateşkes şartları açıklandı:
— Netanyahu’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesi.
— 7 Ekim sınırlarına geri çekilme.
— Trump’ın Gazze planının iptal edilmesi.
— Tüm yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş İran fonlarının iade edilmesi.
— İran’ın nükleer haklarının tanınması.
— Lübnan, Suriye ve Yemen’den çekilme.
— Arap topraklarındaki tüm ABD üslerinin boşaltılması.
— Trump’ın Hamaney’den kamuoyu önünde özür dilemesi.
— İran’a uygulanan tüm yaptırımlar için tazminat ödenmesi.
#SONDAKİKA
🇺🇸 Eski ABD istihbarat subayı Scott Ritter:
“Bu savaşı kaybediyoruz..Çünkü Amerika’nın bir süper güç olduğunu ve kendilerini koruyabileceğini düşünen herkes yakında uyanacak ve Amerika’nın yalan söylediğini, aslında kimseyi koruyamadığını anlayacak.”