Elon Musk'ın paylaştığı videonun Türkçe dökümü aşağıda ve oldukça dikkat çekici tespitler var. Bizde yeni yeni beliren sorunlara temas ediyor. Konuşmacı Rachel Wilson, "Occult Feminism" kitabının yazarı, "evde eğitim" savunucusu, feminizm karşıtı, beş çocuk annesi ABD'li bir aktivist.
Soru soran (genç adam):
Rachel, ortalama Amerikalı kadın insanlık tarihinde en eğitimli, en finansal olarak bağımsız ve en özgür kadın. Aynı zamanda en yalnız, en depresif ve çocuk sahibi olma ihtimali en düşük olan kadın. Sence 2026’da kadınlar neden bu kadar mutsuz?
Rachel Wilson @Rach4Patriarchy :
"İşte bu milyon dolarlık soru. Bu soruyu cevaplamaya çalışan iki büyük ölçekli çalışma yapıldı. Bence ilki 2009’da çıktı: “Kadın Mutluluğunun Azalması Paradoksu” diye bir isimle. Bu çalışmada yazarlar özetle şunu söylüyor: Kadınlara hayatları hakkında ne düşündükleri, nasıl hissettikleri sorulduğunda, eskisine göre çok daha yüksek seviyede mutsuzluk, yalnızlık ve depresyon bildirdiklerini söylüyorlar.
70’lere, yani feminizmin baskın düşünce haline geldiği döneme dönelim. Erken 70’lerde kadınlara bu sorular sorulduğunda çoğunlukla “oldukça memnunum” diyorlardı. Ama şimdi 2000’lerde durum çok farklı: Tüm Amerikalı kadınların %26’sı en az bir psikiyatrik ilaç kullanıyor. Kadınlarda fetal alkol sendromu ve alkolizm oranları tarihin en yüksek seviyesinde. Kadınlar genel olarak tatminsizlik, mutsuzluk ve “her şeye sahip olmaya çalışırken yırtılıyorum” hissi bildiriyorlar. Hem kariyer kadınları olmak, hem kariyer yapmak, hem de aile kurmak istiyorlar.
İlişkilerde ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bir yandan kendilerinden daha fazla kazanan, kendilerinden daha yüksek statüde erkekler istiyorlar. Ama bu bir paradoks yaratıyor. Çünkü kadınlar artık üniversite mezunu sayısında ve maaşlarda erkeklerle rekabet ediyor, hatta onları geçiyor. Eskisinden çok daha fazla eşitliğe sahipler. Ama şimdi de evlenecek uygun erkek bulamıyorlar. Kendi seviyelerinde ya da daha üstünde bir erkek bulamıyorlar. Oysa gerçekten istedikleri bu.
Yani feminizmin bize “istediğiniz bu” dediği her şeyi verdik: Tam eşitlik, erkeklerden bağımsızılık… Böylece sevdiğimiz için, ihtiyaç duyduğumuz için değil, sevdiğimiz için koca seçebilelim diye. Bu kadınları daha mutlu edecekti. Ama şimdi kadınlar tarihin en yüksek mutsuzluk seviyesini bildiriyor. Hatta yaygın ruh sağlığı sorunlarında erkeklerden üç kat daha fazla etkileniyorlar. Kadınlar her zaman erkeklerden daha fazla ruh sağlığı sorunu yaşamaya yatkındı ama bu fark giderek büyüyor ve kötüleşiyor.
Kadınlar kendilerini bir çıkmazda buluyor: Bize “mutlu olmanızı sağlayacak” denilen her şeye sahipler ama eskisinden daha mutsuzlar. İnternette sık sık viral olan videolar görüyorsunuz; 30’lu 40’lı yaşlardaki kadınlar arabada tek başlarına oturup ağlıyor ve “Yapmam gereken her şeyi yaptım, reçeteyi harfiyen uyguladım ama mutsuzum. Stresliyim, yalnızım, koca bulamıyorum, aile kuramıyorum, yalnız öleceğim. Ne yaptım ben? Geri dönemiyorum” diyorlar.
Benim için bu kadınlar adına gerçekten trajik bir durum. Özetle kadınlar mutsuz çünkü yalnızlar, evlenmedikleri ve çocuk yapmadıkları için. Bence bunun büyük bir kısmı bu. Ayrıca kadınlara “her şeyi yap, her şeyi ol, her şeye sahip ol” diye çok fazla baskı ve sorumluluk yüklüyoruz. Bunu kendi hayatımda 20’li yaşlarımın başında çok yaşadım."
