@tevfikken@Fenerbahce İsmail 2024'te kalsaydı bir iki eklemeyle şampiyon yapabilirdi. Cidden bilerek takımı sabote etmiş gibi geliyor başkan olabilmek için.
@sukhovinrehab1 Dövüş mekaniklari basit abi ama dikkatli olmak lazım. Tek dolanan zombileri kolay indiriyosun ama aynı anda birden fazlasıyla kapışmak zorunda kalırsan terletiyorlar. En kötü sıyrıkla atlatıyorsun ve karakter enfeksiyon geçiriyor ama bir kez ısırıldığında direkt bitiyor oyun.
Diyanet'in hutbelerine gündem değiştirme diyenler; bu ülkenin gündemi çok uzun süredir laikliğe aykırı tutum ve eylemlerin devlet eliyle hayata geçirilmesi ve bunların özellikle kadınların haklarını törpülemeye dönük olması. Sizin gündeminiz nedir bilmiyorum ama bu yaklaşım hukuki kaideleri değiştiriyor (bkz. mal bölüşümünü aile içi sözleşmeye bağlama), kamusal alanda kadınların kıyafetleri nedeniyle saldırıya uğramasının yolunu açıyor, okul öncesi eğitimdeki kız çocuklarının örtünmesini yasallaştırmak isteyenlere ortam hazırlıyor. Kadın cinayetlerinin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede bizim Diyanet'i boşverme lüksümüz yok, kusura bakmayın.
Siyasilere de bir söz: Bizi hedef alan Diyanet'i hedef alırız. Kimse geri basmamımızı beklemesin.
@sukhovinrehab1 Yazın başında bir beach’te işe girdim. Günde 10 saat mesai, sadece 30-40 dk mola. Kalan 9 saat boyunca sıcakta ayakta dikillip sipariş bekliyorsun. Oturmak yok, dinlenmek yok. En sonunda havele geçirip ölmemek için işi bıraktım. Diğer iş deneyimlerim de aynıydı, hep berbat.
dünyayı yahudiler yönetmiyor dostadlar, dünyayı sermaye yönetiyor.. yüksek bir sınıf bilinci ve örgütlülük düzeyine sahip sermaye sınıfı için dinin milliyetin önemi yok. yahudi halkı bölgesel hedefler için kullanılıyor sadece, işleri bittiğinde hepsini on dakkada satacaklar.
Kenan Evren: Normal, Bildiğin, Dümdüz Vatan Haini
12 Eylül darbesi, Türk siyasi yaşamında derin ve kalıcı izler bırakmıştır. Darbeyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatılmış, tüm siyasi partilerin faaliyetleri durdurulmuş ve Genelkurmay Başkanı ile dört kuvvet komutanından oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) ülkeyi yönetmek üzere tüm yasama ve yürütme yetkilerini elinde toplamıştır.7 Bu durum, Türkiyelistanlı solunun darbe rejimine yönelik en temel eleştirilerinden biri olan demokrasinin tamamen askıya alındığı bir dönemin başlangıcı olarak nitelendirilir.6
Darbe sonrası dönemde, yüz binlerce sosyalist, sendikacı, aydın ve öğrenci tutuklanmış veya gözaltına alınmıştır.7 Bu kişilerin sistematik işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı belgelenmiştir.6 İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre, 650.000 kişi gözaltına alınmış, 1.683.000 kişi fişlenmiş ve 171 kişi işkenceden hayatını kaybetmiştir.8 Kenan Evren dahi, 2012'deki iddianamede hapishanelerde işkencenin engellenemediğini, birçok kişinin sakat kaldığını veya öldüğünü itiraf etmiştir: "Evet, itiraf ediyorum. Cezaevlerinde işkenceyi önleyemedik. Birçok kişi bu yüzden sakat kaldı, öldü. Çok yalvardık. Yapmayın falan diye. Ama bizi dinlemediler. O gardiyanlar; ah o gardiyanlar... Onlar yapıyordu (...) İşkence yaptılar. Kötü muamele yaptılar. Çok yalvardık, yapmayın dediysek de maalesef dinletemedik, bu talihsiz olaylar oldu".8 Evren'in bu itirafı, sol tarafından, rejimin işkenceyi önlemedeki "başarısızlığını" değil, aksine işkencenin bir devlet politikası olarak uygulandığını ve bizzat rejimin en tepesindeki isimlerin bu durumdan haberdar olduğunu ancak sorumluluk almaktan kaçındığını gösteren bir kanıt olarak yorumlanır. Evren'in "önleyemedik" demesi, sorumluluğu altındaki bir sistemde bu kadar yaygın bir ihlalin nasıl göz yumulduğu sorusunu gündeme getirir. Sol, bu itirafı, rejimin baskıcı doğasının ve insan haklarına olan saygısızlığının bir göstergesi olarak görür. İşkence, sadece bilgi almak için değil, aynı zamanda muhalefeti kırmak ve toplumu apolitikleştirmek için bir araç olarak görülmüştür. Hali hazırda mahkum olmuş birine neden işkence edesin ki?
