@avuntusaati@aykiri Ben Vatikan ve Vatikan Müzesine Topkapı ve Ayasofya’dan daha az ücret ödüyorum. Şöyle diyeyim Ayasofya+Topkapı Sarayı 70 Euro
Vatikan Bazilikası, Sistina Şapeli, Vatikan müzeleri 25-30 Euro
Mustafa Karataş’ı günahım kadar sevmem. Vasıfsız, bilgisiz, seviyesiz, etkileşim delisi toy bir çocuk sadece. Ama burada anlaşılması gereken mesele şu ki eleman geçmişte ne kadar kötüyse bugün de kötü, hiçbir şey değişmedi aslında.
Mesele bugün yaptıklarının, onu buraya getiren abilerinin işine gelmiyor olması ve ne yazık ki Beşiktaş taraftarlarının ve taraftarlığının, mafya bozuntusu bir NATO artığı eliyle şekillendirilmeye çalışılıyor olması.
İstediğine linç başlatır, istediğine kombine aldırtmaz, istediği topçunun yangınını yaptırtır ve istediği adamı gerekirse kulübe sokturmaz. Ancak birazcık aklı çalışan herkes bilir ki hırsızların kavgası, pastadaki pay oranı azalınca başlar.
Bu sebeple demem odur ki böyle oyunlara, gazlara gelmeyin. Hiçbirinin hiçbir koşulda gayesi, amacı Beşiktaş falan değil. Herkes kendi ekmeğinin ve priminin peşinde. Ama sıfır sıkıntı. Sabaha daha çok var; ama biliyoruz ki bir sabah var.
Serdal Adalı’nın kalibresi bu kadar, yönetim üslubu bu. Altı kaynatıp, elinde tuttuğu maşasıyla istediği zaman istediği yerde ayıklama yapmak istiyor. Güç zehirlenmesi yaşayan, kendini üstün zeka zanneden her yöneticinin ortak hatasıdır bu maalesef.
Neyse, biz bildiğimiz yoldan dümdüz devam. Dönen dönsün; ben dönmezem yolumdan!
Uzun zamandır yaşanılanları sabırla izliyorum ama bu son yaptığınız gerçekten çok büyük yanlış. Kimin aklıyla insanların BEŞİKTAŞ sevdasını kafanıza göre engelliyorsunuz bilmiyorum ama uçurumdan aşağı doğru gidiyorsunuz. Bu tribün yapılan hiçbir şeyi unutmadı, bu günden sonra da unutmaz. Sırf tribün listelerine girmiş diye geçen sene kombine alan insanları kara listeye almak, nezdimizde üstünüze kara bir çizgi çektirdi.
Bu camiadan kimler geldi, kimler geçti. Kimisi güzel anıldı gitti, kimisi kötü. Sizin de bu hareketlerle nasıl anılacağınız malum. Tribünü yok saymak, yapılan emekleri ve verilen mücadeleyi unutmak nankörlüktür. Bugüne kadar verdiğiniz hiçbir sözü tutamamış olmanıza rağmen bu kadar cürretkar konuşmanız da maalesef trajikomik, Sayın Başkan.
Beşiktaş’ta ciddi bir problem var. Camia genelinde bozulma var. Bunları görmezden gelerek bir tek tribünü yorumlayıp konuşmak ve üstüne yaptırım uygulamaya çalışmak acizlik göstergesidir. Geçen sezon sene başında Maçka’da yaşanan bir olayda , sırf size muhalif yazılar yazan grup diye birçok arkadaşımıza, kardeşimize 6222 yasasından seyirden süresiz men cezası uygulandı aynı şekilde şahsımada 6222 yasasından süresiz men cezası verildi ve hala devam etmekte tribün içerisinde o kadar problem çıkaranlar varken bizler kötü ilan edildik sonrasında yaptıklarınızla bir kesimin takdirini alsanız da bugün geldiğimiz noktada Beşiktaş tarihinin en başarısız yönetimlerinden birisi oldunuz. Geldiğiniz dönemden bu döneme borcun iki katına çıkması da cabası. Buna rağmen hala şakşakçı bulabiliyorsunuz diye böyle kibirleniyorsunuz anlaşılan ama yanlış yapıyorsunuz.
Şimdi güncel tribünümüze dönecek olursak; Beşiktaş tribünü öyle bir hal almış ki, 10 kişi bir araya gelen grup yapıp isim yürütme peşinde. Kimsenin ne tribünü düşündüğü var ne de Beşiktaş’ı. Herkes “aman yöneticilerle aram iyi olsun”, “aman istediğim bileti alayım”, “fotoğraf karelerinin içinde yer alayım”, “herkes benim etrafımda olsun” derdinde. Tribün olsa da olur, olmasa da olur. Maçlara tribün yapmaya değil de kendi egosunu tatmin etmeye gelenlerle doldu. Yeni türeyenlerin çoğu bu model. Tribüncülüğü bile bilmeyenler tribünün görünen yüzü olmuş maalesef.
Biz bu işin kültürü yaşatma kısmındaydık, siz bu işin şekil kısmındasınız. Farkımız bu. Biz sadece tribüncülüğümüzle tanınırız, siz ise her gördüğünüz güce yaptığınız köpeklikle. Ayrıca hiçbir zaman kendini dahi temsil edemeyecek insanlar gelip tribünü temsil etmeye kalkıyor. Siz gidin mahalle takımınızı kovalayın. BEŞİKTAŞ tribünü size on gömlek büyük gelir.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.