🔴 İsrail hapishanelerinde esir olan Doktor Hüsam Ebu Safiyye’nin oğlu İlyas Ebu Safiyye:
“Babamın gördüğü işkence sebebiyle yüzü deforme olmuş.
555 gündür medyaya babamı duyurmak için çıkıyorum.
Sessizlik babamın işkencesine ortak olmaktır.”
Bu kervan Allah'ın kervanıdır. Bu kervanın koyunu olarak, bezmi elestten beri Mustafamızı(sav) beklemişiz. Tüm kainat bunun için yaratılmış. Bu anlamı gözünde küçültme.
Bu sürü içinde kalmayı nimet olarak yetersiz sanan, bu sürüye çoban olmak isteyen aldanır. Yol da sürü de kervan da koyunlar da Allah'ındır kardeş. Onun sürüsünü almaya kimsenin gücü yetmez.
Arkanda gördüklerin yolun aynı olduğu için arkanda yürüyen müslümanlar. Senin arkanda değiller, davete icabet ettiler hakikat istiyorlar. Yolda olduğun için onların senin peşinden geldiklerini sanıyor ve ardını kalabalık vehmediyorsun.
Kervanda bir kaç iş sana nasip olsa da kervanı senin sansan ve nefsine hizmet edecek bir başka yola zıplasan, o koyunların ''koyun gibi'' peşinden gelmediğini anlarsın.
İnsan çok aldanır. Kendi kudretine bir anlam atfeder. Gurur da mağrur olmak da aldanmaktan gelir. Beşer dediğinin kudreti nedir ? Kervanın anlamına muvafık düşen söz, amel ve fikirlerin dışında senin ne ehemmiyetin ve gücün olabilir ?
Mağrur olup nefsine aldanan gayrını da aldatmaya çalışır. Şahsına insanları davet eder. Allah'ın kervanından eşkiya gibi koyun çalmaya kast eder. Yine de zaten sürüye layık olmayandan gayrısını peşinden sürükleyemez.
Allah hak etmeyen kimsenin aldatılmasına da aldatmasına da müsaade etmez. Herkes layığını bulur.
Senin ya da benim için en büyük itibar Allah'ın kervanında yolu tamamlamaktır.
Bu kervan bezmi elestte düzüldü kardeş. Kaç zaman Mustafasını bekledi. İçindeki koyunlar da bir beşerin değil, Allah'ın sürüsüdür.
İnsan, ahiret ebedidir, sonsuzdur deyip bütün hazırlığını dünyaya yapmamalı!
Kabir karanlığından korktuğunu söyleyip, kabirden daha kısa süre kalacağı köşk ve villaları süslemekle bütün ömrünü tüketmemeli!
"Mal da yalan mülk de yalan" deyip mal yığıp biriktirmeyi en büyük gaye haline getirmemeli!
Allah’ı sevdiğini söyleyip, hep kullarını memnun etmek için koşturmamalı.
"Adalet deyip" ayrıcalık istememeli.
"Bir olun" deyip tefrika çıkarmamalı.
"Ölümlü dünya" deyip ölmeyecekmiş gibi azgınlaşmamalı.
"Kahrolsun" dediklerinin ekmeğini yememeli.
"Allah’a inandım" deyip eziyet görünce, iddiasından ve davasından vazgeçmemeli…
Allah’a öyleymiş gibi gözükülemez.
O, kalplerin sahibidir.
O, gündüzün aydınlığında olanları da gece karanlığında yaşananları da bilir.
Üç kişi kulis yapsa, fısıldaşsa dördüncüleri O’dur (Mücadele,7).
O’na rol yapılmaz.
O’na samimi yönelmekten başka çare yoktur.
O samimi kullarını, ihlaslı olanları ödüllendirecektir...
