İbadet etmek için bilmem kaç bin km öteye gidip hala İzmir’de senden farklı bir hayat tarzına sahip olan insanları düşünmek, “Dur bir story atayım da kudursunlar. Kim daha iyi Müslüman herkes görsün” diye hareket etmek garip bir his olsa gerek.
Mersin Mezitli'ye bağlı Anayurt’ta köylüler ektikleri bahçeler için direniyor.
Kadınlar, sabah saatlerinde yıkım için gelen iş makinelerini, önüne yatarak durdurmaya çalışıyor.
BU BİR İHBARDIR!
Müdür yardımcısı olarak görev yaptığım okulumun önünde; bu akşam mesai bitimime yakın, serseri edasıyla takılan, ailerilerinin veremediği terbiyeyi okulda vermeye çalıştığımız kendi okulumdan 4-5 öğrencime “evlerinize gidin evladım, buralarda dolanmayın” dedim. Baktım laftan anlamıyorlar birinin sırtından HAFİF İTEREK “hadi olum dağılın, doğru evlerinize gidin” dedim.
Öğrenciler biraz uzaklaştıktan sonra sırtından iterek uyardığım öğrenci geri döndü ve “buna hakkınız yok hocam, burası okul dışı, beni itemezsiniz” dedi.
İki gündür yaşanan olaylara zaten canım sıkkın, o hışımla öğrencinin yanına gidip nelere hakkım olup olmadığı hususunda, fiziksel bir müdahelede bulunmadan kendisiyle fikir alış verişinde bulundum.
Hani olur da; sesimi yükselterek öğrencinin psikolojisine olumsuz etkide bulunmuşumdur, bağırarak öğrenciyi incitip moralini bozmuşumdur, o öğrenci yarın bir gün beni yetkili makamlara şikayet ederse, şimdiden KENDİMİ İHBAR EDİYORUM.
Zamanında bir milli eğitim bakanının “Senin saçını keserlerse bana söyle, ben de müdürün saçını keserim”, “Velimi üzeni, ben de üzerim” saçmalığıyla başlayan yozlaşmanın geldiği bu durum içler acısı maalesef. Kimler doğrudan veya dolaylı olarak bu berbat durumdan sorumluysa yatacak yerleri yok.
Yazıklar olsun…
#Kahramanmaraş #Şanlıurfa
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Taliban da böyle başladı. Önce eğitimde kadınlarla erkekler ayrıldı sonra kadınların eğitim hakkı tamamen ellerinden alındı. Kadınlara sadece kadın doktorlar bakacak dendi, sonra o da yasaklandı, 2 gün önce kadınların diş hekimi olması yasak, erkek diş hekimine de kadınların gitmesi yasak; dişimin ağrısından duramıyorum ama doktora bile gitmem yasak diye bir kadın ağlıyordu video çekerek. Velhasılkelam, böyle tatlış tatlış kadınlara iyilik yapıyoruz kisvesi altında kadınları yavaş yavaş toplumsal yaşamdan ayıracak taleplerinizi görüyoruz ve izin vermemek için elimizden geleni yapacağız. Bilesiniz. He evet laiklik tam da bu.
Yaşlı kadınlara musallat olan bir sapık, onlarca kişi söyledi bunu. Milletin yaşlı anasını rahatsız ediyor. Bir kadın hala ortada değil. Kadının mezarı yok, kocası bu dertle öldü. Evlatları mahvoldu. Anaları yok, ölüsü dirisi yok! Bu adamı serbest bırakmışsınız.
Biz senden razıyız diyor bir de sapığa. Bu berber kimse, neredeyse bulun da kimse gitmesin. Sapığı destekleyen kişinin normal olduğunu söyleyemeyiz.
Ayrıca bu suçluları içeride böyle semirtirseniz kimse de suç işlemekten korkmaz. İçeri giren domuz gibi çıkıyor. Bir şeyler değişmeli.
Şu anda eğitim hayatında neler olup bittiği hakkında pek çok kişinin fikri yok.
Çocukların can sıkıntısına dayanma becerisi nerdeyse hiç yok. Sürekli telefondalar ve sabah gözlerini açtıkları andan gece uyuyana kadar sürekli bir dopamin akışıyla besleniyorlar. Okulda dopamin yoksunluğu yaşadıkları için bağımlı gibi davranıyorlar. Aşırı tahammülsüz ve tepkiseller; en ufak bir şey bile onları çileden çıkarabiliyor.
Karşılarında ders anlatmaya çalışıldığında ise sanki orada değiller. Boş boş bakıyorlar. Odaklanamıyorlar. Eğer onlarla kurulan iletişim kısa videolar gibi sunulmamışsa ya da içinde dikkat çekici bir şeyler yoksa ilgilerini çekmek mümkün değil.
Artık öğretmenler için en zor olan şey problemli davranışlar değil; zorlandıkları şey, sınıfın önünde durup konuşurken karşında gözleri açık bakan ama aslında orada olmayan bir grup öğrenciye ders anlatmak.
