Şunu söylüyorum, bugün dünyanın en güzel başı; yemenli başıdır. Çünkü Yemen, Husiler öncülüğünde, emperyalizme ve siyonizme karşı başını kaldırıyor. Türk devleti ve Kürt hareketi ise o başı ezmenin peşinde. Halbu iken, bizim için tablo nettir. O başı ezdirmeyeceğiz.
@Yusufyilmaz0101@ConflictTR Nükleeri verip keyfine bakacak. Halkı zengin hayat yaşayacak. Bizde nükleer yok mesela başımıza bir iş mi geliyor? Bu alçaklar takmışlar nükleere dünyaya kıtlık yaşatıyorlar
"Türkiye'deki kripto veya açık İbrani çevrelerde ise bir panik var; tek yanlı suçlama ve hareket özgürlüğünün kalkmasına bağlayabiliriz...
Bu panik içinde A. D. (Aydın Doğan-ed) gazeteleri sert bir savunmaya geçmiş durumdalar, buna şaşırmıyoruz...
Mel Gibson'un "İsa'nın Çilesi" filmi, dünya Yahudiliğinin büyük tepkisini çekmekte gecikmedi, gösteriler yapılıyor ve gösteriminin engellenmesi isteniyordu; Hürriyet gazetesi, derhal bu tepki seferleri içinde yerini aldı...
Birinci ve her halde baş sayfa, iki yazıya ayrılmış halde olup birisinin başlığı " 'İsa'nın Çilesi' Çileden Çıkarttı" başlığını taşıyor ki uygundur. ikinci baş yazı ise, "Yahudi Düşmanlığı? Daha Neler..." vecizesini başlık yapmıştır; Ayşe Hür, imzasını taşıyor. Doğrusu Ayşe Hanım'ın soyadı Hürriyet'e çok uygun düşmektedir, diminutifi de diyebiliriz. Hurriyet'i kısaltırsak "hur" olmaktadır; hep noktaları atıyoruz. Çünkü, Doğu dillerinden aldığımız sözcüklerde noktaları ihmal etmek gereğine hep işaret ediyorum, aslı "gul" ya da "buland", bunları gösteriyorum ve biz Ben-Hur'u biliyoruz.
Borçlarımı isim-bilim açıklamalarıyla ödemeyi tercih ediyorum, bilindiğini sanıyorum; Ayşe Hur Hanım'ın bu önemli baş yazısından aktarma yapmak istiyorum:
"Solcu Yalçın Küçük'ün zirvesini oluşturduğu yaklaşıma göre ise Türkiye'deki saygın bilim insanı, sanatçı, politikacıların nerede ise hepsi, 1638 de Anadolu'da mesihliğini ilan eden ancak Osmanlı'nın baskısı ile bir çeşit İslam-Musevi sentezi oluşturan Sabetay Sevi'nin müridleri olarak 'sabetaycı' ya da 'gizli Yahudi' adıyla Türkiye'nin düşmanı nitelenirler."
Cevap vermeye değer mi; bana gelinceye kadar Halide Hanım, bir "mandacı" idi ve Halide Edip Adıvar'ı ben rehabilite ettim, yüksek bir milli kahraman haline ben getirdim, Bilgesu da tiyatrosunu yazdı. Şu anda "ak" partili İbrani asıllılar veya sabetayist-kemalistlerin oynayabileceklerini sanmıyorum. Cumhuriyet tarihinde en yüce yazdığım üç hanımın, Halide, Sabiha ve Behice, üçü de sabetayist idi ve üçü de sürgüne çıkmak zorunda kaldılar ve ikisi orada göçtüler. Onları sürdürüyoruz. Ben İbrani asıllı, halide'yi, Sabiha'yı, Behice'yi sürdürüyorum; ve peki siz, daha düne kadar Sirkeci'de taksitle beyaz eşya satan A. D. gazetelerine sıgınmışsınız, buna "yaşamak" bile diyemiyorum.
