İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu (İMAG) kurucu başkanı 2012, 2014 ve 2016 yılı @ist_mag İstanbul Barosu başkan adayı, ÇAREDER üyesi, UMAY’ın babası.
İstanbul Barosu başkanı dahil aşağıdaki kararda imzası olan 10 yönetim kurulu üyesini istifaya çağırıyorum! Bugün bu gerekçesiz karara dayanak olan ve @bengisukadi tarafından hazırlanan utanç verici sözde rapora ulaştım. Avukat ve raportör sıfatlarını kullanan ancak aldığı diplomadan da IQ seviyesinden de kuşku duyduğum bu şahıs ekte görüleceği üzere
"Şikayetci A'nın ...... dediği görüldü."
"Şikayetli B'nin ....... dediği görüldü."
"Şikayetli B'nin mesleğinin getirdiği özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği anlaşıldı bu nedenle disiplin kovuşturması açılmalı" demiş!
Hayatımda acemi yargıçlar tarafından yazılan çok sayıda gerekçesiz karar gördüm ama böylesini ilk kez görüyorum. Şikayet dilekçesinden ve cevaptan birer paragraf kopyala yapıştır sonra "avukat özen yükümlülüğünü ihlal etti" de! Tamam da niye? Özen yükümlülüğünü nasıl ve neden ihlal ettim?
Şikayet dilekçesinde saçma sapan iddiaları (yalanları) destekleyen delil olmayınca haliyle raporda da hiçbir gerekçe yok.
Birincisi şikayetçi masraf yatırmadığı ve dilekçesinde adres olmadığı için bu dilekçenin hiç işleme alınmaması gerekirdi! Ama herhalde şikayetçi, yargıç diye bilinçaltınızdaki yargıçtaparlık duyguları depreşmiş olmalı ki böyle ayrıcalık tanıdınız kendisine!
İkincisi şikayete konu olan dava dosyasında avukat sıfatıyla değil ASIL TARAF sıfatıyla davalı taraftım. Yani avukat sıfatıyla yazmadım o dilekçeyi. Dolayısıyla böyle kişisel bir konuya ilişkin böyle bir şikayet sizin görev alanınıza girmez.
Bu usuli sebeplerle zaten şikayetin esasına bile girmeye gerek yoktu. Ancak madem hatayla esasa girdiniz bari raporu kafası çalışan ve hukuk bilgisi yeterli olan birine verseydiniz. O zaman şikayet dilekçesinin yalan ve saptırma dolu olduğunu ve delille desteklenmediği anlaşılırdı. Hadi rapor hiçbir analiz ve gerekçe içermiyor diyelim sizin de aklınız raporu yazan kadar mı çalışıyor? Şu rapora bakıp da nasıl dayanak aldınız da o imzaları attınız?
İstanbul Barosu yönetim kurulu istifa etmelidir. Çünkü;
1. Avukat şikayetlerinde dosya masrafı alındığı ve avukatın avukatı şikayet ettiği durumda bile masraf yatırılmazsa şikayet işleme konulmadığı halde şikayetçi sırf yargıç diye avukat aleyhine yargıç lehine müsamaha gösterilmiş ve ayrıcalık yapılmıştır.
2. Adres olmayan dilekçeler işleme konulmadığı halde şikayetçi sırf yargıç diye bu kural da görmezden gelinmiş ve yargıç lehine avukat aleyhine ayrımcılık yapılarak adressiz dilekçe işleme alınmıştır.
3. Zekası veya hukuk bilgisi rapor hazırlamaya yetmediği belli olan bir şahsı raportör diye atamışlar ve hep eleştirdiğimiz liyakatsizliğe prim vermişlerdir. Bunun neticesinde iddianın delille desteklenip desteklenmediğine dair hiçbir analiz içermeyen, delil tartışması bulunmayan ve hiçbir gerekçe içermeyen ve okunduğunda yazanın zekası ve hukuk bilgisi konusunda şüpheye düşüren bir rapor çıkmıştır. Üstelik raporda benim usuli eksiklik itirazım da hiç değerlendirilmemiştir.
4. Hiçbir hukuki analiz ve gerekçe içermeyen ve haliyle rapor niteliği taşımayan bu raporu görüp altında imza atan kişiler de en az bu raporu yazan kişi kadar iş ahlakından yoksun demektir.
Bu utanç verici, hukuk dışı ve ahlak dışı işe imzasını atan İbrahim Kaboğlu İstanbul Barosu başkanlığını hak etmemektedir. Kaboğlu'nun bu işte imzası olan mevcut yönetim kurulu üyeleri ile birlikte istifa edip seçimin yolunu açarak bu işi hakkıyla ve onuruyla yapacak kişilere görevi devretmesi gerekir.
Bu karar benim şahsımla ilgili gibi görünse de aslında mevcut başkanın ve yönetimin iş yapış tarzını ve karakterini gösteren emsal bir hukuksuzluk ve iş ahlaksızlığıdır.