Ekranlardaki Rezalete Son❗️
RTÜK GÖREVE❗️❗️
Ekranlar üzerinden maruz kaldığımız kültür emperyalizminin saldırılarına karşı kaygımızı dile getiriyor, yetkilileri sorumluluğa davet ediyoruz.
#TemizEkranHareketi
"Eskiden Araplar şöyle derdi:
- Yaşı küçük olanla, yeni zengin olanla ve yeni makam sahibi olanla yakın olma…
- Mesleğinde eski olanla, bilgide köklü olanla ve eski komşuyla inatlaşma…
- Aklı küçük olanla, yaşı küçük olanla ve tecrübesi az olanla tartışma.
- Aklı kıt olanı, tecrübesi az olanı ve hayrı az olanı hoşnut etmeye çalışma…
- İmanı güçlü olanla, kuvvetli olanla ve hafızası güçlü olanla meydanlaşma…
- Karakteri zayıf olanla, nefsi zayıf olanla ve delili zayıf olanla istişare etme…
- Kalbi büyük olanı, himmeti yüksek olanı ve sözünün eri olanı küçümseme…
- Ufku geniş olanı, gönlü geniş olanı ve çözüm yolları çok olanı unutma…
- Ahlakı dar olanı, bakışı dar olanı ve düşüncesi dar olanı ikna etmeye çalışma…"
SONER YALÇIN - Bir kadın ezberi bozdu
Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.
Doktor tavsiyesi sebebiyle:
– Yumurta yemezdi…
– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…
– Tereyağı eve sokmazdı…
Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!
Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!
Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:
İyi kolesterol ve kötü kolesterol!
İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!
Annem 17 yıl önce vefat etti…
Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!
Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.
Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…
Annem…
– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.
– Gluten nedir duymadı.
– Kandida nedir duymadı.
– Probiyotik nedir duymadı.
– Glutatyon nedir duymadı.
“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!
Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…
Hele…
Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…
Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…
KİM BU DOKTOR?
Elazığ 1943 doğumlu.
Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.
Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.
İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.
Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.
1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…
Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.
Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.
1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.
İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…
Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…
Peki annemle ne ilgisi var?
50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”
Yıl, 2010…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:
– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”
– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”
Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?
Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…
Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.
Canan Karatay ezber bozuyordu:
– Yumurta yiyin, diyordu.
– Tereyağ yiyin, diyordu.
– Kırmızı et yiyin, diyordu.
– Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.
Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!
Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…
Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.
Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.
– “Bilim karşıtı” dendi.
– “Şöhret peşinde” dendi.
– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.
Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.
Bu yıl…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!
Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da başına geliyor! Burası, vasatın iktidar olduğu ülke çünkü…
DİJİTAL SİLAHLARA KARŞI TÜRKİYE NE YAPABİLİR!
Fransa; ABD-İsrail istihbarat servislerinin kullandığı araçlara karşı stratejik adımları hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Fransa'da WhatsApp ve Telegram türevi uygulamalar yerine yerli Tchap, Microsoft Windows'un yerine ise Linux kullanılacak.
Bakanlıklar, Amerikan menşeli dijital araçları bırakmak için kapsamlı bir yol haritası oluşturuyor.
Fransa ve Avrupa, ABD-İsrail istihbarat yapılanmalarından uzaklaşırken biz ne yapabiliriz?
Yeni savaşlar, suikastler, çatışmalar, katliamlar bu platformlar üzerinden yürütülüyor.
https://t.co/JWWcak0vTn
Şam'ın meşhur âlim ve muhaddisi Şeyh Bedruddin el-Hasenî'ye soruldu:
Hazreti Resulullah'ın, “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır” dediği zamanı mı yaşıyoruz?
Dedi ki:
Hayır, o zaman geçti. Biz Hazreti Resulullah'ın, "Kişi mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar" dediği zamandayız.
Rabbim, imanımızı muhafaza et!