Darbe yıllarında 7.000 kişi için idam cezası istenmiş, 517 kişiye idam cezası verilmiş ve 50 kişi asılmıştır.7 İdam edilenler arasında tarihe en çok damga vuran isimlerden biri, yaşı büyütülerek asıldığı iddia edilen 17 yaşındaki Erdal Eren olmuştur.6 Eren'in avukatının yaş tespiti talebi reddedilmiş, Milli Güvenlik Konseyi tarafından idamı onaylanmıştır.14 Eren'in son sözleri, "Kahrolsun faşist diktatörlük, yaşasın TDKP\!" olmuştur.14 Ancak davanın asıl sorunlu kısmı Erdal Eren’in yaşı değil, Saygı Öztürk gibi isimlerin de ortaya koyduğu gibi cinayetin failinin Erdal Eren olmasının fiziken imkansız olduğu sonucuna varan balistik incelemelerdir.
Kenan Evren'in "Bir sağdan bir soldan astık" sözü, sol tarafından darbe rejiminin adaleti değil, siyasi dengeyi gözeten, insan hayatını hiçe sayan bir yaklaşımının açık bir ifadesi olarak eleştirilir.8 Evren'in yıllar sonra, 2006 yılında bir televizyon programında "Vicdan azabı çekmedim. Eğer idam edilenlerin neden idam edildiğini bilseydiniz. Elim titremedi, elimiz titremedi" diyecek olması da solun eleştirilerini derinleştirir.8 Evren gördüğü tepkiler üzerine kendisini "Bir sağdan bir soldan astık" ifadesi ile savunacaktır. Ancak gerçekte idam edilen 50’den, sağcı sayısı 8’dir. 1 de ASALA militanı var ama o bu yazının konusu değil.
Darbe yönetimi, sendikal hakları kısıtlamış, grev hakkını neredeyse imkansız hale getirmiş ve sendikal faaliyetleri engellemiştir.7 Sol ve muhalif yayınlar yasaklanmış, gazeteciler tutuklanmış, matbaalarda basılmakta olan kitaplar imha edilmiş ve basın üzerinde ağır bir sansür uygulanmıştır.7 Üniversitelerdeki sol görüşlü akademisyenler görevlerinden uzaklaştırılmış ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kurularak üniversiteler üzerinde sıkı bir denetim mekanizması oluşturulmuştur.7
12 Eylül rejimi, toplumu siyasetten uzak tutarak koşulsuz biat sağlamayı hedeflemiştir. İnsanları apolitikleştirmeye çalışmış, maddi tüketimi teşvik ederken toplumsal çözülüşe ve sosyal dengelerde hasara yol açtığı iddia edilmiştir.5 650.000 gözaltı ve tam iki milyon kişinin fişlendiği, 1984 yılına yakışan bir 1984 yaşanmıştır. 7000 kişi idam edilmek istenmiş, 171 kişinin işkencede öldüğü belgelenmiştir.