Akşam camide dinledim. ▶️Müslüman mahallesinde oturan bir "Mecusî", Ramazan'da dışarıda tıkınan oğlunu fena haşlamış.
Çok şaşıran oğlu, "Ama baba biz Mecusî'yiz" demiş. Babası "Evet ama Müslümanların ibadetine saygı göstermeliyiz" cevabı vermiş.
▶️Mecusi babayı, yıllar sonra öldükten sonra birkaç alim rüyada görmüş. Nimetler içinde olduğunu görünce, "Sen Mecusî değil miydin" diye sormuşlar.
Hepsi aynı cevabı almış:
"Evet ama Ramazan'a saygım sebebiyle ölmeden kısa süre önce imanla şereflendim ve tertemiz bir Müslüman olarak öldüm!"
🧿Bendeniz İstanbul'a geldiğim yıllarda, Ramazan çok net hissedilirdi. Lokantalara "İftar ve sahurda açığız" tabelası asılır, oruç tutmayanlar açıkta yiyip içmeye çekinirdi!
🔴Yukarıdaki menkıbeyi düşününce, "İstanbul Mecusi şehri mi olmuş" da diyemiyorum!!!
"Türkiye muhafazakârlaşıyor" diyenler acaba nerede yaşıyor?
Kitapyurdu Türkiye’nin en iyi kitaplarını seçiyor. Bu yıl da çocuk kategorisinde finale kaldım. Şimdi final oylaması yapılacak. Geçen sene ikinci olmuştum, bu sene ne olacak bilmiyorum. Hayırlısı artık. Oy vermek isterseniz buyurun; Çok teşekkürler :)
https://t.co/RZZr7AmlNX
Anne babalar için bu twit 🙂
Uzun zamandır Google'ın Family Link uygulamasını kullanıyorum çocuklar için.
Çocuklar bu tablet/telefonda napıyor, nasıl sınırlayacağız bu çocukları diyorsanız ilacınız burda 😀
Sırf bu yüzden ipad'i bile Android tabletle değiştirdim.
Tamamen ücretsiz.
Günlük sınır koyabiliyorsunuz, cihazın açılma kapanma saatlerini belirleyebiliyorsunuz, uygulamalara özel süre sınırı koyabiliyorsunuz, içeriklere yaş sınırı koyabiliyorsunuz, bir uygulama yüklerken siz onay veriyorsunuz vs vs benim bile kullanmadığım başka özellikleri vardır illaki.
İnanılmaz memnunum, bu arayışta olan ebeveynler illa vardır.
Sınırsız bir şekilde kullanmasınlar, hele bu dönemde çok tehlikeli, çocuğun psikolojisini mahvedebiliyor.
Sanırım Android cihazı, iphone'lardan da kontrol edebiliyorsunuz 👍
Artık geri kalan araştırma sizlerde, illa Youtube'da detaylı anlatan videolar vardır.
Mümkünse retweet yapın bu twiti, ihtiyacı olan birilerinin önüne düşer belki 👍
Android : https://t.co/S93YUTTXp3
#FamilyLink #Google #Ebeveyn #Çocuk #AnneBaba
Dünya tarihi boyunca kötülük yeryüzünden hiç eksik olmadı. Sapkınlıklar, cinayetler, savaşlar hep vardı ama kötülüğün zihinlerde bu kadar aklandığı, şeytanın bu kadar şık giyinip nazik olduğu bir dönem yaşanmadı herhalde. Son yirmi yılı resmen narkoz yemiş gibi yaşadık. Neler oldu neler ama hiç fark edemedik.
Wattpad ile başlayalım. Bu platformda popüler olmuş kitaplara bakın. Çoğunda kötü çocuk ve ailesiyle arası bozulmuş mağdur kız var. Bu hikayeler yüz milyonun üzerinde tıklandı ve milyonlarca çocuk tarafından okundu. Zihinleri iğfal eden satırlarda kötülüğe meyilli, şeytani karakterler parlatıldı. Efendi, dürüst ve kendi halinde çocuklar sahnenin dışına itilirken, her türlü pisliği yapan tekinsiz tipler spot ışıkların altında rol model olarak sunuldu. Uyuşturucu kullanımı, cinsel şiddet ve sapkınlık dolu hikayeler çocukları zehirledi.
Sonra rap şarkıları yayıldı birden ortalığa. Notalardan yükselen uyuşturucu dumanı, nakarata yerleşen küfürler ve illegal yoldan para kazanma mesajı “sonradan güfte” satırlar arasında her yere yayıldı. Kaşarlı, kaltaklı ve buraya yazamayacağım daha birçok çirkin kelimeli senfonik anarşi, kadın düşmanlığını körükledi. Kadını arabanın ön koltuğundaki bir obje olarak gören çakırkeyif zihniyet, kadına şiddeti bilinçaltında legalleştirdi. Güçlü karakter ideali, karaktersiz gücün altında ezildi.
