Sednaya duvarında abisinin ismini gören bu kızcağız gibi yüz binlerce hikâye var maalesef. Devrimden on gün kadar sonra ordaydım. Ne manzarayı ne kokuyu ne de o duvarlara sinen kötülüğün tortusunu anlatabilirim. Oğullarını arayan bu anne-babanın bize AFAD’ı sormasını ise sanırım hiç unutmayacağım. Allah Kerim, inşallah kavuşmuşlardır.
🔴 Gazeteci Kenan Alpay:
Kemal Öztürk, Esed rejiminin katliamlarını ortaya çıkaran, hapishanelerde 11 bin 500 kişinin nasıl işkenceyle katledildiğini fotoğraflayan ve bütün dünyaya servis eden kişidir.
Kemal Öztürk’ün hedef olmasının asıl nedeni budur.
Bu adamların yaptıkları son elli yılın en büyük vahşetlerinden biriydi, Türkiye’de bu rejimi destekleyenlere hiçbir şey olmadı, aksine gazeteci tutuklatacak kadar güçlüler.
Meğer Fransız filozof ve feminist karısı 16 yaşındaki liseli kızları beraber avlıyormuş!
( @AugusteBardamu dan tercüme)
Modern feminizmin annesi Simone de Beauvoir profesörlük otoritesini kullanarak genç öğrencilerini baştan çıkarıp Jean-Paul Sartre’a teslim ediyordu.
Tarih, Simone de Beauvoir’ı kadın kurtuluşunun mutlak simgesi yaptı. Erkek egemenliğinden kurtulmayı kadınlara öğreten filozof. Ama efsanenin ardında, ahlaki ve cinsel bir güç istismarı acımasızca gizlenir.
1930’larda Beauvoir felsefe dersleri veriyor. Özellikle 16 yaşındaki öğrenci Bianca Bienenfeld’i hedef alıyor. Ergenle samimi bir ilişkiye başlıyor, onu psikolojik olarak arkadaşlarından tecrit ediyor, sonra sevgilisi Jean-Paul Sartre’ın yatağına sunuyor.
Mekanizma yıkıcı: Beauvoir baştan çıkarıyor, Sartre tadını çıkarıyor.
1990’da ölümünden sonra yayımlanan özel yazışmalarında çiftin istismarı mide bulandırıyor. Genç kızlar orada insanlıktan çıkarılmış, Bianca için Louise Védrine gibi takma adlar kullanılmış.
Beauvoir lise öğrencilerini klinik bir şekilde yönettiğini yazmış. Sartre’a onlarla geçirdiği geceleri anlatıyor, öğrencilerinin saflığını ve boyun eğişini bir böcekbilimcinin soğukluğuyla tasvir ediyor.
Mektuplarında kızlar üzerinde tam bir hâkimiyet kurmanın keyfini açıkça çıkarıyor. Avlarını gözyaşları içinde, kıskançlık ya da kaygıdan hıçkırıklar atarken tarif ediyor; bir yandan da Sartre’la zaman çizelgesini koordine ederek birbirleriyle karşılaşmadan birbirlerine paslıyorlar.
Sartre ona aynı buz gibi tonda cevap veriyor, samimi detaylar talep ediyor ya da bu genç kızların onlara yüklediği duygusal yükten yakınıyor. Efsanevi çift, öğrencilerinin özel hayatını lojistik bir sözleşme gibi yönetiyor, bu ergenleri tek kullanımlık oyuncaklar düzeyine indirgiyor.
Beauvoir'ın ceza görmeme hali Nathalie Sorokine vakasıyla sarsılıyor. Aralık 1941’de kızın annesi Beauvoir’a karşı reşit olmayanları yoldan çıkarma ve bozma suçlamasıyla resmi bir şikâyet veriyor.
İdari soruşturma filozofun manipülatif davranışını doğruluyor. Haziran 1943’te Milli Eğitim Bakanlığı Beauvoir’ı öğretmenlik mesleğiyle bağdaşmayan tutum sebebiyle görevden alıyor.
Savunucuları bu olayı işgal döneminde Vichy rejiminin yürüttüğü basit bir siyasi zulme indirgiyor. Beauvoir Paris'in kurtuluşundan sonra, Temmuz 1945’te resmen göreve iade ediliyor ama bir daha asla lise kapısından içeri adım atmıyor.