12 Eylül darbesi, Türkiye'nin ekonomik yapısını kökten değiştiren bir sürecin de tetikleyicisi olmuştur. Darbe öncesinde, 24 Ocak 1980'de alınan ve Türkiye ekonomisini serbest piyasa ekonomisine entegre etmeyi amaçlayan "24 Ocak Kararları" olarak bilinen bir dizi neoliberal karar mevcuttu.4 Sol, bu kararların Demirel azınlık hükümeti tarafından halkın talebi olmaksızın alındığını ve sol hareketin, sendikaların ve parlamentonun muhalefeti nedeniyle tam olarak uygulanamadığını savunur.16 Darbe, bu kararların uygulanması için gerekli toplumsal zemini ve baskıcı ortamı sağlamıştır.4 Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi, iktidara gelir gelmez 24 Ocak Kararlarına bağlılığını ilan etmiştir.16 Bu dönemde Türkiye, IMF ve Dünya Bankası'nın "Washington Konsensüsü" yaklaşımının ilk test alanlarından biri haline gelmiştir.16
Neoliberal politikalar, kâr oranlarını artırırken, emekçilerin ve çiftçilerin gelirlerini hızla düşürmüştür.4 Grev hakkının kısıtlanması ve sendikal faaliyetlerin engellenmesi 7, işçi sınıfının hak arayışını sekteye uğratmıştır. 1980'li yıllar, reel ücretlerin dondurulduğu veya düşürüldüğü, işçi örgütlenmelerinin dağıtıldığı bir dönem olmuştur.16 Bu durumun mağdurları arasında işçiler, sabit gelirliler ve çiftçiler yer almıştır.16
12 Eylül darbesine yönelik Türkiyelistanlı solunun en önemli ithamlarından biri, darbenin arkasında ABD'nin olduğu veya en azından darbenin ABD tarafından desteklendiği yönündeki güçlü şüphelerdir. Darbe sonrası ABD Dışişleri Bakanı Muskie'nin Başkan Carter'a "Bizim çocuklar başardı" dediği iddiası, Türkiyelistanlı solunda ABD'nin darbeye önceden bilgi sahibi olduğu ve desteklediği yönünde güçlü bir kanı oluşturmuştur.7 ABD diplomatik belgeleri, ABD Büyükelçisi James Spain'in darbe sonrası Türk askeri liderlerini iyi tanıdığını ve Türkiye'nin dış veya savunma politikalarında (NATO üyeliği dahil) değişiklik beklemediğini belirttiğini göstermektedir.18 ABD'li yetkililerin darbeyi "çok olumlu" ve "rahatlatıcı" bulduğu, teröristleri ortadan kaldırmak için "barışçıl ve etkili" bir eylem olarak gördüğü belirtilmiştir.17 "Bizim çocuklar başardı" söylemi, sol için, ABD'nin darbeye yönelik pasif onayından ziyade, aktif bir rolü veya en azından tam bilgiye sahip olduğunu gösteren sembolik bir ifadedir. Bu durum, darbenin ulusal bir mesele olmaktan öte, Soğuk Savaş'ın küresel stratejileri bağlamında değerlendirilmesi gerektiği tezini güçlendirir. Eğer ABD, darbeyi kendi "çocuklarının" başarısı olarak görüyorsa, bu, sadece bir gözlem değil, aynı zamanda bir sahiplenme ve destek ifadesidir. Diplomatik belgelerdeki "endişe duymama" ve "iyi tanıma" ifadeleri, ABD'nin Türk ordusu içindeki dinamiklere hakim olduğunu ve darbenin kendi stratejik çıkarlarıyla uyumlu olduğunu düşündüğünü gösterir. Bu durum, darbenin "dış güçler" tarafından desteklendiği yönündeki sol argümanı destekler.
