Bahar Al, Edirne Cezaevi’nde tutulan kanser hastası eşi İbrahim Halil Al’ın tedaviye erişemediğini aktarıyor. Al, “Eşimi ölüme mi terk ediyorlar?” diye soruyor.
#KHKlarİptalEdilirse
AVRUPA FETİŞİZMİ DEĞİL, HUKUK VE EGEMENLİK MESELESİ!
✅25 Ağustos 2026'da AİHM Büyük Dairesi, Kavala (No. 2) dosyasında bir çok maddenin ihlaliyle birlikte, AİHS'in 46. maddesi gereğince derhal tahliye ile mahkumiyetin ortadan kaldırılmasına ve kararın Sözleşme hukuku bakımından yok hükmünde sayılmasına karar verdi. Bu karardan 6 gün sonra Uçum; “AİHM'in yetki sınırlarını tartışmak en doğal hakkımızdır” başlıklı bir yazı kaleme aldı ve yazının ana fikri, ulusal egemenlik gereği bu yetki sınırlarının tartışılabileceğiydi. Öncelikle bir görüşü savunuyorsanız, bunda samimi ve tutarlı olmanız beklenir. Örneğin, Batı Trakya Türklerinin dernek kurma hakkını Yunanistan'a karşı güvence altına alan Bekir-Ousta ve Tourkiki Enosi Xanthis kararları dış politikanın haklı bir dayanağı yapılırken ve Yunanistan'ın bu kararları uygulamaması Bakanlar Komitesi'ne yıllardır şikayet edilirken kimsenin aklına "milli egemenlik" argümanı gelmemiştir. Ne var ki, aynı denetim mekanizması sizi işaret ettiğinde bunun bir egemenlik ihlali olarak görülmesi, ortada ilkesel bir tutumdan ziyade, o güne has veya dosyaya özgü bir savunma refleksininin varlığını gösterir. Uçum'un yaptığı da budur!
✅Alıntılanan twitteki İzlanda örneği iki yönden yanlıştır. İlk olarak, Avrupa Birliği ile Avrupa Konseyi ve onun yargı organı olan AİHM birbirinden ayrı iki uluslararası örgüt, iki ayrı sözleşme ve iki ayrı yargı düzenidir. İzlanda 1950 yılından bu yana Avrupa Konseyi üyesi ve AİHS'in tarafıdır. Bahse konu referandumda da AİHM'in yetkisine dair hiç bir şey oylanmamıştır. Dolayısıyla, AB üyeliğine mesafeli yaklaşıldığından hareketle AİHM yetkisinin tartışılabileceği sonucunu çıkarmak, karşı tarafa "doğru kavram seti kullanın" çağrısı yapan birisi için oldukça hafif kalmıştır!
İkinci olarak, işin sayısal yönü de bu tezi doğrulamamaktadır. Zira referandum sonucu yüzde 52,8'e karşı yüzde 47,2 olarak çıkmıştır. Aradaki fark 12.600 oydur ve katılım oranı 2009'dan bu yana en yüksek seviye olan yüzde 82,5'e ulaşmıştır. Bu sonuç, İzlanda halkının neredeyse yarısının üyeliğe "evet" dediğini göstermektedir. Ayrıca, bu tartışma tamamen balıkçılıkla ilgilidir. İhracatının yüzde 40'ı balık ürünlerine dayanan bir ada ülkesi, Birliğin Ortak Balıkçılık Politikası'nın katı kısıtlamalarına girmek istememiştir. Üstelik İzlanda halihazırda Avrupa Ekonomik Alanı ve Schengen bölgesinin bir parçasıdır. Yani, ortak iç pazarda yer almakta, serbest dolaşım haklarından yararlanmakta ve müktesebatın çok büyük bir bölümünü uygulamaktadır. Dolayısıyla İzlanda Avrupa'ya bütünüyle sırt çevirmemiş, elindeki ekonomik kazanımların ötesinde gümrük birliğine ve ortak para birimine gerek görmemiştir. Türkiye'nin konumu ise bunun tam tersidir. Çünkü gümrük birliğine dahil olmasına rağmen, karar mekanizmasında yer almamaktadır.
✅Metin kendi içinde tutarsızsız. Zira yazıda, hem Avrupa Birliği'nin artık hasta bir yapı olduğu ve çözülme sürecine girdiği savunulmakta, hem de defalarca hak edildiği halde Türkiye'nin neden üyeliğe alınmadığı sorgulanmaktadır. Eğer söz konusu yapı değersiz ve işlevsizse, kapıda bekletiliyor olmak şikayet edilecek bir şey olmasa gerektir. Yok eğer kapıda bekletilmek haksızlık olarak görülüyorsa, o halde bu yapı kıymetli ve cazip bir oluşumdur. Birbirine zıt bu iki iddiayı aynı metinde savunmak hukuki bir argümandan ziyade, hamasi bir refleksin dışa vurumudur!