Efsane çöküyor.
İlericiliğin simgesi Beauvoir entelektüel prestijini bilinçli olarak kullanarak yalnızca kendi ilişkisi uğruna çok genç kadını manipüle ve yok etmek için kullandı.
Not just MRI machines.
You look at the list of things Israel blocks from entering Gaza, and you will be shocked.
What you consider normal in your life is an essential need in Gaza.
Water tanks. Water pumps. Tiles. Cement. Toilets. Water pipes. Lighters. Motor oil. Car tires. Car spare parts. Car glass. Electric generators. Solar panels. Mobile phones. Lamps.
I challenge Israel to publish, in full and without excuses, the complete list of items it prohibits from entering Gaza.
Let the world see exactly what is being blocked from entering—and why.
Ateşkesin üzerinden neredeyse 1 sene geçmesine rağmen İsrail Gazze’nin ayağa kalkmasını önlemek için akıl almaz bir abluka uyguluyor.
İnsanca yaşamayı sağlayacak her şey yasak: Su tankları, pompaları, boruları…Fayans, çimento, jeneratör, güneş paneli…Çakmak, lamba, tuvalet…
Ağustosta 5 bin 209 işgalci İsrailli, Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi.
Katil İsrail güçleri aynı dönemde Kudüs'te 2 Filistinliyi katletti, 83 kişiyi yaraladı ve 114 kişiyi alıkoydu.
https://t.co/Ylkd5UXpfm
Arif Kocabıyık tır dorsesinde yurtdışına kaçarken yakalanmış.
Elinde mikrofonla ve ısrarla hakaret etmediği kimse kalmamıştı.
Onun için söyleyecek çok sözümüz var.
Başlasak kelimeler kifayetsiz kalır.
Yine de şu görüntüleri izleyince üzüldüm.
Fare gibi tır dorsesine gizlenmiş.
İnsan hiç mi akıllanmaz arkadaş.
Samandağ çevresindeki tüm STK'lara sorun
Daha düne kadar, "Samandağ Geri Gönderme Merkezi görevlileri Nusayri olduğu için"
Yüzlerce insana neler yapıldığını anlatsınlar size ?
Bir önceki İçişleri Bakanı, bakanlığın ilgili birimlerince koordine edildi nerdeyse tüm o zulüm süreçleri ve nicesi..
Hayırdır
Bugün de
Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığı ( savcıları mı) yön veriyor memlekete ?
Bu ülkede en az 10 yıl boyunca, Siyasal Alevilik histerisi ile,
ekranlarda, sosyal medyada, sokaklarda, bilbordlarda, miting meydanlarında, evlerde, işyerlerinde, okullarda ..
ne ağır insanlık suçları işlendi ve hiç 1 şey olmadı ..
"Bağzı" savcılar,
adli makamlara bile düşmeyen "talimatı"
yandaş gazetecilere servis ediyor öyle mi ?
Kemal Öztürk'ün
15 yılı hülâsa ettiği o konuşmasındaki tarihsel - güncel - canlı - acı hakikatleri
kimse konuşmaya cesaret edemesin mi isteniyor
Nedir ?
Kemal Öztürk’ün sözlerinde şiddet çağrısı yok, nefret yok, ayrımcılık yok. Hiç suç unsuru yok. Bırakınız gözaltına alınmayı, ifadesinin alınması bile abestir. Umarız gözaltına almak gibi bir yanlış yapılmaz.
Hukuk, sesi çok çıkana göre eğilip büküldüğünde hukuk olmaktan çıkar.
İsrail mallarına ve Gazze’de soykırımda İsrail’in yanında yer alan ürünlere yönelik dünya çapında yapılan boykotun ne kadar etkili olduğu Netanyahu’nun yalvarmasından belli oluyor.
👉Boykot bilincini geliştirin
👉Çocuklarınıza öğretin
👉Neden boykot ettiğinizi ürün sahiplerine yazın.
🚨 BU SESLER HURDALIKTAN DEĞİL, İSTANBUL’UN METROBÜSÜNDEN GELİYOR! SESİ AÇIP DİNLEYİN⬇️
🔴Metrobüs yolculuğunun insanı nasıl sarstığını göstermek için kamerayı üzerime sabitledim ve Halıcıoğlu–Ayvansaray arasındaki yalnızca bir duraklık yolculuğu kayda aldım.