Utanma duygusunu etkisiz hale getirmek için hazırlanan suikast planında, sosyal medya araçları suç aleti olarak kullanıldı. Şöhret duygusunu tetikleyen ego-sistem sayesinde, daha çok tanınmak, daha çok beğeni almak için “yapılmayanı yapmak” gerektiği zihinlere kazındı. Her türlü rezalete alkış tutan popüler kültür, anormali normalleştirdi. Evin perdeleri ardına kadar sıyrıldı, mahremiyet ve mahcubiyet ayıp sayıldı. Anadolu coğrafyasında bir erdem olarak görülen yüz kızarması, büyük bir zafiyet olarak algılandı. Özel hayat teşhir ürünü olarak sunulunca, genel hayat kalitesinde yüzde yüze varan tenzilatlar yapıldı. Ve özel hayatın halka arzında hep masa kazanırken, oyuncular ne kaybettiğini anlayamadılar.
Bu arada kişisel gelişim ve reklam sektörü, senaryoda rol verilen kişileri rahatlatmak için terapi seansları düzenlediler. Sınırları aşmak, çerçevenin dışına çıkmak ve prangaları parçalamak özendirildi. Kurtlar “Sürüden ayrılın” pankartları taşıyarak gösteriler düzenledi. Çakallar özgürlük sloganları atarak şehre indi. Kibir, özgüven sosuna bandırılıp servis edildi. Tevazu, ezik sıfatıyla yerle bir edildi. Sonuçta özgüven zehirlenmesiyle herkese kin kusan bir gençlik peydahlandı.
Narsisizmle başlayan bu dalga nihilizm sahiline vurunca “anı yaşamak” moda oldu. Bu slogan gençleri geçmiş ve gelecekten kopararak tek bir anın içine hapsetti. Sonsuz bir hayatı içine sindiremeyenler, birkaç yıllık dünya hayatına bile katlanamayan zihinler ürettiler. “Anda kal” sloganı, yapılan eylemin gelecekte ne tür sonuçlar doğurabileceği düşüncesini öldürdü. Feraset hamasete yenildi. İtidal üzere yaşama fikri, “Just do it!” türünden sloganlarla yere serildi.
Özgürlük temalı kampanyalarda “Sen seçmedin!” sloganıyla bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesi için gençlere ek tercih dönemi sunuldu. “Aileni, cinsiyetini, milliyetini, dinini sen seçmedin” diyerek gençlerin zihinlerinde soru işaretleri oluşturuldu. “Özgür olun, hiçbir dayatmayı kabul etmeyin” diye bağıranlar, gençlere kendi doğrularını dayattılar ama fark eden olmadı.
Anormali hoş görmekle başlayan bu hikâye, normali hor görmeye kadar geldi. Sonuç olarak kitapla, müzikle, sanatla, filmle çocuklarımızı dört bir yandan kuşattılar. Bize de çocuklarla ilgilenmeyelim diye sosyal medyada memleketi kurtarma rolü biçtiler.
Çocuğumuzu iyi yetiştirmek için harcamamız gereken zamanı, sosyal medyada ona buna laf yetiştirmek için harcadık. Boşa harcanmış zamanların faturaları birikince de aile saadetine haciz geldi işte.
Ne bekliyorduk ki?
Turgut Özal, Tekke şeyhine bu tekkeyi 450 yıl önce buraya getiren şeyhin kabrini sordu. O arada Cumhurbaşkanı yaveri kurmay albay (bence manidar bir tavırla) saatine bakarak; “Sayın Cumhurbaşkanım dışarıda bekleyenler var, program çok sarktı” dedi.
Özal; “Sarkarsa sarksın canım, benden başka gezecek Cumhurbaşkanımı var” diye anlamlı bir cevap verdi.
Tekkeyi kuran şeyhin kabrine yürüdüler.
Fotoğrafta görülen şeyhin kabrine girdik. Dualarımızı okuduk.
Sonra Özal Şeyhe: "Burada Osmanlı Sancağı olması lazım, nerede?”diye sordu. Şeyh; yan tarafta çürümüş bir dolaptan, diktatör Tito zamanında dolaba kilitlenmiş ve lime lime olmuş, Osmanlı Sancağını çıkardı. Çok yüksek duygusal bir ortam olmuştu.
Özal ağlıyordu.
Benim de gözlerimdem yaş akıyor,
Özala bakamıyordum..
