Taze AKP'li başkana basit bir kaç soru:
50 bin Tuzlalı'nın evinin yıkılma riski ile karşı karşıya kaldığını, bunun çözümü için AKP'ye katıldığınızı ısrarla söylüyorsunuz.
Durup dururken olmadı herhalde bu sorun...
* Bu olaydan, eski AKP'li belediye başkanı ile yöneticilerini de kapsayan bir imar rantı ağı mı sorumlu; yoksa, CHP'li İBB yönetimi mi?
* Müfettişlerin tespit ettiği 1 milyar doları bulan imar suçunun baş muhattabı eski Başkan Şadi Yazıcı mı, Ekrem İmamoğlu mu?
* CHP'den seçim kazandığınızda "eşi görülmemiş bir imar çetesi"nden bahsettiniz. Bu konuda hiç teftiş kurulu incelemesi yaptırdınız mı?
* Şimdi iktidar gücünü de arkanıza aldığınıza göre, bahsettiğiniz çete ile ilgili savcılığa başvuracak mısınız?
🗣️Özgür Özel: (Eren Ali Bingöl hakkında)
"Ben Adalet Bakanı hakkında 'Tuzla'daki villaları da biliyoruz' deyince, Tuzla Belediye Başkanı bana 'Yapmasın, beni yakmasın genel başkan' diye mesaj gönderdi."
Uydurdukları mazeretlere bakmayın. Partidaşları, arkadaşları betona gömülmüşken kendilerini kurtarmak için AKP’ye teslim oldular. Bundan sonraki hayatlarını yoldaşlarını betona gömenlere hizmet etmenin utancıyla yaşayacaklar. O sığındıkları yerdekilerin bakışlarında bile bu utancı görecekler.
Sevgili Tuzlalı Komşularım,
Öncelikle bugüne kadar bana verdiğiniz her türlü destek için sizlere gönülden te��ekkür ederim.
Genç yaşta bana güvenerek, Tuzla gibi çok güzel ama aynı zamanda da büyük sorunları olan bir ilçenin yönetilmesi görevini emanet ettiniz. Ben de güveninize layık olabilmek için var gücümle çalıştım. Göreve geldiğim günden bu yana tek bir gayem oldu: Tuzla’nın kronikleşmiş sorunlarını çözmek ve siyasi parti ayrımı gözetmeksizin, her bir komşumun hakkını, hukukunu korumak.
Ne yazık ki bazen siyasi hesaplar, halkın ihtiyaçlarının, umutlarının ve haklarının önüne geçebiliyor.
Yaklaşık iki yıldır, önce yetkililere, sonra da sizlere anlatmaya çalıştığım gibi, ilçemiz tarihinin en büyük barınma ve mülkiyet kriziyle karşı karşıya.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Teftiş Kurulu tarafından gönderilen rapor doğrultusunda; yaklaşık 50 bin vatandaşımızın evlerinin yıkılması riski ortaya çıkmış, 16 bin dairenin elektrik, su ve doğal gazının kesilmesi talimatı verilmiştir.
Ortada geçmişten gelen hukuki bir problem olduğu doğrudur; ancak söz konusu olan sadece hukuki ve teknik bir imar meselesi değil, insani bir krizdir.
Üstelik, yıllar boyunca İmar Kanunu açısından sorunlu uygulamaların hayata geçirilmesini sadece seyretmekle yetinen ve meselenin içinden çıkılmaz hale gelmesine müdahale etmeyen İBB’nin de büyük sorumluluğu vardır.
İdarelerin yaptığı hataların bedelini 50 bin masum Tuzlalının, çocukların, ailelerin ödemesini kabul etmemiz hukuken de vicdanen de kabul edilemez.
Bu büyük felaketi önlemek, temel insan hakkı olan barınma ve mülkiyet sorunlarını çözerek, Tuzla’nın geleceğini kurtarmak için mevcut siyasi çatımız altında ve İBB nezdinde, konudan haberdar olduğumuz ilk günden itibaren her türlü girişimde bulunduk. Çözüm modelleri ürettik, rızaya dayalı alternatifler sunduk.
Maalesef, tüm çabalarımıza rağmen çözüm noktasında bir arpa boyu yol alamadık.
Bu düzeyde insani ve toplumsal bir meselede gösterilen duyarsızlığa şahit olmak büyük bir hayal kırıklığı yaşamama neden oldu. Eğer siyaset, halkın barınma hakkının önünde engelse, artık bir karar vermem gerekiyordu. Ben bugün o kararı veriyorum.
50 bin insanın evsiz kalma riskini, çocukların geleceğinin kararmasını sessizce izleyip "parti disiplini ve sadakati" kavramlarının arkasına sığınmayı reddediyorum.