✅Metinde yer verilen "Avrupa'da da hak ihlalleri yaşanıyor" argümanı da hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Başka ülkede bir ihlalin yaşanması, bir başka devlete benzer bir ihlalde bulunma haklılığı vermez. Diyarbakır'da adalete erişim konusunda mağduriyet yaşayan bir vatandaş, benzer bir ihlalin Paris'te de yaşandığını öğrendiğinde bu durum onu teselli etemeyecektir. Ayrıca, başka bir ülkedeki hak ihlalleri de daha çok AİHM nezdinde dava konusu edilip karara bağlandığı için bilinmektedir. Uluslararası yargı kararlarını kendi haklılığınızı kanıtlamak için delil olarak kullanıp, sıra kendinizle ilgili denetime gelince o mahkemenin yetkisini reddetmenin hukuki bir tarafı yoktur.
✅ Yazıda üç ülkeyle ilgili verilen örnekler de savunulan tezin açmazlarından biridir. Şöyle ki;
İngiltere: 2023 yılında Birleşik Krallık parlamentosu tarafından İçişleri Bakanı'na, AİHM'in sınır dışı işlemlerine karşı vereceği geçici tedbir kararlarını uygulamama konusunda takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak bu yetki bugüne kadar hiç kullanılmamıştır ve Birleşik Krallık AİHS'e taraf olmaya devam etmektedir. Devam eden bir tartışmayı gerçekleşmiş bir olay gibi sunmak, metnin kendi eleştirdiği "Avrupa'yı ölçü alma" çelişkisinin bizzat kendisidir!
İsviçre: Bu ülkede referanduma taşınan mesele de hiçbir zaman AİHM'in varlığı olmamıştır. Referandumda oylanan konu İsviçre ile Avrupa Birliği arasındaki kapsamlı bir antlaşma paketidir. Zaten İsviçre "milli hukukun uluslararası hukukun üstünde olduğu" tezini 2018 yılında Kendi Kaderini Tayin girişimiyle sandığa götürmüş ve yüzde 66 gibi bir oranla, üstelik bütün kantonların desteğiyle bu öneriyi reddetmiştir. Yani, savunulan bu tez İsviçre'de karşılık bulmamıştır.
Rusya: Rusya'nın Konseyden ayrılışını "bir günde çıktı" şeklinde ifade etmek, olayın ardındaki tarihsel gerçeği tersinden okumaktır. 15 Mart 2022 tarihli çekilme bildirimi, 16 Mart'ta Bakanlar Komitesi'nin Statü'nün 8. maddesi uyarınca alacağı resmi ihraç kararından hemen önce, yani kapının önüne konulmadan kendi iradesiyle çıkmış gibi görünme hamlesidir. Nitekim Rusya 16 Eylül 2022'ye kadar Sözleşme'ye taraf olarak kalmaya devam etmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin yeri Rusya'nın çıktığı kapı mıdır?
✅ Benzer şekilde, ulusal egemenlik uluslararası antlaşmalarla ortadan kalkmadığı gibi aksine bu tür antlaşmalarla kullanılır. Türkiye, AİHS'i 1954 yılında onaylamış, bireysel başvuru hakkını 1987'de ve Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini 1990 yılında kabul etmiştir. Anayasa'nın 90/5. maddesine, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmaların kanunlar karşısında öncelikli olduğunu belirten hüküm 2004 yılında, bugünkü iktidar tarafından eklenmiştir. Yani, milletlerarası hukuku iç hukukun üstünde konumlandıran irade, bu milletin kendi egemenlik yetkisini kullanarak yaptığı anayasal tercihtir. Bu yapıya bugün "gayri milli" demek, ulusal iradenin geçmişteki tercihlerini yalnızca aleyhte bir karar çıktığında yok saymaktır. Öte yandan, monizm ve düalizm tartışmaları açısından bakıldığında, düalist bir sistemin benimsenmiş olması dahi devletin uluslararası sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 27. maddesi çok açıktır ve hiçbir devletin, uluslararası bir yükümlülüğü yerine getirmemek için kendi iç hukukunu gerekçe gösteremeyeceğini söyler.
