Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş son Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında, önceki yıllarda da medyada defalarca yer almış 2022 yılındaki ifadeleri gerekçe gösterilerek soruşturma başlatılması; siyasi eleştiriye tahammül ile bağdaşmayan, yargının siyasallaşması adına vahim ve endişe verici bir gelişmedir.
Siyasi eleştiriler yargının konusu değil, siyasetin gündemidir.
Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık gibi önemli görevlerde bulunmuş; devlet tecrübesi, akademik birikimi, siyasi nezaketi ve ahlakı ortada olan Sayın Davutoğlu’nun eleştirileri bir soruşturma değil, ancak üzerinde düşünme vesilesi olabilir.
Yargı; siyasi hesaplaşmaların, muhalif olanı susturmanın bir aracı değildir. Aksine siyasetin ve milletin, iktidar gücü karşısındaki en önemli güvencesidir.
Bugün içeride ve dışarıda çetin krizlerle boğuşan Türkiye’nin ihtiyacı; baskıdan korkan ve susan bir siyaset değil, tam bağımsız yargı, özgür siyaset ve eksiksiz bir hukuk devletidir.
Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, bu ülkenin yetiştirdiği kıymetli bir münevver, saygın bir akademisyendir. Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık görevleriyle ülkemize çok değerli hizmet ve katkılarda bulunmuş Sayın Davutoğlu’na, bundan tam 5 yıl önce kamuoyuna yansımış sözleri nedeniyle bugün soruşturma açılması, ifade özgürlüğüne ve demokratik siyasetin alanına yapılmış açık bir müdahaledir.
Sayın Davutoğlu’nun hakkında başlatılan soruşturmayı önce basından öğrenmiş olması da hukuken kabul edilebilir değildir.
Siyasetçilerin görevi konuşmak, eleştirmek, yanlış gördükleri konularda iktidarın uygulamalarıyla ilgili hesap sormaktır. İktidarlar eleştirilere siyaset içinde cevap verir; kürsüde cevap verir, milletin önünde cevap verir. Demokrasi böyle işler, böyle işlemelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, siyasi eleştirilerin soruşturmalarla karşılandığı değil; farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği, yargının siyasi hesaplaşmalardan uzak ve bağımsız olduğu bir hukuk devletidir.
Sayın Davutoğlu’na başlatılan soruşturma sebebiyle kendisine desteğim ve dayanışmam tamdır. Eleştiriye tahammül eden, hesap vermekten kaçmayan ve hukukun üstünlüğüne saygı gösteren bir ülke yönetimi için mücadeleye devam edeceğiz.
Kişileri, kendilerine isnat edilen somut bir SUÇ fiili olmadığı halde, dün “irtica”, bugün “İLTİSAK” bahanesiyle, ötekileştirmeye ve hak yoksunluğuna maruz bırakanlar, lanetlenmiştir ve lanetle anılacaklardır.
📚 ADLÎ YIL AÇILIŞI vesileyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın @_cevdetyilmaz ın kapsamlı genel Adalet sistemi analizi, Adalet Bakanı Sayın @abakingurlek in adalete güveni yeniden inşa çabasının özeti niteliğindeki son dönem çalışmalarını vurgulayan değerlendirmesi, Yargıtay Başkanı Sayın Ömer Kerkez'in Yargının sorunlarına yönelik cesur özeleştirisi ve nihayetinde Barolar Birliği Başkanı Sayın @erincsagkan ın siyaset üstü ciddiyetle ele aldığı sorunlar ve çözüm önerileri...
📈 Bütün bunları ayrıntılı incelediğimde uzun süredir toplumsal şikayete konu olan ADALETE GÜVEN konusunda yeni bir ruhun oluşuyor olduğunu görmek bakımından umutlandım.
📚 Pratikte çok fazla şikayet olsa da ADALETİN TOPLUMSAL BARIŞI İNŞAASI adına yapılan her çalışma ve bu anlamda ortaya konulan irade çok kıymetlidir.
📌 Önümüzdeki günlerde bu konuda özellikle Cumhurbaşkanı @RTErdogan ın toplumsal sorunlara duyarlı iradesiyle daha başka adımlarında atılacağına inanıyorum
🇹🇷 Adalet mülkün temelidir. @tcbestepe@adalet_bakanlik@TCYargitay@barolar #Adalet #adliyıl
Bülent Hoca’ya nüktedan kişiliğinden ötürü sempatiyle bakarım. Her siyasetçi ve fani gibi kusurları elbette olabilir. Ancak parmak bastığı yer önemli.. Erdoğan ve partisi yeniden seçim kazanmaya endekslenmek istiyorsa hukuku yeniden tesis etmeli, istişareye yeniden önem vermeli, eleştiriye tahammül edebilmeli.. Çünkü 2002’den sonraki seçimlerin çoğunu bu şekilde kazanmışlardı.. Ancak bu taraftan göründüğü kadarıyla 2002’de mücadele ettikleriyle şimdi kol kola girmiş, 2002’de kol kola girdikleriyle şimdi karşı karşıya gelmiş.. Aradaki engelleri aşmadan, buzları kırmadan, soğuk rüzgarları kesmeden o ruh çok zor hocam..