Sosyal medyadan paylaşım yapanlara cevap yetiştiren baro yönetimi benim olayımda sustu kaldı. Çünkü diyecekleri birşey yok. En azından özür dileyebilirlerdi onu da yapmadılar.
@BartuSoral Türk toplumunun, aydınının en nahoş hasleti. Her kes başkasının işine karışmayı üstüne vazife addediyor. Avukat olan bir birey herhalde kendisini yönetecek meslektaşlarını seçebilecek ehliyettedir.
Mesele netleşiyor; millet resmi görmeye başladı. Görünen o ki, hükümet bu dolandırıcıların isimlerini
kamuoyuna açıklayamayacak. Hükümet adamları bilsinler ki, bu kriz öyle bildikleri krizlerden değildir.
Millet ay sonunu getiremezken milyarları vuran o dolandırıcıların listesini açıklamazsanız bu cenaze kalkmaz.
Türkiye dışında ikamet eden arkadaşlara soruyorum;
Yaşadığınız ülkelerde her sabah bir operasyon oluyor mu?
Ülke gündemi tamamen adliye üzerinden devam ediyor mu?
Not: Lütfen yaşadığınız ülkeleri yazın ve gerçek bilgiler verin.
Murat Ağırel’in gözaltı gerekçesi olduğu söylenen olaya dair haber hazırlama sürecine şahidiz. Sinan Çampınar isimli kişi Murat Ağırel’e ulaştı. Sarıgül Ailesi hakkında iddialarda bulundu. Murat da bu konuda haber araştırması yaptı, belgeler istedi. Her gazetecinin yapması gerektiği gibi; Sinan Çampınar’ın iddialarına karşı Sarıgül Ailesi’nin avukatıyla da görüştü. İki taraf da birbirleri hakkında dolandırıcılık iddialarında bulundu. Murat elindeki belgeleri yeterli bulmadığı için bir süre haberi beklemeye almıştı. Bir gazeteci sadece haber hazırlamak istediği için iftiralara maruz kalabiliyor. Maalesef bunu daha önce de yaşadık.
Dostumuz Murat Ağırel’in suçsuzluğuna şahidiz.
Ankara Barosu Genel Kurulu’na damga vuran konuşma. Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu’ndan Avukat Paşa Büyükkayaer:
- Kıymetli meslektaşlarım. Kadın haklarını savunurken dahi tecavüzcü terörist başı Apo’nun sloganlarını kullananlar Ankara Barosunu temsil edemezler.
- Etnik ayrılıkçı fikirlerini bizlere eşit yurttaşlık ve çoğulcu demokrasi diye yutturmaya çalışanlar Başkent Barosunu temsil edemezler.
- Türk devletine düşman, terörle iltisaklı bir kadının Berlin eyalet seçimini kazanmasını bayram gibi kutlayan bir cehalet Başkent Barosunu yönetemez.
- Baromuzun Cumhuriyet Kurulu tarafından hazırlanan ve Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesine ilişkin paylaşımındaki bütün ‘Türk’ ifadelerini çıkararak paylaşan, Türk’ün vatanında ‘Türk’ ifadesine bu derece alerjisi olanlar Ankara Barosunu temsil edemezler.
Derdimi dinleyen olur mu?
Gazetecilik mesleğini yapılamaz hâle getirdiler. Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın tutuklanması, Murat Ağırel ile İsmail Saymaz’a ev hapsi verilmesi; Ali Tarakçı’yı istifa haberinden, Fatih Ergin’i maddi hatadan dolayı tutuklamak izahı olmayan işlerdir.
Fatma Betül 2,2 milyar TL ile huzurlu, gazeteciler tutuklu öyle mi? Meslea, Hayati Yazıcı’nın oğlunun varlığına koyulan tedbir 1 saat nasıl kalkar? Ortağı neden intihar etti? İstediğiniz herkesi mi tutuklayacaksınız? Enflasyonla böyle mi mücadele ediyorsunuz? Yabancı yatırımcıyı bu yollarla mı davet edeceksiniz? Uyuşturucuyla veya yeni nesil çetelerle böyle mi mücadele edeceksiniz?
Ülkeyi çiftlik gibi yöneterek 86 milyona gelecek sunacağınızı mı sanıyorsunuz, yoksa umrunuzda değil mi?
Her neyse, Fatma Betül 2 milyar TL’yi iade edince hukuktan yırttı mı yani? :)
Ama olsun, siz bugün Ataşehir’i, belki yakında Eyüp’ü, üç vakte kadar da İBB’yi alacaksınız, öyle değil mi?
Sanal bir dünyadasınız. Elinizdeki mührü tarihe vurduğunuzu sanıyorsunuz. Vurduğunuz tek şey mahkeme müzekkereleri, Cemil Tugay’ın transfer evrakı vesaire…
Halk korkudan konuşamıyor. İki lokma geçim derdi milyonlara yetiyor. Denizi görmeden İstanbul’da yaşayan, çeltik parası için traktörüyle isyan eden köylüler, sandık geldiğinde nasıl olsa AKP diyor.