Türkiye'nin Soğuk Savaş dönemindeki jeopolitik konumu, ABD ve NATO için büyük önem taşımaktaydı. Türkiye, Sovyetler Birliği'ne karşı NATO'nun güneydoğu kanadını oluşturuyordu ve bölgedeki istikrar, Batı ittifakının çıkarları açısından kritikti.7 Darbe sonrası General Haydar Saltık'ın NATO Genel Sekreteri olması ve Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına dönüşü gibi gelişmeler, ABD ve NATO ile darbe yönetimi arasındaki yakın ilişkiyi güçlendirmiştir.17 ABD Savunma Bakanı Caspar Weinberger'in 1981'deki Ankara ziyaretinde "İnsan hakları sadece hukukun ve düzenin olduğu yerde gelişir" demesi ve NATO Komutanı General Rogers'ın 1983'te "Evren doğru yolda" açıklaması, ABD'nin darbe yönetimine verdiği desteğin açık göstergeleri olarak yorumlanır.17 Türkiye'nin Soğuk Savaş'taki jeopolitik konumu, darbenin sadece iç dinamiklerle açıklanamayacağını, aynı zamanda ABD'nin "Komünizm tehdidi" algısı ve bölgedeki stratejik çıkarlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu düşündürür. Sol, darbeyi, NATO'nun "stay-behind" operasyonları ve Gladio gibi yapılarla ilişkilendirerek, Türkiye'nin egemenliğinin dış güçler tarafından nasıl etkilendiğini sorgular. ABD'nin Türkiye'de "istikrarlı" ve "sıkı" bir rejime duyduğu arzu, bölgedeki anti-ABD rejimlerin yükselişiyle açıklanır. Türkiye'nin NATO içindeki rolü ve Batı ittifakına sadakati, ABD'nin temel çıkarı olarak görülmüştür. Bu bağlamda, darbe, Türkiye'nin Batı kampında kalmasını ve radikal değişimlerden uzak durmasını sağlayan bir mekanizma olarak işlev görmüştür. Bu durum, darbenin uluslararası boyutunu ve emperyalist ilişkiler içindeki yerini ortaya koyar.
Kenan Evren, darbe öncesi ABD'ye yaptığı bir ziyaretin zamanlaması ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın 11 Eylül'de ABD'den dönüşü hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Evren, ABD'nin darbeden iki saat öncesine kadar haberdar olmadığını iddia etmiş, Şahinkaya'nın gezisinin önceden planlandığını ve iptal etmemesi için 11 Eylül'de dönmesini söylediğini belirtmiştir.17 Ancak Evren'in emir subayının, darbe anında Amerikan yardım kuruluşu JUSMAT'a giden tanklar nedeniyle Amerikalıların soru sorduğunu bildirmesi üzerine Evren'in "Zaten müdahaleye 2 saat kaldığı için söyleyin yönetime el koyuyoruz" dediği aktarılmıştır.17 Ertesinde Evren'in "Amerikalılar sordular, biz de el koyduğumuzu söyledik" ifadesi, darbe anında dahi ABD ile doğrudan iletişimin varlığını gösterir. Bu durum, darbenin "sürpriz" olmadığı, en azından ABD'nin "bilgisi ve desteği" olmadan gerçekleşmediği yönündeki şüpheleri artırır. Darbenin zamanlaması ve uluslararası gelişmelerle paralelliği, dış bağlantıların önemini vurgular.
Kenan Evren'in askeri kariyerindeki hızlı yükseliş ve darbe öncesi faaliyetleri, Türkiyelistanlı solunun dikkat çektiği şüpheli öğeler arasındadır. Evren, 1940'ta Topçu Okulu'nu bitirdikten sonra çeşitli birliklerde görev yapmış, 1949'da kurmay yüzbaşı olarak Kara Harp Akademisi'nden mezun olmuştur.19 1964'te generalliğe terfi etmiş ve Mart 1978'de Genelkurmay Başkanı olmuştur.20 Sol literatürde, Evren'in bu yükselişinin ve özellikle NATO destekli anti-komünist "stay-behind" gücü olan Kontrgerilla'nın Türk kolu olan Özel Harp Dairesi ile olan bağlantısının sorgulanması önemlidir.20 Evren'in askeri kariyerindeki hızlı yükseliş ve özellikle Kontrgerilla ile olan bağlantısı, sol tarafından, onun sadece bir asker değil, aynı zamanda Soğuk Savaş döneminin anti-komünist stratejilerinin bir parçası olarak konumlandırıldığına dair şüpheleri artırır. Bu durum, darbenin ideolojik arka planını ve uluslararası bağlantılarını daha da derinleştirir. Kontrgerilla'nın NATO destekli anti-komünist bir yapı olması, Evren'in yükselişini sadece iç dinamiklerle değil, aynı zamanda küresel Soğuk Savaş stratejileriyle ilişkilendirir. Bu durum, darbenin sadece Türkiye'deki sağ-sol çatışmasına bir müdahale değil, aynı zamanda uluslararası bir ideolojik mücadelenin Türkiye'deki yansıması olduğu tezini güçlendirir.