✅Yazıda yer verilen ''elin bakışıyla ülkeni yargılayamazsın” sözü kulağa iddialı gelse de, hukuki bir karşılığı yoktur. AİHM, Türkiye'yi dışarıdan yabancı bir merci olarak yargılamaz. Aksine, bir vatandaşın kendi devletine karşı açtığı hak arama davasını karara bağlar. Orada adalet arayan kişi dışarıdan biri değil, hakkının ihlal edildiğini düşünen Türk vatandaşıdır. Uluslararası denetim mekanizmalarından uzaklaşmak ülkeye bir şey kaybettirmez gibi görünse de, asıl darbeyi Rize'deki, Diyarbakır'daki veya Kayseri'deki vatandaşın en son hak arama kapısına vurur. Türkiye, Avrupa Konseyi'nin 1950 yılındaki kurucu üyeleri arasındadır ve bu ortak hukuk sistemi başkalarına rağmen değil, bu ülkenin kurucu iradesiyle birlikte inşa edilmiştir.
📍Sonuç yerine; asıl mesele Avrupa hayranlığı değil, verilen her karardan sonra bu kararı eleştirmek yerine doğrudan kurumsal yapının tartışmaya açılmasıdır. Bu yaklaşım kısa vadede siyasi bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede ülkeyi evrensel hukuk standartlardan uzaklaştırır. Temel ölçü, herhangi bir dış merci değil, Anayasa'nın ikinci maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesidir. Bu ilkeyi savunmak dışarıdan ithal edilmiş bir fikir değil, anayasal düzene duyulan sadakatin kendisidir. Mahkeme kararını beğenmemek elbette herkesin hakkıdır; ancak kararı veren mercii yetkisiz ilan etmek, vatandaşın hak arama hürriyetine kilit vurmaktan başka bir anlam taşımaz!
🗣️Deniz Zeyrek, Melih Gökçek soruşturmasına ilişkin:
"Akın Gürlek belki de en çok bu konuda zorlanacak.
Melih Gökçek'le ilgili iddiaların üzerine gidilsin mi, yoksa kapatılsın mı?
Kapatılsın derse verdiği sözü tutmamış olacak.
Üstüne giderse Melih Gökçek meseleyi sorun edecek.
Akın Gürlek'le karşı karşıya gelme durumu olacak.
Bu dengeyi nasıl kuracak bilmiyorum."
@suhacardakli 17/25'in 25 Aralık operasyonu Binali Yıldırım'ın liman yolsuzluklarına yapılmıştı. Hakim ve savcıları değiştirerek AK'lanmakla gerçekten aklanılmış olmuyor.
Meclis bombalaması için kurulan senaryo ciddi soru işaretleri taşıyor. Bu bombanın uçaktan atıldığında yaratacağı etkiyi Meclis'teki patlama görüntüleriyle karşılaştırın; olayın kamuoyuna sunuluşu manipüle edildi.
🗣️ Adem Yavuz Arslan: @ademyarslan
Timur Soykan'dan Binali Yıldırım iddiaları:
"Binali Yıldırım'ın 480 milyon euroluk bir varlığından bahsediliyor.
Şirketlerinin kendisinden alındığı, 'Sen artık bu şirketleri bize vereceksin' denildiği bile var. Bununla ilgili çok sağlam kaynaklardan da duydum.
Yurt dışındaki paralarını Türkiye'ye zorla getirttikleri söyleniyor. Onun için çok morali bozulmuş Binali Yıldırım'ın. Uzun süredir konuşulan bir konu bu." (OnlarTV)
Eğer Melih Gökçek tutuklanırsa bilin ki , rejimin iplerini ellerinde tutanların son operasyonları başlamış demektir. Çünkü başından beri beklenen şey finalde AKP ve Ergenekon mücadelesi yaşanacak.🤔
Hımm ! Anlaşılan İb. Melih Gökçek'e operasyon yok, malî kaynaklarına operasyon var. Galiba tahminlerim doğru. Cemaatler için de "biz dini cemaatlere operasyon yapmıyoruz, mali kaynaklara operasyon yapıyoruz" diyorlardı. Seçim yakın ve özellikle emeklilere dağıtacaklar gibi.🤔
Timur Soykan; Şirketlerinin kendisinden alındığı, 'Sen artık bu şirketleri bize vereceksin' denildiği bile var. Bununla ilgili çok sağlam kaynaklardan da duydum.
Yurt dışındaki paralarını Türkiye'ye zorla getirttikleri söyleniyor. Onun için çok morali bozulmuş Binali Yıldırım'ın. Uzun süredir konuşulan bir konu bu.
@OmerAtillaErgi Hocam bunlar hadisleri kabul etmeyince ve Kur'an'ı da kafalarına göre yorumlayınca ortaya nasıl yaşanacağı belli olmayan bir din çıkıyor. Videolarında " Allah geleceği bilemez, yellenmek abdesti bozmaz..." diyor.