Net olan şudur; radikal demokratlar, falsifiye olmuş yaratıklardı, insanların bozulmuşlarına "radikal demokrat" adını veriyoruz ve hep falsifiye etmeye yarıyorlar. Ayşe Hur'un yaptığı da falsifikasyon'dur, not etmekle yetiniyorum. Benim ilgimi çeken ve beni burada aktarma yapmaya tahrik eden bunlar degildir; "İslam-Musevi Sentezi" nitelemesidir, bunu yeni kabul etmek durumdayız. Bir "Türk-İslam Sentezi" öğrenmiştik ve şimdi bir "İslam-Musevi Sentezi" ile karşılaşıyoruz, be denklemleri birbirine eşitleyecek miyiz, soru budur. Aynı'lar birbirini götürünce, eşitliğin iki yanında kalanlar ne oluyor ve Hur Hanım'ın ifadesi ile "daha neler..." demek zorundayız"
Prof. Dr. Yalçın Küçük hocamızın 1 Mart 1998 tarihli basın açıklaması:
İLERİCİ GENÇLİGİN, GERİCİ AYAKLANMASINA DESTEK OLMASI GAFLET'TİR.
İLERİCİ GENÇLİĞİMİZ, YOBAZ VE FAŞİSTLERLE, ANCAK VE ANCAK MÜCADELE İÇİN KARŞI KARŞIYA GELEBİLİRLER.
Bugün bir erkek turistin bir camiye şort ile girmesi mümkün değildir. Bir kadın turistin başını örtmeden ve üzerine cübbe geçirmeden camiye adım atması mümkün değildir. Bir müslümanın bağlı ayakkabısını caminin kapısında bırakması zorunludur. Camiye. girerken giysi ve abdest adını verdiğimiz el-yüz yıkama koşulları aranırken, üniversitelere girerken, üniversite yönetiminin koyduğu kuralları "zulüm" saymak, çifte standarttan da öte ikiyüzlülüktür. Bu, yobazlara ve faşistlere yakışmaktadır,
İstanbul Üniversitesi Rektörü Profesör Doktor Kemal Alemdaroğlu'nun genelgesi yerindedir. Bugün, üniversite öğrencilerinin sayısının arttığı bir dönemde öğretim üyelerinin, derslerde ve sınavlarda öğrencilerine tanımaları imkansızlaşmaktadır. Bu nedenle, tanımayı engelleyen sakal veya eşarp ile kimlik belgesi, kimlik belgesi olmaktan uzak ve sahtekarlıklara elverişli bir durumdur. İlerici gençliğimiz dürüstlükten yana ve yanıltmaya imkan veren uygulamalardan uzak olmak zorundadır.
Böyle bir durumda, bazı "ilerici" gençlerin, şeriatçı ve faşist öğrencilerin kıyımına, "öğrenci birliği" gerekçesiyle ortak ve destek olmaları gafletten öte bir gelişme olmuştur. Bu gençliğimizden daha çok, "tarikatlara özgürlük" diyen veya "ne darbe, ne şeriat" şaşılığından kurtulamayan, emperyalist ve damat feritçi bazı sözde sol örgütlerin sorumluluğudur. Bunlar, damat feritçilerin ektikleridir.
İlerici, devrimci ve sosyalist gençliğimizin, yobazlar ve faşistlerle ortak hiçbir eylemi olamaz.
Devrimci gençliğimiz, yobaz ve faşistlerle. ancak kavga etmek için yanyana gelebilirler. Karşı karşıya gelmek esas'tır.
Hiçbir gerekçe, devrimci ve sol gençliğimizin yobazlarla ve faşistlerle veya hem yobaz veya hem faşistlerle, bir eylem birliği içinde olmasını haklı gösteremez.
Solculuk ve devrimcilik, okul müsameresi değil, tutarlılık ve süreklilik isteyen bir yaşam biçimidir. Bahçelievler' de, İstanbul Üniversitesi'nde gençlerimizi boğazlayan faşistlerdir. İstanbul hapishanelerinde ve Diyarbakır hapishanelerinde candaşlarımızı, katleden yobazlardır. Bunları unutup, Amerika'nın fetvasıyla, yobazların eşarplarını savunmak gençlerimize düşmez. Gafillerimizi, gafletten uyanmaya çağırıyorum.
Erbakan liderliğindeki yobaz hükümet, Türkiye yobazlığının, hiçbir özgürlüğe layık olmadığını kanıtlamıştır. Gençlerimiz, genç yobazlardan önce özgürlüğe layık olduklarını kanıtlamalarını istemelidir. Faşistler, babaları ve amcaları katil faşistlerin hesabını ödemelidir. Bu, özgürlükte içtenlik sınamasıdır.
Sakala gelince, ben, eylülist dönemde, yök üniversitelerinde, Gazi Üniversitesi 'nde öğretim üyelerinin "sakal özgürlüğü" için mücadele ettim ve sakal talimatnamesine uymadım. Bugün üniversitelerimizde pek çok hocamız sakal bırakabilmektedir. Sakal bırakmak ayrıdır, kimlik belgesinde, temiz bir yüzle fotoğraf vermek ayrıdır.
