Ben de "İyi de gece 1'de sıkma programına giren makine yüzünden alt kattaki bebek uyanıyor, haft içi millet sabah işe gidiyor, biraz empati yapsak?" dedim. Adam bir anda parlayıp "Ben bu eve milyonlar verip girdim, parasını ödediğim evde bana saat kısıtlaması koyamazsınız. Çok hassassanız gidin köyde yaşayın" diye bütün mahalleye üste çıkmaya çalıştı. Toplu yaşam kuralını göz göre göre hiçe saymasına mı yanayım, yoksa kendi keyfi için koca binaya "beğenmeyen gitsin" diye akıl vermesine mi bilemedim.
Domateslerin olgunlaşması için biraz strese girmeleri gerekiyormuş. 5-6 gün susuz bırakınca strese girip, kızarıyorlarmış. Daha renkli ve daha olgun bir hayat için biraz stres lazım yani.
Bu yaz İstanbul ve Bodrum’daydım. Gözlemlerim:1. Ültra zenginler çok iyi bir hayatı çok pahalıya, 2. Orta sınıf vasat bir hayatı çok pahalıya, 3. Dar gelirli berbat bir hayatı çok pahalıya yaşıyor. 4. İnşaat ve betonlaşma korkunç seviyede 5. Altyapı ve yollar trafiği kaldıramıyor
Nasıl bir zamana denk geldik anlamıyorum gerçekten.
Camide namaz kılarken önünden geçen bir kediye tekme atarak onu havaya savuran adamın yaptığını savunanlar var. Bunu ayağıyla uzaklaştırmış diye meşrulaştıran anlı şanlı vaizler var. Bunu eleştirdik diye camide kedi olmasını savunuyorsunuz diyen takipçiler var.
Arkadaşlar toplu bir akıl tutulması mı yaşıyoruz biz?
1. Kimse camiler kedi barınağına dönsün demiyor.
2. Huşu için kılınması gereken namazda kediye tekme atıp imamın üzerine fırlatmayı normal görmek hastalıklı bir düşüncedir.
3. Sokaklarda başıboş hayvan olmasın demek ayrı bir konudur, camideki masum bir hayvana tekme atmak apayrı bir konudur.
4. Tarihin hiçbir döneminde cehalet bu kadar hadsizleşmedi.
Bunları da anlamıyorsanız güle güle kardeşim.
2010 civarı Borneo Adası'ndaydım. Orangutanları ve pigme filleri doğal yaşantısında görmek için Kinabatangan Nehri'ne gittim. Nehirden 10 metre sonra yağmur ormanları bitiyor ve yağ palmiyesi ağaçları başlıyordu. Rehberle tartıştık. halk çok mutlu çünkü iş sağlıyor hatta kuşlar palmiye ağaçlarına da konuyor demişti. Adamlar dünyanın ciğerini söktüler.
Kalem işleri örtülerek iç mekânı bütünüyle ahşapla kaplanan bir cami örneğiyle karşılaştığımda, doğal olarak ilk sorumuz şu oldu: “Kalem işlerini neden kapattınız?”
Yorumlara baktığımda ise meselenin yalnızca estetik bir tercih olarak değerlendirilmediğini; kalem işi bezemelerdeki renk ve motif çeşitliliğinin “dine uygun olmadığı” yönünde görüşlerin dahi dile getirildiğini gördüm.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Eğer bu bezemeler dine uygun değilse, Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyunca ibadet mekânlarını neden nakışlarla, renklerle ve kalem işleriyle bezedi?
Durduramıyoruz bu erkek mağduriyetini. Her gün sizin tec.vüz hikayelerinizi mi okuyoruz? Kaç haber gördün erkeğe t.cavüz edilip cesedi bilmem nereye atılmış diye? Dünya genelinde t.cavüz + ci.ayet kurbanı %80 kadınlar. Beyin ya resulullah!
Şantiyede kadın olmak yalnızca mimarlık yapmak değil, aynı zamanda sürekli varlığını, bilgini ve yetkini kanıtlamak zorunda kalmak demek.
Verdiğin teknik karar bir erkek tekrar edene kadar ciddiye alınmayabiliyor, ne giydiğini, nasıl konuştuğunu, ne kadar güldüğünü düşünmek zorunda kalıyor, bazen yalnız kalacağın bir kata çıkmanın bile güvenli olup olmadığını hesaplıyorsun.
Üstelik bütün bunlar olurken tacize uğradığında seni korumak için alınan karar bile seni mesleki deneyimden uzaklaştırabiliyor.
Elbette kadın meslektaşlarına saygı duyan çok sayıda erkek var ama bu durum, kadınların meslekte karşılaştığı sistematik zorlukları ortadan kaldırmıyor.
BÖYLE BİR ŞEY OLABİLİR Mİ YA?
Ofise aldığım avaraj sandalyeyi Türkiye'de bir müşterime önerirken fark ettim.
Danimarka'da 3.700TL ediyor, Türkiye'de 5.099TL
Danimarka'nın alım gücü TR'den yaklaşık 3 kat fazla.
Bir millete daha ne kadar zulüm edebilirsiniz?