Bugüne kadar mevcut siyasi zeminde çözüm üretmek için tüm girişimleri yaptım. Geldiğimiz noktada sorunun çözümü için karar verici iradeyle aynı zeminde çalışmak Tuzlalılar adına daha doğru bir karardır.
Çünkü benim asıl sorumluluğum, bana oy veren ya da vermeyen bütün Tuzlalılaradır.
Bu nedenle, benim için çok zor ama vicdanımın doğru olduğuna inandığı bir karar aldım. Bugünden itibaren yoluma Adalet ve Kalkınma Partisi çatısı altında devam edeceğim.
Bu kararın merkezinde siyasi ikbalim değil, Tuzla'nın geleceği var. Eğer mesele siyasi ikbal olsaydı, en kolay yol mevcut düzeni sürdürmekti. Kolay olanı değil, Tuzla için doğru olduğuna inandığım yolu seçiyorum.
Biliyorum, kararımı eleştirenler olacaktır. Farklı düşünen herkese saygı duyuyorum. Ancak inanıyorum ki zaman içerisinde bu kararın sebepleri ve Tuzla için doğuracağı sonuçlar daha iyi anlaşılacaktır.
Defalarca dile getirdiğim gibi, bedeli ne olursa olsun 50 bin insanı evsiz bırakmanın vebalini asla boynuma almayacağım.
Saygılarımla
Eren Ali Bingöl
Tuzla Belediye Başkanı
İşin şurasını anlamak gerçekten zor. Bu belediye başkanlarının hiçbirisi kendi rızasıyla AKP'ye geçmiyor, tutuklanma korkusuyla geçiyor. AKP demokratik seçimde kaybettiği belediyeleri bu şekilde kendine geçirince ne oluyor tam olarak, başarı mı kazanmış oluyor? Bunun böyle olduğunu halk da net olarak görüyor ama belli ki artık halkın ne düşündüğü de umursanmıyor.
Ehliyet alırken 2 sene önceki vesikalık fotoğrafımı kabul etmemişlerdi, adam 12 senedir aynı fotoğrafla seçime giriyor.
''Bana yasal, sana yasak'' devleti.
Kendisine "Neden Ekrem İmamoğlu'na gerekli desteği vermiyorsunuz?" dediğimde, "3 kere ziyaretine gittim, seni ikna etmek için selfie mi çekileyim adamla" dedi, gülerek.
"Sosyal medya paylaşımlarım il başkanlığından geliyor, onların haricinde hiçbir şey paylaşmıyoruz" dedi. "Sizin danışmanlar boşa maaş alıyor o zaman, ben gönüllü göndereyim size Ekrem İmamoğlu fotoğraflarını" dedim. Bana entegre hesaplar olduğunu iddia ederek, tam da AKP ağzıyla beni trollükle suçladı.
Telefonumu uzattım, "OOoo başkanım siz daha geçmeden akp ağzını benimsemişsiniz, alın bakın, tek bir hesabım var o da bu" dedim. Ben konuştukça sinirini kontrol edememeye başladı, yanındaki kişi sakinleştirmeye çalıştı.
Sana o gün laf anlatmaya çalışmak bile boşa zaman kaybıymış Eren Ali Bingöl. Geç bakalım. Geçmesen bile benim gözümde başkan değilsin de, hadi geç. İBB kadar taş düşsün kafanıza.
İstanbul’un en başarılı belediye başkanlarından birini daha tutukladılar.
Suçu Haliç Tersanesinin özelleştirilip AVM yapılmasına engel olmak.
Suçu Üsküdar’ı gerici erkeklerden kurtarıp tarikatların musluğunu kesmek!
Suçu AKP’ye geçecek kadar kendini küçültecek bir suç işlememiş olmak!
Dün tutuklanan sadece Sinem Dedetaş değil.
Asıl tutuklanan onlarca farklı belediyede olduğu gibi “bu belediyeyi bu kadın yönetsin” diyerek oy veren bizlerin seçme hakkıdır!
Ülkeyi 24 yıldır güya dindar AKP kadroları yönetiyor. Bu 24 yıl sonunda din-toplum ilişkisi şöyle olmuş:
-Dindarım diyenler yüzde 55’den 46’ya gerilemiş.
-Deistim diyenler yüzde 2’den yüzde 8’e çıkmış.
-27 milyon gençten sadece 1 milyonu Cuma namazına gidiyormuş.
Dünden beri görüldü!
Biraz daha görülsün mü?
Çok hakkısın,Eden Bulur
Burcu Köksal!
Gün gelir dahası da olur!
AKP li Bir belediye başkanının WhatsApp durumunundan, kamu yönetiminin ciddiyetinden uzak bir şekilde paylaşım yaptığı mesajlar gayet ciddi konular ve iddialar!
Akp li olunca başka bir özgürlük alanı oluşuyor galiba