Askeriyenin uzun süredir darbe hazırlığı içinde olduğu ve hatta hükümete uyarı mektubu gönderdiği de belirtilmiştir.3 Askerler, 1978'den beri darbe fikrindeydi ve hatta bunun için bir çalışma komitesi bile kurulmuştu. 27 Aralık 1979 tarihinde hükümete bir uyarı mektubu bile vermişlerdi.3 12 Eylül darbesi, "Bayrak Harekâtı" kod adıyla gerçekleştirilmiş ve yasal gerekçesi olarak ordunun iç hizmet kanununda yer alan "cumhuriyeti koruma" vazifesi gösterilmiştir.3 Bu darbenin 27 Mayıs darbesinden farklı olarak, küçük rütbeli subayların değil, emir-komuta kademesinin eseri olması dikkat çekicidir.3 Askerin uzun süredir darbe hazırlığı içinde olması ve hatta hükümete uyarı mektubu göndermesi, sol tarafından, darbe öncesi kaosun bilinçli olarak derinleştirildiği veya en azından müdahale için zemin hazırlandığı yönündeki iddiaları destekler. Bu durum, darbenin "kaçınılmaz" bir tepki olmaktan ziyade, planlı bir operasyon olduğu görüşünü pekiştirir. Darbe gerekçesi olarak sunulan "cumhuriyeti koruma" görevi, sol tarafından, ordunun kendi iç tüzüğünü siyasi müdahaleye meşruiyet kazandırmak için kullandığı bir kılıf olarak değerlendirilir. Askerin 1978'den beri darbe fikrinde olması ve çalışma komitesi kurması, darbenin anlık bir tepki değil, uzun süredir planlanan bir operasyon olduğunu gösterir. Bu durum, darbenin "ülkeyi kurtarma" söyleminin ardındaki gerçek niyeti sorgulatır.
Bir yemeğe gideceğim o yüzden bağlayıp kapatalım. Solun Kenan Evren hakkında temel ithamları ve şüpheleri şu ana başlıklar altında toplanabilir:
- İnsan Hakları İhlalleri ve Baskıcı Rejim: Darbe, demokrasinin askıya alınması, siyasi partilerin kapatılması, yaygın tutuklamalar, sistematik işkence ve keyfi idam cezalarıyla anılır. Erdal Eren vakası ve Kenan Evren'in "bir sağdan bir soldan astık" söylemi, rejimin adaleti değil, siyasi dengeyi gözeten ve insan hayatını hiçe sayan bir yaklaşımının sembolü olarak görülür. Sendikal hakların kısıtlanması, basın sansürü ve üniversitelerdeki tasfiyeler, toplumsal muhalefetin ve eleştirel düşüncenin bastırılmasına yönelik sistematik çabalar olarak değerlendirilir.
- Neoliberal Ekonomik Dönüşümün Mimarı: Darbe, 24 Ocak Kararları ile başlayan neoliberal ekonomik politikaların uygulanabilmesi için gerekli baskıcı ortamı sağlamıştır. Bu politikaların, emekçilerin ve çiftçilerin gelirlerini düşürürken sermayenin kârlarını artırması, darbenin sınıfsal karakterini ve burjuvazinin çıkarlarına hizmet ettiğini gösterir. Toplumun apolitikleştirilmesi ve tüketim kültürünün teşviki, siyasi bilinci köreltme ve sınıf mücadelesini engelleme stratejisinin bir parçası olarak yorumlanır.