🔺Görüntüden önce sese dikkat edin: Her çukurda başka bir parça yerinden kopacak, aracın gövdesi ortadan ikiye ayrılacakmış gibi ses geliyor. Metrobüs ilerlemiyor; zangırdaya zangırdaya, parçalarını yola dökmemek için adeta direniyor.
🔺Bu, 52 kilometrelik hattın yalnızca bir duraklık özeti… İstanbullu her gün ulaşım ücreti ödeyip bu sarsıntıya, gürültüye ve korku tüneline mahkûm ediliyor.
Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, Batı Şeria'da İngiliz aktivisti zorla alıkoydu
▪️ İngiliz aktivist Finn Joughin, Filistinlilerle dayanışma amacıyla bulunduğu Umm el-Hayr bölgesinde silahlı İsrailliler tarafından zorla alıkonuldu
▪️ Görüntülerde çok sayıda silahlı İsraillinin Joughin'i kollarından tutarak bilinmeyen bir yere götürdüğü görüldü
https://t.co/qQ7jtF7gol
🔴Amerikalılar, İsraillilerin gerçekte ne yapıp ne söylediğini görmesin diye META ve TikTok algoritmalarını değiştirdiler:
➖ "Bana ne? Öldürün onları. Umurumda bile değil."
➖ "Tevrat buranın bizim olduğunu, bize vaat edildiğini söylüyor; bu yüzden açlıktan geberebilirler."
➖ "Bence birlik olup hepsini öldürmeliyiz."
🚨 METROBÜS KULLANIYORSANIZ BU DOSYAYI DİKKATLE OKUYUN: İBB'NİN İŞ BİLMEZLİĞİ İLE TARUMAR OLAN METROBÜS FITIK EDİYOR
🔴Ben de metrobüs kullanan milyonlarca İstanbulludan biriyim.
‼️Her yolculukta aynı çileyi yaşıyor; çukurlarda savruluyor, kalabalıkta eziliyor, bozuk klima yüzünden kan ter içinde kalıyorum.
‼️Bu kez yaşadıklarımızı yalnızca anlatmakla kalmadım, 16 milyon İstanbulluyu ilgilendiren bu sorunu rakamlarla ortaya koymak için yola çıktım.
🔺Metrobüs hattını Söğütlüçeşme’den Beylikdüzü’ne kadar baştan sona geçtim, ardından aynı yolu geri döndüm.
🔺Üç saati aşan yolculukta hattın farklı noktalarını gözlemlemek için yaklaşık 10 metrobüs değiştirdim.
‼️MATROBÜS GÜZERGAHINDA TAM 391 ADET ÇUKUR OLDUĞUNU TESPİT ETTİM.
🔺Yolculuk süresini tuttum, ivmeölçerle ölçüm yaptım; klimaları, arızaları, kalabalığı ve yolcuların yaşadığı sıkıntıları kaydettim.
🔴Ortaya çıkan tablo gerçekten korkunç:
📌 İETT’nin 83 dakika olarak açıkladığı Söğütlüçeşme-Beylikdüzü yolculuğu, yüzde 20,5 sapmayla 100 dakika sürdü.
📌 52 kilometrelik ve 44 duraklı güzergâhta çukur, çatlak ve zemin bozulmalarından kaynaklanan tam 391 sarsıntı yaşadım. Bunların 68’i yolcuyu koltuğundan kaldıracak, ayakta duranları savuracak kadar şiddetliydi.
📌 En fazla bozulmayı Altunizade-Burhaniye arasında 22, Uzunçayır-Acıbadem arasında 21, Zincirlikuyu-Mecidiyeköy ile Halıcıoğlu-Ayvansaray/Eyüpsultan arasında 19’ar noktada tespit ettim.
📌 Zincirlikuyu-Edirnekapı arasındaki ölçümlerde, özellikle Mecidiyeköy ve Halıcıoğlu geçişlerinde yolcuların bedenini yerçekiminin yaklaşık 2,7 katı kuvvetle savuran ani darbeler kaydedildi.
‼️Bu sarsıntılar yalnızca konfor meselesi değil. Uzmanlara göre sürekli titreşim ve sert darbeler bel, boyun, sırt, kas ve eklem ağrılarını artırıyor. Bel fıtığı veya kas-iskelet rahatsızlığı bulunanların her gün bu darbelere maruz kalması, kalıcı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor.