Beş hukuk profesörünün ortak mütalaası, FETÖ yargılamalarında yıllardır dile getirdiğimiz hukuki gerçeği altını çiziyor: 👇🏼
Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Faruk Turhan, Prof. Dr. Cumhur Şahin ve Prof. Dr. Tolga Şirin'in hazırladığı 71 sayfalık ortak mütalaa, AİHM'in başta Yüksel Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararları olmak üzere verdiği ihlal kararlarının uygulanmasının bir tercih değil, hukukun en temel gereği olduğunu ortaya koyuyor.
Mütalaanın en önemli tespiti şu. Bu kararlar Türk hukukuna dışarıdan yeni kurallar getirmiyor. Aksine, Anayasa'nın, Türk Ceza Kanunu'nun ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun zaten öngördüğü güvencelerin uygulanmasını istiyor. Örgüt üyeliği suçunda doğrudan kastın ayrıca ispatlanması gerektiği de aslında uluslararası mahkeme kararlarıyla öğrenilecek bir husus değil; ceza hukukunun en temel ilkelerinden biridir.
Mütalaada, Yalçınkaya hakkında AİHM kararının ardından Kayseri'de görülen yeniden yargılama süreci de ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Mahkemenin, başvurucunun Bank Asya hesabına para yatırmasını örgüt liderinin talimatına uymak, aynı hesaptan parasını çekmesini ise bankayı batırma algısı oluşturan örgüt üyeleriyle ortak tavır göstermek olarak değerlendirdiği, ayrıca D-Smart ve Digitürk aboneliklerini araştırdığı ve
mahkûmiyet kesinleştikten iki yıl sonra dosyaya giren bir tutanağı yeniden mahkûmiyete dayanak yaptığı görülüyor. Böylece AİHM nezdinde davasını kazanan kişi ikinci kez mahkûm edilmiş oluyor.
Oysa mütalaada da vurgulandığı üzere, AİHM'in Yalçınkaya ve Şaban Yasak ihlal kararlarının ardından yapılacak yargılamaların amacı, tespit edilen ihlalleri gidermek olmalı; bu süreç yeni suç isnatları üretmenin veya sanık aleyhine yeni delil arayışına girmenin aracı hâline getirilmemelidir. AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, iç hukukun da açık yükümlülüğüdür.
Yalçınkaya kararının üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. Buna rağmen gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı için aynı hukuki sorundan verilen ihlal kararlarının sayısı 3.554'e ulaştı, Strazburg'da bekleyen benzer başvuru sayısı sekiz bini aştı, iç hukukta ise aynı durumdaki dosyalar on binlerle ifade ediliyor. Nitekim AİHM Büyük Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihli Şaban Yasak kararında, delil yelpazesi ByLock'un çok ötesine geçtiği hâlde aynı sonuca varmış ve cezai sorumluluğun kolektif suçluluğa ya da salt iltisak tespitine dayandırılamayacağını belirtmiştir. Aynı dosyada İkinci Daire iki yıl önce ihlal bulunmadığına karar vermişti. Bu tablo, sorunun artık münferit değil, yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.
Artık TBMM'nin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararlarının gereklerini yerine getirecek; yeniden yargılama usulünü açık ve öngörülebilir hâle getirecek; aynı hukuki durumda bulunan kişiler için de etkili bir başvuru yolu oluşturacak kapsamlı bir yasal düzenleme kaçınılmazdır.
Üstelik bunun örneği kendi hukuk pratiğimizde de var. AİHM'in Ümmühan Kaplan pilot kararının ardından çıkarılan 6384 sayılı Kanun, sistemik bir sorunun yasama yoluyla nasıl çözülebileceğini göstermişti. Bugün de benzer bir iradeye ihtiyaç var.
Hukuk devleti, mahkeme kararlarını beğenip beğenmemeye göre değil, onları uygulayıp uygulamamaya göre ölçülür. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, yalnızca uluslararası yükümlülüklerin değil, Anayasa'nın da gereğidir.