Ayrıca sakallarımızın kestikçe güzelleştiği tarihimizde yazılıdır. Gençliğimizi, yobazların-kestanesini ateşten alma gafletinden dönmeye çağırıyorum. İlerici gençliğimiz, kendi mücadelesini kendisi vermek durumundadır ve mücadelesinde, yobaz ve faşistlere muhtaç değildir.
Devrimci ve sosyalist gençliğimize, aydınlık ve ortakçı geleceğimiz için, şanlı mücadeleler diliyorum
@hocadankesitler Hoca, hep o rezistansı arayıp durdu. Hep eşit, Aydın, emekçi Cumhuriyet için Halk enerji bulsun diye didimde. Hoca’nın bize emanet ettiği bayrağı yere düşürmemek Görevimizdir.
"İslamcısı, ırkçısı, Kemalisti, işadamı hepsi bir yumruk olmuşlar, aydını ve halkı eziyorlardı. Şunu yapabilirdim, bu yumruğu açmam lazımdı. Bende iktidar kavramım farklıdır, her zaman Hegel ve Marx’ın 'devlet'i çok karışık, anlaşılmaz bir şekilde yazdıklarını söylerim. Kendime güvenimle bu yumruğu açmam gerektiğine inandım hep, bunun da örnekleri olmuştur yaşamımda. Benim bu konudaki açılımlarından bir tanesi, Haymana Cezaevi’ndeyken gerçekleşti, Mesut Yılmaz ve Öcalan suikastıyla ilgili açıklamalarım oldu. Bu tür aslında bana yakışmazdı, bana bir şey söylenmişti, benim bunu anmamam, anlatmamam lazımdı, ama anlattım. Anlattım, çünkü ülke çok sıkışmıştı, ben çok sıkışmıştım. 'Ya Öcalan’ın istediklerinin bir kısmını yapın ya da bu sorunu çözün' dedim. Bu nedenle anlattım. Sabetayizm ile ilgili yayınlarım da budur. Bugün Türkiye’de bir rahatlama varsa, bunu ben mi yaptım, hayır, benim adımlarım bu yöndeydi derim. Türk aydınını ve bununla beraber olan Türkiye halkı üzerindeki bu umudu hep canlı tutuyorum ve kendimi çok genç hissediyorum."
Bunların yaşanabileceğini, olabilecek en yumuşak ve en narin üslupla, dile getirenleri “sizi sokaktan aldık” diye azarlayan siz değil miydiniz? Buradan kınayacağınıza, Colani aman Şara dostunuza söyleyin, yapmayıversin.
Humus kırsalında işçileri taşıyan araca düzenlenen silahlı saldırıda 7 Alevi işçinin yaşamını yitirmesi, 4 işçinin yaralanması yüreklerimizi yaktı. Yaşananlar, Alevilerin saldırılara maruz kaldığını ve can güvenliğinin hâlâ ciddi bir tehdit altında olduğunu ortaya koymaktadır.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi; Suriye’nin geleceği, hiçbir halkın ve inancın dışlanmadığı, herkesin yaşam hakkının güvence altında olduğu demokratik ve çoğulcu bir düzenle mümkündür.
Katledilen Alevi işçilerin ailelerine sabır ve başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Alevi toplumunun yaşadığı derin acıyı yürekten paylaşıyor, Suriye’de Alevilerin can güvenliğinin sağlanması ve adaletin tesis edilmesi çağrımızı yineliyoruz.
لقد حرق قلوبنا ألماً الهجوم المسلح الذي استهدف مركبة تقل عمالاً في ريف حمص، والذي أسفر عن استشهاد سبعة عمال علويين وإصابة أربعة آخرين. تُظهر هذه الأحداث أن العلويين ما زالوا يتعرضون للهجمات وأن سلامتهم لا تزال مهددة بشكل خطير.
وكما ذكرنا سابقاً، فإن مستقبل سوريا مرهون بنظام ديمقراطي تعددي لا يُستثنى منه أي شعب أو دين، ويُصان فيه حق كل فرد في الحياة.
أتقدم بخالص التعازيإلى عائلات العمال العلويين الذين قُتلوا وأتمنى للمصابين الشفاء العاجل. وأشارك من أعماق قلبي الألم العميق الذي يعيشه المجتمع العلوي، وأجدّد دعوتنا إلى ضمان الأمن الشخصي للعلويين في سوريا وتحقيق العدل.
