Kürtlerin acısı bu topraklarda yaşayan herkesin ortak acısıdır. Suriye’de yaşanan ve yaşanması muhtemel şiddete karşı durmak, silahın-şiddetin yerine diyaloğu önermek, önünü açmak gerekir. Türkler ve Kürtleri ayrı düşürecek her adıma karşı durmalı.
Bak güzel kardeşim, beni düşmanın belleme, ya da belle ama önce dinle.
Ben senin inandıklarına ve düşündüklerine birebir uyan bir insan olamam, istesen de olamam.
Yaşanan her olaya senin istediğin şekilde tepki veremem, ak desek suç kara desek suç ve üstüne üstlük hakaret. Herkesin psikolojisi bu savaşı yürütecek kadar güçlü olamaz, ya da bunu tercih etmez. Belki de senin hiç umrunda olmayan hukuksuzluklarda bu mücadeleyi verdiğimde tek başımaydım, yalnız ve ötekileştirilmiştim. Sen bunu bilmiyorsun bile.
Bugün senin istediklerini yazmıyorum diye bana saldırıyorsun, çünkü asıl öfke beslediklerine saldırmaya yüreğin yetmiyor. Unuttuğun şey şu, bu da haksızlık, bu da adaletsizlik. Kimse sizin kum torbanız değil. Bu girizgahtan sonra dinlemek istiyorsan şimdi sana fikirlerimi açıklıyorum, hatta sana açıklamıyorum sadece yazmak istiyorum. 28 Şubat sürecinde küçük bir çocukken ilk defa haksızlık gördüm ailemde, o gün bu işlerin failleri “hukuk” “bağımsız yargı” diyordu yapılana, sonra yıl 2007 oldu ve bu kez bir partiye yapılan hukuksuzluğu gördüm ve 18 yaşında bir genç olarak bu hukuksuzluğa karşı çıkarak ilk oyumu o partiye verdim. Aradan çok geçmeden balyoz ergenekon meseleleri başladı, üniversitedeydim. “Bir dakika ya, burda bir hukuksuzluk var” dedim bir üniversite öğrencisi olarak. Oysa tüm bunlar da hukuka dayandırılıyordu. Kamuya alımlarda bir cemaatin mensuplarının her yeri işgal etmesine de karşı çıktım, sonra yönetime el koymaya kalkan darbecilere de, sonra toptancı biçimde bankanın önünden geçenin, hakkında beraat kararı verilenin işine dönememesine de karşı çıktım. Benim ömrüm haksız olduğunu düşündüklerime karşı çıkmakla geçti kendimce. Kendimce diyorum, sen eminim ki çok daha fazlasını yapmışsındır, en adil sensindir. Her neyse mülakatla işe alımlara da karşı çıktım, kamudan ihale ile zenginleşmeye de, yandaşlıkla kamu hakkını hiç etmeye de. Bugün gelinen noktada da şuna karşı çıkıyorum; Ekrem o bu vs önemli değil, Yargı, iktidar muhalefet isimlere bakmadan herkese eşit davranıyor diyebiliyorsak ne âlâ, bunu diyemiyorsak problem var. Bu problem ekonomik, sosyal kültürel her alanda bizi yoruyor, geriye götürüyor götürecek. Bir vatandaş ve bu ülkede hukuk eğitimi almış biri olarak bunu istemiyorum. Bu benim hakkım değil mi? Bana öğretilen şu; tutuklanma istisnaidir, tutuklama bir tedbirdir, tutuksuz yargılama esastır, tutuklama bir cezalandırma aracı olmamalıdır. Benim bildiğim doğrular bunlar, hiç benden olmasa da, hiç aynı fikirleri taşımasam da herkes için bu doğrularımı talep edeceğim. Bana düşman olan senin için de. Şimdi bu yazdıklarım da seni tatmin etmeyecek, amma uzatmışsın diyeceksin ama kısaca anlatılan şeyler genelde slogandır, fikir biraz daha detaylıdır. Ayının kırk türküsü vardır kırkı da ahlat üstüne, benim adaletten başka bir türküm yok, olamaz. Senin için de, benim için de adalet diyorum. Görmüyor musun? Gün geliyor herkese lazım oluyor, görmüyor musun? Ekmek su gibi muhtacız adalete, daha iyisine daha güzeline…
Türkiye'de geniş muhalif yığınlar, İsmail Saymaz'a yurtdışı çıkış yasağı, İmamoğlu'na diploma soruşturması gelince memleketteki hukuksuzlukları farketmiş
yıllardır pekçok toplumsal kesim yaşıyor o iklimi, hatta daha ağırını; sizin mahalleden olmadıkları için oh olsun dediniz hep