Az önce bindiğim marmarayda yer verme konusunda çıkan bir kavga sebebiyle ortalık epey karıştı. Bir genç adam yaşlı bir kadına yer verilmesini istemiş. Verirsin vermezsin sana ne oluyor? Derken ortalık fena karıştı. Dünde yaşlı bir kadın genç bir kadından yanında oturan üç dört yaşlarındaki çocuğunu kucağına almasını rica etti (çocuğun oturduğu yerdeki adam kalkınca anne kucağındaki çocuğu hemen boş yere oturtmuştu) Anne çocuğuna teklif etti ve çocuk mızıldandı. Hayır istemiyorum dedi. Anne de bunun üzerine yaşlı kadına bakıp “maalesef razı olmuyor, bir şey yapamam” dedi. Ben de ayakta olduğum için izlemek durumunda kaldım. Bir durak sonra önümde oturan kişi kalkınca az önceki kadını çağırıp oturmasını söyledim. Kadın oturmadı adeta yığıldı. Zaten direğe sırtını dayamış ayakta zor duruyordu. Belki zaman değişiyor bilemiyorum ama üç dört yaşındaki çocukların yaşlı ya da hamile insanlar ayakta beklerken yetişkin ebeveynlerinin yanında oturuyor olmasını anlamakta zorlanıyorum. Yaşlanıyorum ya, belki de ondan daha çok çarpar oldu gözüme :)
Adana'daki bir lahmacuncu dün sosyal medyada işte bu görüntülerle gündem olmuştu! Bir annenin çocuğuna bir tane lahmacun istemesi üzerine 5 taneden az satmadığını söyleyerek küstah bir tavırla çocuğun yanında annesini aşağılayan esnafın tezgahı, Seyhan Belediyesi Zabıta ekipleri tarafından böyle kaldırıldı!
Olayın ardından açıklama yapan esnaf ise “normalde böyle bir şey söylemem, ben bu insanlara ekmek veriyorum. Garibandan para almam. Ekmeğimin peşindeyim. Olaydan hala üzgünüm, değişik sebepte yorumlara sebep olmuş, tezgahıma devam etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Şahsın daha önce farklı profilde kişilere tek lahmacunu güle oynaya sattığı fakat gelen kişiyi “gariban” diye ifade etmesine rağmen kendisinden para aldığı da gözlerden kaçmadı!
Benzer esnaflara ders olsun, tebrikler!
@SeyhanBelediye
Mesela arkadaşım bana dert anlattığında ona üsten üsten yargılayıcı ve nasihat verici konuşmam , çünkü o insan zaten kendini kötü hissediyor bana içini dökmek istiyor , insanların çoğu zaman akla değil de huzura ihtiyacı var bırakın bu dost acı söyler ayaklarını biraz anlamak için dinleyin . Tarkan ‘ın dediği gibi “verme verme akıl verme vereceksen huzur ver” in insanlara
Mattia Ahmet Minguzzi’nin ailesi 1 sene boyunca benim çocuğumun başına gelenler başka çocuğun başına gelmesin diye uğraştı. Bizim yaşadıklarımızı başka aileler yaşamasın diye uğraştı onlara bile şovmen diyen şerefsizler oldu bu ülkede.
Normallestirilen saygısızlık diye bir şey var. Öğretmenine saygısızlık yapıyor çocuk. Kimi veli geliyor. Çocuğun yanlışını sahip çıkıyor. Öğretmene hesap soruyor. Çocuk, arkadaşına zorbalık yapiyor. Aman canım çocuklar arasında olur, liderlik vasfı var, yok baskın karakter ondan öyle yapıyor diye kılıf uyduruyor veli. Aslında empatiden noksan bir zorba yetiştirdiğini asla kabul etmiyor.
Evde disiplin yoksa, evde başkasına saygı bir ders olarak okutulmuyorsa, okulda verilen hiçbir ders o çocuğu insan yapmaya yetmez. Okul tek başına çocuğa insan kalabilmeyi öğretemez. Bu mümkün değil. Veli de eğitim sürecinin bir parçasıdır. Fakat çoğu veli bunu kabul etmiyor. Bilinçli ebeveynlik olmadıktan sonra istersen her sınıfa bir pedagog, her sıraya bir anayasa kitapçığı koy. Sonuç kocaman bir sıfır.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Doğa iyi gelir…
Ama korursan❗️
⚠️ Ülkemizde artan vahşi madencilik faaliyetleri için herkesi; yetkililer, karar vericiler ve milletvekilleri ile iletişime geçmeye ve hepimize emanet olan bu toprakları korumaya davet ediyoruz.
#BiliyorsunSorumlusun
Giresun, Sekü Köyü’nden bir yurttaş: “Askerlik yaptım ama hayatımda hiç yarbay görmemiştim; bugün burada iki yarbay vardı, hatta biri alay komutanıydı. Devlet, ihtiyaç duyduğunda buraya yeterli desteği sağlamadı. Hâlâ yolumuz beton değil, toprak. Köyün nüfusu 400; bugün köyün nüfusundan fazla asker vardı burada. Gariban, elinde değneğiyle gezen teyzelerin karşısında durdular. İçme sularımızı, yaşam hakkımızı yok edebilmek için.”
Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü köyünde köylüler, su kaynakları, fındık bahçeleri ve orman alanlarının zarar göreceği gerekçesiyle madencilik faaliyetlerine karşı direniyor.
Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen Alagöz Madencilik, bölgede yarma ve sondaj çalışmalarıyla maden sahasını genişletmek ve ileride işletmeye açmak için sondaj makinelerini köye sokmaya çalışıyor.