- ABD İlişkileri ve Emperyalist Bağlantılar: Sol, "Bizim çocuklar başardı" söylemi ve ABD diplomatik belgelerindeki ifadeler üzerinden, ABD'nin darbeye önceden bilgi sahibi olduğunu veya desteklediğini iddia eder. Türkiye'nin Soğuk Savaş'taki jeopolitik konumu ve NATO ile olan güçlü bağları, darbenin ulusal bir mesele olmaktan öte, küresel emperyalist stratejilerin bir parçası olduğu yönündeki şüpheleri derinleştirir.
- Askeri Yükseliş ve Darbe Hazırlıkları: Kenan Evren'in askeri kariyerindeki hızlı yükseliş, özellikle Kontrgerilla ile olan bağlantısı, Soğuk Savaş döneminin anti-komünist stratejilerinin bir yansıması olarak görülür. Askeriyenin uzun süredir darbe hazırlığı içinde olması ve "cumhuriyeti koruma" gerekçesinin bir kılıf olarak kullanılması, darbenin planlı bir operasyon olduğu ve "ülkeyi kurtarma" söyleminin ardındaki gerçek niyeti sorgulatır.
Türkiyelistanlı solu için Kenan Evren, sadece 12 Eylül darbesinin lideri değil, aynı zamanda Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyal manzarasını kökten değiştiren, demokrasiyi askıya alan, insan haklarını ihlal eden ve ülkeyi uluslararası kapitalist sisteme daha sıkı bağlayan bir karşı-devrimci sürecin sembolüdür.
Kaynaklar:
1. Türkiye'de sağ-sol çatışması \- Vikipedi, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/5FBZHbqgSc\_sa%C4%9F-sol\_%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1](https://t.co/4JpR9KZlJN)
2. “SENİN ÇOCUKLAR İŞİ BİTİRDİ\!” \- 12 EYLÜL ... \- Ekrem Buğra Ekinci, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/IPNt45es1a)
3. Memleket Siyaset Yönetim » Makale » 12 EYLÜL ASKERİ ..., accessed on June 7, 2025, [https://t.co/XXuh45FpL2](https://t.co/XXuh45FpL2)
4. 12 EYLÜL 1980 DARBESİNİN TÜRK ROMANINA YANSIMASI, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/zvYVjhbHl7](https://t.co/zvYVjhbHl7)
5. 12 Eylül 1980 Darbesi: Sosyalist Harekete Karşı Bir Askeri Müdahale, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/PZWMvTPl61](https://t.co/PZWMvTPl61)
6. Kenan Evren: Hayatı ve mirası \- BBC News Türkçe, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/ulNj1FO1YH\_kenan\_evren\_olum](https://t.co/1z4VuI9fSg)
7. 12 EYLÜL ASKERİ DARBESİ'NİN GENÇLİĞİN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/Uc5pxVGKie\&isAllowed=y](https://t.co/GMAwAJZy2h)
8. 12 Eylül Kitapları | İletişim Yayınları | Okumak İptiladır Müptelalara Selam\!, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/4xNC7Yn5Zt](https://t.co/4xNC7Yn5Zt)
9. 12 Eylül 1980 Askeri Darbe Davası ve Hakikat Hakkı Mücadelesi ..., accessed on June 7, 2025, [https://t.co/ABLGPbK0SR](https://t.co/ABLGPbK0SR)
10. 12 Eylül'de darbe kime indi, arkasında kimler vardı? | soL haber, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/uvoEhe8PWf](https://t.co/uvoEhe8PWf)
11. Execution of Erdal Eren \- Wikipedia, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/mm67RFqjbO\_of\_Erdal\_Eren](https://t.co/HaW0u3fnQL)
12. Erdal Eren \- Vikipedi, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/tPI3znOMIt\_Eren](https://t.co/61lTz2pf2F)
13. 12 Eylül Askeri Darbe Sonrası Sosyal Değişim ve Toplum Kapsamında Gençler Toplumsal Hayat ve Tüketim Kültürü, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/tflaPLTejb\_eylul\_askeri\_darbe\_sonrasi\_sosyal\_degisim\_ve\_toplum\_kapsaminda\_gencler.pdf](https://t.co/dMOQW2CRS2)
14. 1980'li-90'lı yıllar; neoliberalizm yerleşiyor, sınıfsal mücadele de var ..., accessed on June 7, 2025, [https://t.co/2zm5ElUui3](https://t.co/2zm5ElUui3)