Ve derin bir umursamazlık var. Cezalar işe yaramıyor, çünkü umursamıyorlar. Notları umursamıyorlar. Üniversiteyi umursamıyorlar. Gerçek dünya olarak burayı görmüyorlar.
Gerçek dünyaları olan internete verdikleri kısa bir molada sadece birkaç dakikalığına temas kuruyorlar.
Öğretmenler, kariyerleri boyunca hiç bu düzeyde jenerasyon kopukluğu yaşamadıklarını söylüyorlar.
🗣️Deniz Zeyrek:
— Bir işçi 20 yıl boyunca SGK'ya ödediği primi toplayıp bir bankaya faize yatırsa, ayda 48 bin TL alırdı.
— Öyle bir hava yaratıyorlar ki, sanki emeklilere ulufe dağıtıyorlar.
Siz bu kadar prim topluyorsunuz, karşılında ne veriyorsunuz?
Yeşil pasaport = Ey dünya. Bu vatandaş yanımda çalıştığı min. 10 yıl boyunca bir yamuk yapmadı. Ailesine kadar her şeyine kefilim. Kendisini derece/kademe ile her yıl puanladım. Yan çizdiğinde uyardım. Kendine çeki düzen vermediyse içimde barındırmadım.
Bu pasaportu ülkemde bir ayrıcalık olarak değil güven puanlaması ve uzun süre gözlemleme karşılığında veriyorum. Bunca yıl kendini kanıtlamış kişiye sen de inan güven. Ben kefilim. Çünkü kendisi beni temsil ediyor.
Onun dışında sicili temiz, mesleği mükemmel, zengin bile olsa beni temsil etmediği ve her yıl kendim kontrol ve takip etmediğim için diğer vatandaşlarıma vermiyorum,sistemi suistimal etmiyorum.
Yeşil pasaport mantığı çıkış nedeni budur. Kabul edin ya da etmeyin.
Bunu kırıp önüne gelene verirseniz adamlar da eşek değil. Çakar vizeyi. Bende yoksa onda da olmasın diyorsanız bu size hiç bir şey katmaz. Nefretinizin,vize çilenizin kaynağını başka yerde arayın.
Emekliye verilen paralar devletin yaşlanmış insanlara verdiği bir lütuf değildir. İnsanların çalışırken maaşlarından kesilen ve ileride çalışamayacakları zamanlarda yaşam koşullarını sağlayabilmek için yatırıma döndürülen kendilerine ait birikimleridir.
Yahu ne bayramı ne ramazan etkinliği. Çocuklar aç aç. Çocuklar bir öğün yemek yiyemiyor. Çocuklar MESEM’ler adı altında ölüyor. Çocukları açlığa mahkum etmişsiniz. Bakanın derdi açlık değil cadılar bayramı.
Devlet okullarının tamamında cadılar bayramı ve noeller hiçbir zaman kutlanmadı. Bu, birkaç devlet okulunda ve özel okulda yapıldı. 12 yıllık öğretmenlik/idarecilik hayatımda ben de böyle bir şey ne gördüm ne de duydum. Bununla birlikte ramazan ayında okullarda birçok etkinliklere tanık oldum ve yaptık. Benzer durum kutlu doğum haftası için de geçerli. Ben de önemsedim bu faaliyetleri. Ancak en önemli gündemimiz bu mu?
-Mesela beslenme çantası boş olan çocuklar?
- Okullarda artan zorbalıklar?
- Temizlik ve güvenlik personelleri?
- Temizlik malzemeleri?
- Köy okullarının ve öğretmenlerinin sorunları?
- Mesem’de yaşananlar?
-il emrine verilip de oturduğu yerden maaş alanlar?
- Proje okullardaki yönetici atama sorunları?
….
Ben 16 yıl eğitim aldım, 8 yıldır da öğretmenlik yapıyorum. Hiçbir okulda Noel ya da Cadılar Bayramı kutlandığına şahit olmadım.
Kendi kızı Londra’da Noel kutluyor mesela.
Kendi kızı neden orada?
Neden orada eğitim alıyor?
Diğer çocuğu neden özel okulda?
Türk milleti bu soruları sormalı!
Biz hep kedileri seven, sokak köpeklerinin var olduğu bir toplumduk ama son 10-15 yılda bambaşka bir faza geçtik.
Severdik ama lokantaya, markete de sokmazdık.
Kedi kasabın önünde beklerdi, içine girmezdi!
Instagram'ın ve sosyal medyanın, sosyo-politik dönüşümün, turistik ilgi alakanın ve benzer bir çok değişkenin de etkisiyle bu iş iyice zıvanadan çıktı.
Olur olur da bu kadar olmaz!
Yemek yenilen yerde köpek tüyleri uçuşmaz, yiyeceklerin içinde kediler dolaşmaz, yaban domuzları vatandaşla denize girmez, küçük çocuklar köpek çetelerine yem yapılmaz...
Deliliği normalleştirmenin anlamı yok!
Sokak ortasında yalnız bir kadını yere yatırıp zorla öpüyorlar...
*
Müdahale edilmese, nerede duracakları belli olmayan bu sapıklardan biri 9 yıla diğeri 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılıyor.