12 milyon üyeniz var. Acaba bizden daha mı mutlu yaşıyorlar?
Mutlular mı bilmiyorum ama daha rahat iş bulabildikleri, tacirlerse daha rahat iş aldıkları kesin.
Mesela, 2. Barodaki bir avukatın kamu bankası dosyası alması mı daha olası, yoksa 1. Barodaki avukatın mı?
Ya da Eğitim-İş sendikasına üye bir öğretmen mi müdür olabilir, yoksa Eğitim-Bir-Sen üyesi mi?
Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi bir genç mi hâkimlik mülakatını geçebilir, TÜRGEV mensubu bir genç mi?
Bizleri eziyorsunuz. Her ne iş yapıyorsak orada eziyorsunuz.
İktidarınıza gücümüz yetmiyor. Haykırmak ve Yaradan’a sığınmak dışında yol bırakmadınız.
Yaradan, sizi ve bizi aynı planda yaratmadı mı yoksa?
21. ölüm yıldönümünde Attila İlhan’ı hasretle anıyoruz…
***
KÜLTÜRSÜZLEŞME İŞTE TAM DA BUDUR!
Attila ağabey şöyle demişti:
“…lisede Sophokles okuduk, klâsik Türk sanat musikisine sövmeyi, divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo'dan önemsiz; Mevlana, Dante'den küçüktü; Itrî ise Bach'ın eline su dökemezdi.
BOYNUMUZA KÜLTÜREL EMPERYALİZM İLMEĞİNİ GEÇİRDİK.. Oysa bir kere yaptığımız Batılılaşmak değildi, ikincisi Batı bizim sandığımız gibi değildi, üçüncüsü Batının ulaştığı yer özenilecek bir yer değildi.”
“…En Vahimi, ´Aydınların Yabancılaşması´!..”
Yıllar sonra ‘olay’ ın aslında ‘ecnebi’ nin uyguladığı ‘kültürsüzleştirme operasyonu’ yla ilgili ve onun tabii neticesi olduğunu anladım: Emperyalizm, göz koyduğu ülkeyi öz kültüründen soyutladı mı; o ülkenin aydını yaratıcılığını kaybeder; artık ‘yaşantısı’ gibi, ‘eserleri’ de ‘kopya’dır!
MİLLET ŞÖYLE SORUYOR: memleket yanlış yolda, işler sarpa sarıyor, ama yol gösteren yok, biz ne yapacağız?..” Tuhaftır, soru sahipleri, cevabı bulmakla mükellef olanın da, kendileri olduğunu ne biliyor, ne kestirebiliyor; anlamıyor da: çünkü ‘kopya’, ‘alafrangalık’ sahici ‘yurttaşlık bilincini’ bulandırmış; artık ‘meseleyi va’z etmek’ ve ‘ulusal çözüm bulmak’ kabiliyeti yok; böyle bir soruyu sordukları anda, yetersizliklerini itiraf ve çareyi başkalarından -muhtemelen ‘ecnebi’den- beklediklerini açıklamış oluyorlar. İyi de, ‘kültürsüzleşme’ dedikleri, ‘bizâtihi’ bu değil midir?”
RUHU ŞAD OLSUN!
Adli tıp yetkilisi:
"Kaşif Kozinoğlu'nun kabrini açtığımızda, naaşının bozulmayıp ilk gün ki gibi durduğunu gözlerimizle gördük"
Vallahi de Şehittir, Billahi de Şehittir.
SEHİT KAŞİF KOZİNOĞLU diyeceksiniz!
Ayşe Baykal (@aysbaykal), @goksugoksel'e konuştu:
“Hocaları, cemaatleri, tarikatları, muhafazakâr camiayı bir bütün olarak değerlendirdiğimizde biz bence paraya yenildik. Yani biz gerçekten özümüzü kaybettik
Tarikatlar, cemaatler artık Allah’a değil, iktidara yakın olmak istiyor. Bu kendi içindeki değişim o kadar acı ki bugün ben ve benim gibi birçok arkadaşım artık cemaatlerde yaşananları görünce ‘Kapatılsınlar’ diyebiliyoruz
AKP’de yaşananlara bakınca da demek ki siyaset, vatandaşın seçimlerde çok karşılaştığımız, ‘Ya hepsi aynı kızım bunların’ dediği noktaya geldik’ sözü vardır ya, bugün geldiğimiz noktada ‘Biz hepimiz neden aynı olduk?’ diyorsunuz”
➡️https://t.co/SQcAU948Rm
80'li yıllarda her yaz başı "bir almancı Ülkücü tatile gelsin de getirsin" diye dört gözle bekleldiğimiz, üzerinde GünAlp yazılı, vişne rengi Ozan Arif kasetleri geldi geldi aklıma. Hey gidi yıllar hey! Hey gidi Koca Ozan hey! Mekanın cennet olsun...