Mütalaanın sonuç bölümünde yer alan şu tespit de bu ihtiyacı açıkça ortaya koymaktadır:
"Türkiye AİHM'nin söz konusu ihlal kararlarını hayata geçirme yükümlülüğü altında olup, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin mutlak surette tahkimi amacıyla, iç hukuktaki ceza hukuku düzenlemelerini dikkate almayan keyfi uygulamaları sona erdirici tedbirleri almal��dır. Bu ise devletin Sözleşme ve Anayasa'dan doğan kaçınılmaz bir ödevidir."
https://t.co/1yincIrVAO
Hukukun dışına çıkmayın; devletlerin dini adalettir! ❗️
Beraat edenleri ve haklarında takipsizlik kararı verilenleri görevlerine iade edin. AİHM ve AYM kararlarını gecikmeksizin uygulayın!
Barış Akademisyenleri ve KHK'lilerin
İşlerine iade edilmesi amasız ve fakatsız sağlanmalıdır.
Bugün bir umudu taşıyorsak onların emeği ve mücadelesinin sayesindedir.
Barışın üzerinden şu iltisak bu iltisak gölgesi artık kaldırılmalıdır.
Ölümler dursun diye bedel ödeyenler barışın sonuçlarından en ilk faydalanması gerekenlerdir.
Teşekkürler @DEMGenelMerkezi
#KhkHukuksuzluğunaSon
Yurtdışından yayın yapan alçak FETÖ müntesipleri Yeni Parti hakkında itibar zedeleyici, Tek Adam rejimine ve tetikçi aparatlarına argüman sunacak söylemler kullanıyor.
Partinin bu konuda gerekli iletişimi sağlaması gerekir.
Her türlü paralel yapılanma ile mücadele edilecek!
Elif Esen: “İnsanlar işlerinden edildi, çocuklar damgalandı, aileler dağıldı. Yargı kararıyla haklı bulunanların üzerindeki şüphe kaldırılmadı.
Mahkemede aklanan ama görevlerine geri dönemeyenlerin hakları iade edilmeli, nefes almaları sağlanmalıdır.
Devletin içine FETÖ benzeri yapılanmaların sızmaması için siyasetçilerin müdahale edemediği daha güçlü kontrol ve denetime ihtiyaç vardır.”
Silahlı örgüt mensupları zorlama yöntemlerle af edilirken, silahla, terörle ilgisi olmayan siyasi hükümlüler kapsam dışında kalırsa, eşitlik ilkesi nasıl korunabilir?
Umarım ve dilerim
@TBMMGenelKurulu hukuka ve adalete aykırı zorlamalara itibar etmeyecektir.
İdris Şahin:
Suçlu ile suçsuzu ayıramadınız, sonra da binlerce insanı sosyal hayattan sildiniz.
KHK mağduriyetini görmeden, infazda eşitliği sağlamadan adaletten söz edemezsiniz!!
#KHKMağduriyeti
Nerede ciğeri 5 para etmez, kafadan kırık. Bu dünyaya akut köpeği kadar faydası olmayan tip var vefat edenin arkasından salya akıtıyorlar.
Her devletin milletin bir özü harcı olur. Yıllar geçse de o öz değişmez. Devletçilikten ya da devlet aklından bahsetmiyorum. Bilimsel aklın vicdanın yolu vardır. 1000 sene de geçse bu fikirler yok olmaz diyeceğin. Bu gerçeği göremedikleri için bu fikirleri savunanlara derin devlet adamı derler.
Bi de devletlerin milletlerin radikal diye etiketlediği görüşler vardır. Proje fikirlerdir devleti ele geçirip bu fikirleri egemen kılacaklarına inanırlar. 50 yıla kalmaz hepsi tarihin çöplüğünde yerini alır.
İşte @ProfHilmiDemir savundukları ilk kategorideki aklın vicdanın yoluydu.
Ona laf edenler de ikici kategoride. Yok olup gidecek fikirleri, geride bomboş yaşanmamış bir hayat bırakacaklar. Millete tek faydası olmadan tam tersi milletin aydınlarını hedef alan, yabancı istihbarat örgütlerine kukla olmuş hayatlar…
Merhumun arkasından salya akıtmasalar acınası bir durum onlara da laf etmem onlar da yabancı istihbaratların genç yaşta devşirilen mağdurları. Ama merhuma dil uzatmak, beyni yıkanmadan önce de karaktersiz olduklarını gösteriyor.
KHKlıların yaşadığı psikolojik travmalar ve sağlık sorunları göz ardı edilemez. Bu insani krize çözüm bulunmak bu toplumun acil görevidir. #ToplumsalEnkazKHK