*
Cezalarının onanması halinde biri 3 yıl 6 ay, diğeri 4 yıl 8 ay hapis yatacak...
*
Ama!..
*
Mahkeme cezaları onanana kadar dışarıda milletin karısına, kızını musallat olsunlar diye serbest bırakıyor.
*
Bakın, bu adalet değil!..
Erkeklerin sıkça kullandığı cinsel iktidarsızlık ilaçları, ya da erkeklerin bir numaralı ölüm sebebi olan kalp hastalıklarında mesela stent takılması… Bunlar “doğal süreçler” mi acaba? Sayın Bakan’ın erkeklerin kendi kendilerine ereksiyon sürdürmeleri ve kalp hastalıklarıyla kendi başlarına başa çıkmalarına dair bir “isteği” var mı?
Ne sezaryenmiş gerçekten. Ülkenin sağlık sistemindeki sıkıntılar, hekim göçü, halk sağlığı krizi, sma vb hastalıklarda ilaç erişimi vb… hepsinin üstünde, yatıp kalkıp sezaryen konuşuluyor.
“Sezaryen doğal değil” diye etiketleyip duracağınıza kadınların kendileri ve bebekleri için doğum koşullarına güvenli, bilimsel ve insanca erişim hakkını savunun, maddi manevi yeni doğan emzirme, bakım desteği verin.
Şahsi hikayem mesela: Sezaryen ve başka medikal destekler olmasaydı bugün 8.5 yaşında olan oğlumu büyük ihtimalle sağlıklı biçimde kucağıma alamamış olacaktım, kendi yaşamım ve sağlığım da riske girmiş olacaktı.
Sezaryen konusunda ayrıştırıcı, ötekileştirici söylemler yerine sistemi daha anne ve bebek dostu hale getirin, insanları daha bilgili kılın, “keyfi” olduğunu düşündüğünüz sezaryen oranları da kendiliğinden düşer zaten, düşmeyen de artık ihtiyaç olandır. “Sezaryen normal değil, sezaryen doğal değil” diye ayrımcı dil kullanmadan da yapıcı onarıcı olabilirsiniz.
Büyük bir marketteyiz. Çocuğun birisi feryat figan ağlıyor, yerlerde yuvarlanıyor. Muhtemelen bir oyuncağa takmış kafayı. Üç yaş sendromu. Klasik bir patlama anı yani. Yanında babası var. Yere çökmüş, çocuğun burnunu silip: "Oğlum güvendesin. Bana ne hissettiğini söyler misin? Öfke mi? Hayal kırıklığı mı? Anlat, birlikte çözelim" diyor.
Yahu çocuk zaten duygusunu tarif edemediği için ağlıyor! Edebilse anlatır zaten, siz de çözersiniz. O an çocuğun umurunda değil felsefi analizler, "öfke mi, kırılganlık mı?" tartışmaları falan…
Birisi kararlı bir şekilde "Bu oyuncağı almıyoruz!" diyecek. Veya gidip o oyuncağı alacak. Çocuk da rahatlayacak ve hayatına devam edecek. Ama yok! Hep bir müzakere ortamı, hep duygusal terapi seansları…
"Gentle parenting" markasıyla pazarlanan bu yeni endüstride, ebeveynlere sürekli bir yetersizlik hissi satılıyor. "Bir hata yaparsam çocuğum travma yaşar" kaygısı, seminerlerle, kitaplarla ve danışmanlık hizmetleriyle ticarete alet ediliyor.
Şunu unutmamak lazım: Bazı durumlarda çocuğun kulağına "güvendesin" diye fısıldayan bir dost yerine, "Bu kadar yeter, eve gidiyoruz!" diyen bir ebeveyn gerekir. Çünkü çocuklar sınırlar içinde özgürleşir. Her konuda tercih hakkı sunmak özgüven kazandırmaz.
Bir otorite figürü olmadan çocukların dünyasında güvenli alan falan da oluşmaz.
Koca bir genç nesli yok ettiniz. Çoğu uyuşturucu, kumar, f*huş batağında. Hukuksuzluk ve adaletsizlikle toplumu tamamen çürüttünüz. Şimdi de alay eder gibi kendisine dahi zaman ve para ayıramayan bu nesilden evlilik ve çocuk bekliyorsunuz!
9 aylık elektrik faturalarımı topladım...Hesapladım...
-Ekim-kasım-Aralıkta 300 TL fatura gelse bile yıllık 4000 kw'ı geçiyorum...Zaten sadece ben degil ,birçok aile de geçecek ve faturalar 2X olacak.
- Kardeşim elektrikli araç alıp ,evden ucuza şarj ederken ayda 200 kw kullansa bile o da limiti geçecek ve EV aldığına pişman olacak gibi duruyor.
- Elektrik , su kullanımı insani bir ihtiyaç değil mi ? Limiti geçersen 2 kat fatura ödersin öyle mi ? Nasıl da tuzağa düşüyoruz sürekli ..
- İnsanlar 2 ay sonrası için plan yapamıyor...Oyunun ortasında kurallar değişiyor...Ama hep dar gelirli aleyhine....Yeter bıktık artık yeter .