İran füzelerinde Erbakan: “İsrail laftan anlamaz. İsrail ancak güçten anlar"
İran, İsrail'e yönelik düzenlediği 88. dalga operasyonda fırlattığı füzeye D-8’in mimarı, Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Merhum Prorf. Dr. Necmettin Erbakan'ın fotoğrafını ve "İsrail laftan anlamaz. İsrail ancak güçten anlar" sözünü yapıştırdı.
Bakın kızlar, bir erkek her zaman daha ilerisini ister. Telefonla konuşsa buluşmak ister, kafede buluşsa tenhada buluşmak ister, bugün elini tutsa yarın öpmek öbür gün sarılmak ister... Erkekleri kendinizle kıyaslamayın, o cinsel dürtü erkeğin beyninde depreşir durur hep. Sizin en romantik en duygusal gördüğünüz anlarda bile erkek cinselliğe odaklıdır. Nöro-biyolojik olarak erkeğin beyninde cinselliği kapsayan alan kadının beyninden 2,5 kat daha fazladır.
Namazlı abdestli dindar görünümlü diye kimseye güvenmeyin. Kötü oldukları için demiyorum. İyi insan olabilirler, başlangıçta iyi niyetli olabilir evlilik düşünüyor olabilirler. Ama o iş öyle kalmıyor. Farkında olmadan milim milim ilerliyor ve farkına vardığınızda ne ileri ne de geri gidemediğiniz bir cenderenin içinde buluyorsunuz kendinizi. Evlenseniz, evlenemiyorsunuz, ayrılsanız ayrılamıyorsunuz. Allah'tan utanıyor, ailenizden utanıyor, kendinizden utanıyorsunuz. “Zihnimde intihar senaryoları dönüyor” diye gelen mesajlara bir yenisi daha eklenince beni bu saatte dilhun, uykumdan etti.
Onun için ikaz ediyorum, bir yıl içinde evlenecek durumda değilseniz kimseyle ilişki kurmayın. Ne olursa olsun kimseyle tenhada buluşmayın. Bu gibi yollara girdiyseniz derhal ipleri koparıp, tövbe edip kendinizi ibadete verin. İntihar senaryolarını zihninizden silip atın. İnsanoğlu beşer, şaşar. Hatanın neresinden dönerseniz kârdır. Allah sıkıntılarınızı gidersin, işlerinizi felaha erdirsin...
@ThePenguinBTC Epeydir yahudi sermayesinin Çin 'e kaydırıldığını duyuyor biliyoruz.. Demek ki Amerika' dan vazgeçip ipini çekmişler giderken de bir düşmanı yok etmek istemişler..
Ülkede garip bir kitle var. Oruçtan bahsettiğiniz anda, beyinlerinde otomatik bir "Whataboutism" motoru çalışmaya başlıyor. Birden kul hakkından, rüşvetten, taciz olaylarından falan bahsetmeye başlıyorlar.
Mesela çocukları sahura kaldırmanın güzelliğinden bahsediyorum. Hemen birisi, “Haram parayı cebine indir, sonra çocukları sahura kaldır! Oh, ne güzel!” diyor. Zekât vermenin faziletinden bahsedin, hemen konuyu rüşvet vermeye bağlıyorlar. “Ramazan ayında dışarıda yemek içmek ayıp oluyor, biraz saygılı olmak lazım” yazıyorum. “Önce milletin hakkına saygılı olup kaçak kat çıkmayacaksın” diyorlar.
Ya arkadaş! Ben Ramazan ayına hürmetten bahsediyorum. Sen niye konuyu imar affına getiriyorsun? Sahurda yetim hakkı yediğimi, iftarı kul hakkıyla açtığımı nereden çıkardın? Hem bunlar birbiriyle takas edilen mevzular değil ki!
Mesela diş sağlığından bahseden birisine, “Trafikte şerit ihlali yapan kişi, dişini fırçalasa ne olur?” diyebilir misin? Diyebilirsin elbette ama saçma olur. Deme yani!
Hem hayırdır? Bu öfke ne!