Tozlu ve resimde görüldüğü gibi lime lime olmuş bir Osmanlı sancağı Özalın elindeydi, gözlüklerini çıkardığını gördüm ve dayanamadım dışarı çıktım. Yüzüne gözüne sürmüş.
Bilgili ve ihlaslı olmak bambaşka bir manevi haz veriyor insana.
Ben de ilk defa bir Osmanlı sancağı gördüm.
Fevzi Kahraman / Kuzey Makedonya / Ohri / Pir Muhammed Hayati Halveti Dergahı / 1991
@yucelkoc@VakifBank@turkiyegazetesi Kötü huy çabuk bulaşırmış gerçekten Yücel Bey ⚠️
@VakifKatilim eski genel müdürü
İkram Göktaş başlatmıştı bu dengesizliği ve keyfîliği...
Babalarının at çiftliği ya devlet kurumları, eğlensinler biraz... ❗️😤
Mübarek ramazan günü sarhoş kafayla ağız dolusu küfrederek polislerimize kin gütmeleri işte bu sebepledir.
Allah Türk Polisini ve Türk Askerini korusun ve yüceltsin!
🔴 Meloni'ye hayran olmamız için bir sebep daha.
📍İtalya Başbakanı Meloni’den
çarpıcı sözler:
"Suriye'deki cezaevlerini gördükten sonra İsrail'i düşünemiyorum, geceleri nasıl uyuyorsunuz?
Acilen bir heyet oluşturmalı ve İsrail'in cezaevlerinde tuttuğu mahkumlar araştırılmalıdır."
Fransız bir kadın katil İsrail'in soykırımını anlattı:
"Gazze'de bir tane toplu mezar bulduk, içinde 300 kişi vardı.
Elleri arkadan bağlı öldürülmüş küçük çocuklar.
Sonra çıkıp diyorlar ki, İsrail askerleri dünyanın en ahlaklı askerleri."
Bu ne rezillik Migros !
Migros isimli market zincirlerinde satılan hardalın içinde %4,8 oranında beyaz şarap bulunuyor !
Üstelik bu ürünün ön yüzünde içerdiği şarapla ilgili tüketiciyi uyaran bir metin bulunmazken, diğer gıda ürünleriyle aynı raflarda satılıyor !
II. Abdülhamid’in kara çarşaf giyilmesini yasakladığı doğru.
👉 Fermanda kara çarşaf yasağının arkasında iki neden var: İlki kara çarşafın matem sırasında Hristiyan kadınlar tarafından giyiliyor olması nedeniyle İslam ile bağdaşmaması. İkinci neden ise erkeklerin kara çarşaf giyerek gizlenmesi ve suç işlemesi.
👉 II. Abdülhamid’ten önce tahtta yer alan V. Murat’ın, Çırağan Sarayı’ndan kara çarşaf giyen kişiler tarafından kaçırmaya teşebbüs edilmesinin de padişahın kararında etkisi olduğu düşünülüyor.
Konserlere para harcayacağınıza onlara ulaşabilseydiniz. Reklam tanıtım yerine bu yoksullara el uzatsaydınız. Köpek mamalarına On milyonlarca lirayı buluyorsunuz ama o yoksul çocuklar için iki tas çorba, bir kap yemek, kılık kıyafet bulamıyorsunuz. Onları bulup sosyal medyadan yardım isteseydiniz bile binlerce insan yardım yağdırırdı. Başkalarını suçlamak çok kolay geliyor size. Körfezin içine ettiniz “bir zahmet hükümet temizlesin” diyecek kadar ar damarınız çatladığına göre biz neyi konuşuyoruz ki.
Kaldı ki UCİM Başkanı Saadet Özkan’ın bildirdiğine göre Bakanlık ekipleri, bu yıl içinde Akcan ailesinin evine 18 ziyaret gerçekleştirmiş. Bu ziyaretlerde, aileye uzmanlar tarafından verilen destek ve sağlanan gözlemin yanı sıra, kardeşlerin devlet himayesine alınması teklif edildilmiş, ancak aile bunu kabul etmemiş. Bu nedenle çocuklar, SED programı kapsamında ailelerinin yanında desteklenmeye devam edilmiş.
Annenin bazen çöp toplamaya çıktığı ve eve geri gelmediği yönünde iddialar var.
Peki siz Tunç Soyer bir küçük ev de mi yapamadınız? Hani nerede sosyal belediyecilik? Nerede sosyal demokratlık? Siz ancak çav bella şarkısıyla garip danslar yapıp oynarsınız kamyon üzerinde.
Yatacak yeriniz yok. @tuncsoyer