15. 12 Eylül'de ABD'nin parmağı yok mu? | soL haber, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/xRdED5d51h](https://t.co/xRdED5d51h)
16. 12 Eylül 1980 darbesi \- ABD gizli diplomatik belgeleri: 'Askeri ... \- BBC, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/FL42FbGkI8](https://t.co/FL42FbGkI8)
17. Kenan Evren \- Vikipedi, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/m839Vqm9cI\_Evren](https://t.co/3EGiYF6rHe)
18. Kenan Evren \- Wikipedia, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/CRGV54ybuS\_Evren](https://t.co/vlvieIs5OA)
19. 12 Eylül'ün muhatapları darbeyi anlattı | Independent Türkçe, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/l5pa77P7F9](https://t.co/l5pa77P7F9)
20. Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları \- Baskın Oran \- İletişim Yayınları, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/4dsA5Fgi74](https://t.co/4dsA5Fgi74)
21. Kenan Evren'ın Yazılmamış Anıları 1 \- https://t.co/vN5MXAnHvN, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/lAxtLN56PJ](https://t.co/lAxtLN56PJ)
22. 12 Eylül'le yüzleşmenin zamanı: “Türkiye Solundan Manzaralar” raflarda \- Bianet, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/JHoR9fqAtW](https://t.co/JHoR9fqAtW)
23. '12 Eylül öncesi sol mücadele'nin mahiyetini gösteren üç kişisel hatıra \- Serbestiyet, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/q1lBTCf49w](https://t.co/q1lBTCf49w)
24. 1970'li yıllarda Türkiye solu \- Devrimci Marksizm, accessed on June 7, 2025, [https://t.co/HzPt1NkpDS](https://t.co/HzPt1NkpDS)
Ben bir Türk'üm. Fakat ben bir Türk olarak sizin kimlik siyasetinizle asla uzlaşamıyorum. Size derdimi anlatmaya çalıştığımda bana korku siyasetiyle yaklaşıp "O zaman mülteciler sana t*cavüz etsin" tarzı cümleler kurmanız kanımı donduruyor. İnsanları göç karşıtı-göç sevici olarak kutuplaştırmanız; sizinle birebir aynı düşünmeyenleri ikinci kısma koymanız yetmiyor; Ayşegül'ü ve Zehra'yı Nourtani'nin karşısına adeta koz olarak çıkartıyorsunuz.
Sizce de burada bir sorun yok mu?
Olayı hatırlayalım: Vezir Mohammed Nourtani, ruhsatsız işletilen maden ocağında iş kazası geçirdi. Olay yerine gelen patronları, battaniyeye sararak bagaja sakladıkları Nourtani'yi uzak bir araziye götürerek yaktı. Neden hastaneye götürmediler? Çünkü kaçak çalıştırdıkları işçi yüzünden başlarının derde girmesini istemediler. Onlar için Nourtani zaten kimsesiz, zaten bedenini patronlarının hizmetine sunmadığı müddetçe değersiz, zaten bir makineden farksızdı ve o makine işlemiyorsa önemi yoktu.
Katillerin MHP'li, katledilenin Afgan olması sebebiyle bu olay doğru düzgün duyulmadı bile. Göç karşıtlığının zirvede olduğu bir dönemdi. Nourtani'nin hakkını arayanlar "göçmen sevici ve Türk düşmanı" oldukları gerekçesiyle adeta görmezden gelindi ve "Ölen Türk olsaydı susardınız" homurdanmalarıyla karşılandı, bir örneğini aşağıda da görüyoruz. Oysa Nourtani bu ülkenin etnisite fark etmeksizin, kadın-erkek-çocuk demeden sömürülen güvencesiz işçilerinin trajedisini ayyuka çıkartıyordu.
Nourtani'yi takip ederek MESEM'de senelerdir çırak adı altında çalıştırılan ve sessiz sedasız iş cinayetlerine kurban edilen bizzat yerli çocuklarımıza da ulaşabilirsiniz. İSİG (İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi) tarafından sürekli olarak yayınlanan verilere giden bir köprüdür Nourtani. Bu yüzden önemli bir semboldür.