Vatanın salahiyeti, milletin istikbali içün; Zafer Partisi nam şer odağının dağıtılması, mensuplarının Romanov hanedanı mensupları ile kaderdaş olması elzemdir. Arz ederim.
@istiklalkadin Mustafa Kemal’in değil, İsrail’in askerlerisiniz siz. Atatürk’ün adını ağzınıza almayın. Ha bu arada, bundan bir hafta önce, sizin kutsal bulduğunuz meslek grubundan emekli bir yurttaşımız; yoksulluktan hayatına son verdi. Sizi görmedik hiç oralarda?
ABD Emperyalizmi baş düşmandır. Düşmanların düşmanıdır.
Bunu bu şekilde görmeyen herkes dönekleşir ve oportünist olmaya mecburlaşır.
Çünkü bir insanın iki dini olamaz. Ya ezilendensindir ya da ezenlerden. Ya sömürenlerden yanasındır ya da sömürülenlerden. Sömürülenlerin himayesine girdiysen mutlaka da sen de sömürülenlerin karşısına dikilmiş olursun. Bundan kaçış yoktur.
Bugün aynı nedenle kendilerine sosyalist derlerken İran'da, Suriye'de, Irak'ta bir savaş olurken tarafını Kürt Milliyetçiliğinden yana seçenler o milliyetçiliğin yaptığı her geri tercihe kendilerini sürükleyenler ister istemez Türkiye Devrimci Hareketinden koptular ve ABD Emperyalizminin lejyonerine dönüşür. Şimdi Kürt Milliyetçi Hareketi yine ABD Emperyalizminin emri ve direktifi ile Türkiye'de AKP-MHP ile bir bütünleşmeye girdi. Suriye'de ise El Kaide Devletine biat ettiler. Esad gibi laik, çağdaş bir liderle ise hiçbir zaman birleşme eğiliminde olmamışlardı. Jin, Jiyan, Azadi diyerek El Kaide ideolojisini özümsemeye başladılar. Böylece dertlerinin ne Kürtlük ne de kadınlık olmadığı ortaya çıkmış oldu. Bu gruplar sermaye güçlerinin jeopolitik emellerine eklemlendi. ABD Dış Politikasının tüm piyon ve aktörleri tek bir cephede toplandı...
Peki isminde "Marksist", "Leninist" gibi ibareler olan partiler, örgütler biz devrim yaptığımızda bu devrimin sanayisini hangi ülke ile yapacağımız ticarete dayandıracağız, petrolü kimden alacağız diye hiç düşündüler mi? Türkiye Proletaryasının düşmanı olan ABD'nin her yerde yenilmesi gerektiğine inanan bir formu çizdiler mi? Türkiye'nin tüm tarihine karşı olanlar ABD'nin yakın tarihte yaptıklarına gerçekten karşı olabildiler mi?
HAYIR!
Böyle bir sola emekçi halk, vatansever halk, inançlı halk neden meyletsin? Bir yanda ABD cırt cırtları ile poz verenler diğer yanda milli sembolleri öyle ya da böyle taşıdığını gösterenler... Bu taraflar söz konusu olduğunda halk, burjuvazinin milliyetçi politikalarına elbette doğal olarak yanaşır. Çünkü halk, ABD'nin "gavur" olduğunu bilmektedir. Peki o gavurla hangi strateji doğrultusunda birleşildi? Şimdi onun stratejisinin devamcısı olanlar halka ne söylüyor? Sosyalizmi kurma zeminine mi yaklaştılar yoksa Apo'nun genişleteceği DEM'e girip parlamenter soytarılık mı icra edecekler?
Oportünizm sadece teorik bir hata değil aynı zamanda tüm halka karşı işlenen bir suç ve sinsi bir kalleşlik yöntemidir. Akıllı geçinen küçük burjuvaların, lümpen unsurların, aklını kaybetmiş geri zekalıların işidir. Silahlı külahlı olmak başta hoştur ama o silahı sana veren, kumanyasını seninle paylaşan kim? Kimin mermisini kime sıktın bunların hesabını vermeden geçip gitmek yok.
Bu yaklaşımlardan tamamen arınmış, tamamen kendine ve halkın organik bilincine dayalı bir Marksist-Leninist hattın büyümesi ve yeşermesi kurtuluş için tek umuttur.
- Emre Kabartaş
01.10.2026