📌Üstelik İBB, yaklaşık 2 milyar lira harcadığı metrobüs yolunu “20 yıl boyunca asfalt kaynaklı bakım ihtiyacını ortadan kaldıracak kalıcı çözüm” diye tanıtmıştı. Yalnızca Beyaz Yol’un açıklanan ilk iki etabına 713 milyon 902 bin TL, dönemin kuruyla yaklaşık 35 milyon avro ödendi. Üçüncü etabın ihale bedeli ise kamuoyuna açıklanmadı.
📌Çile bozuk yolla da sınırlı kalmadı. Bindiğim 3 metrobüste klima çalışmıyordu. Bir araç Zincirlikuyu’da arızalanarak sefer dışı kaldı; yol boyunca iki arızalı metrobüsün daha çekiciyle kaldırıldığını gördüm. Bazı araçlarda adım atmak, hatta tutunacak bir yer bulmak bile mümkün değildi.
Yolcuların şikâyetlerine verilen cevaplar ise şöyleydi:
❌“Çalışmıyorsa çalışmıyordur, beni ilgilendirmez.”
❌“Beğenmiyorsan sen sür.”
❌“Vaktinde inip bineceksin.”
📌Günde yaklaşık 1 milyon insanın kullandığı, yüz milyonlarca lira harcanarak 20 yıl dayanacağı söylenen metrobüs yolu şimdiden köstebek yuvasına döndü. İstanbullu artık yalnızca kalabalık, sıcak ve gecikmeyle değil; her gün sağlığını tehdit eden yüzlerce darbeyle de mücadele ediyor.
Bir Görüntü Zorbalığı Örneği: Ava Yaman*
Gencecik, pırıl bir bir genç kız; zamane bir instagirl gibi giyinip poz vermiyor diye aylardır hemcinsleri tarafından aylardır zorbalanıyor. Renkli, crop giyinmediği için anneye benzetiliyor, köylü diye aşağılanıyor. Peki neden?
Kadın özgürlüğü diye ortaya çıkan sözde modern kadınlık normları, kendisine benzemeyen kadınları neden zorbalıyor?
Türkiye'de son 10-15 yılda ciddi bir görüntü kimliği dönüşü yaşandı. Ve bu dönüşüm en çok da giyim tercihleri üzerinden görünür oldu. Bastırılmış ve kendi olma ve kendi hayatını seçme şansı olmayan Baby Boomers ve X Kuşağı kadınların (özellikle muhafazakar ve toplumsal olarak fazla denetlenen ailelerde yetişen) kızları bu bastırılmış ciddi bir dönüşüm yaşadı. Bir dozu çok sağlıklı ve iyiydi. (Ve bunu bu kuşağın fertleri olarak hepimiz belirli dozlarda deneyimledik) Ama bambaşka bir noktaya evrilmeye başladı.
Tıpkı İran'dan, Ortadoğu'dan Türkiye'ye, Avrupa'ya; bastırılmış bir toplumdan gelmenin hüzünlü bir aşırı telafisiyle abartılı makyaj ve aşırı açık giyim tarzlarıyla ilk bakışta fark edilen örnekleri gibi... İşte bu ülkenin genç kızları da bunun bir benzerini bunu yaşadı. Anneleri olmaktan o kadar korktular ki; o bastırılmışlık korkusu, toplumsal kabul arayışı, modern görünme ve eski kimlikten uzaklaşma arzusuyla ters bir görüntü kimliğine savruldular. O yüzden bugün pardesü hatta çarşaf giyinen, başörtülü X kuşağı kadınlarının Latin Amerikalı genç kızlar gibi giyinen Z kuşağı kızları var. (Yadırgamak değil bir kritik bir durum tespiti)
Giyinmek, yalnızca giyinmek değildir. Bir toplumun kültürel, sosyolojik, psikolojik ve kimliksel dönümüşü de ifşa eder. Elbette kadınların dilediği gibi var olması, giyinmesi, görünmesi önemli bir kazanım ama görece muhafazakar tercihlerinden dolayı bir kadın aylarda aşağılanıyorsa, bugün bebek & çocuk reyonunu bile croplar doluysa meselenin yalnızca bireysel tercihler olmadığı, ciddi bir dönüşümün olduğu ortadadır artık.