Önemli olan öldürülenin yerli olup olmaması değil ama yerlilik, önemli. Ama bence sadece, göçmen işçilerin sömürünün en kristalize biçimini temsil ediyor olması bakımından önemli.
AKP'nin göç sürecini berbat kötü yönetmiş olması ümmetçiliğinden falan değil, ümmetçilik falan sadece paravan. Aslında "patronların istediği ucuz işçi" denmiş, bu farkındalık var yani. Neoliberalizm kimlik politikalarıyla süper iyi anlaşır. Mantık basit:
1) Dışarıdan üç kuruşa muhtaç insanlar getir.
2) Göçmenleri adapte etmek için en ufak çaba harcama.
3) Bu göçmenleri hamal olarak kullan, atölyelerde kullan, mevsimlik tarım işçisi olarak kullan. Kimlik siyasetini yöneterek onların gettolaşmasına göz yum. Gettolarda kendi göç ağlarını kursunlar ve kesintisiz ucuz işgücü akışı sağlansın. Orada bir şekilde yaşanabilir bir ekosistem kurdukları, cemaatlerine aidiyet besledikleri için en kötü şartlara bile kanaat etsinler. (Kimlik siyasetinin devreye girişi)
4) Neden bu şartları kabul ediyor göçmenler? Göç ağlarının çalışma mantığı gereği, bütün aile birlikte göç etmez. Aileden bir kişi işgücü göçü yaparak diğerlerine para gönderir. Tabiri caizse kendini kurban eder. Gelenlerin çoğu Irak'ta, Afganistan'da en kötü koşullarda yaşayan kişiler. Bir kişi burada on kişilik odalarda kalıyor, en kötü yemekleri yiyor ama aldığı üç kuruşu köyüne gönderiyor ve ailesi bu şekilde geçiniyor. Bütün köyü bu şekilde doyuranlar var.
5) Böylece, normalde bu işlerde çalışsa iyi-kötü hak talep edebilecek yerli işçileri ekarte et. Yerli işçilerin iş alanı daraldığı için onlar da daha kötü şartlara boyun eğme ihtiyacı hissetsin ve göçmenlere bilensin.
6) Göçmen karşıtlığı; hükümet politikaları yerine göçmen nefreti ve ırkçılığa yoğunlaştıkça gettolaşma artsın, gettolaşma arttıkça ucuz işgücü akışı daha kolay hale gelsin, bu daha kolay hale geldikçe kısır döngüde sömürü çoğalsın -ve bu sömürü elbette sadece göçmenlere değil, halkın her kesimine yayılsın.
Bana göre bu atmosferde bir solcu, göç karşıtlığını spesifik olarak ucuz işgücü sömürüsünden kurmalıdır. Ve göç karşıtlığının tezahürü göçmenleri dışlamak değil, tam tersine onların sesi olmak ve hakkını aramaktır. Döngüyü düzeltelim: Göçmenlerin iş güvenliklerini savunuyorsunuz. Göçmenler daha iyi koşullarda çalışıyor. Kan emici patronlar -ki bunlara küçük atölye sahipleri de dahil- göçmen işçiyi tercih etmemeye başlıyor. Ülkeye göçmen akışı azalıyor.
Buna karşılık maalesef yaygın olan, göç karşıtlığını kimlik üzerinden kurmak -diğer bir deyişle sermayeye belki de istemsizce çanak tutmak, sömürünün devamlılığına yardım etmek. Bu gerçekleştikçe gettolaşma artıyor, göçmen akışı artıyor. Öte yandan sınırdan kamyon kamyon getirilenler kayıtsız ve bu kişilerin arasında hırsızı da katili de olur pekala, yani denetim imkansızlaşıyor. Kısacası bu tip göç karşıtları aslında göçü de suçu da besliyor? Sonra biz bu tür göç karşıtlığını eleştirince Türk düşmanı falan oluyoruz.
Siz Ayşegül'ü, Zehra'yı bile kimlik siyasetinize alet ederken sizinle nasıl uzlaşmamızı bekliyorsunuz? Samimiyetle soruyorum.