Kimin yazdığını bilmiyorum.
-------------
"Senelerdir mantığımın almadığı tek düşünce şu oldu; nasıl olur da bir ülkenin halkı kendisini işgalden kurtaran, kölelikten kurtaran, ona insanca, özgür bir yaşam kurmaya çalışan kurucusundan nefret eder?
Nasıl olur da savaş alanında askerlerini kaybeden ülkelerin halkları bile onu ders kitaplarına koyar, ona saygı duyarken, kendi halkı ona bu derece nankörlük eder?
Parlamenter demokrasi bu ülkeye onunla gelmişken, onun sistemi en kifayetsiz, en vasıfsızın bile bu ülkede seçilme hakkını sağlamışken; neden onun verdiği bu haklardan bu derece nefret ederler?
Artık öyle iğrenç bir hale geldi ki; KEMAL yazanlar (islamcı zekası bu kadar), Kurtuluş Savaşı’na ‘tiyatro’ diyecek kadar gözü dönüp, gerçek tiyatrolarda tankın namlusunu kıçına sokarak durdurduğunu iddia edenler, “put” diye heykellerine saldıranlar ve en kötüsü; yazılı, belgeli tarihin yalan olduğunu iddia eden cahiller. Belki cahil diyerek onları aklıyorum, aslında düpedüz hain demek lazım..
Yarattıkları alternatiflere bakıyorsun; Abdülhamid, Vahdettin bu ülke tarihinin yüz karaları. Saraydan çıkamayan, halkı birbirine kırdırmış bir şizofren ve “bana dokunmayın da, ülkeye ne yaparsanız yapın” diyen bir korkak. Gene bakıyorsun, dünya tarihine geçmiş savaşların, destanların var ama senin seçilmişin onları silip, senden aldığı vergiyle beslediği ekranında yalan tarih kahramanları yaratıyor. Taptığı kabile reisini bile, o adamın yönetim sistemiyle başa getiren soysuz da o yalan tarihi alkışlıyor.
“Atatürk sana ne yaptı?” diye soruyorsun;
“Dinimi yaşayamadım” diyor. “Ulan soysuz, Yunan’ı, İngiliz’i memleketi işgal etse mi yaşayacaktın dinini?” diye soruyorsun. “Daha hayırlı olurdu” diyor. (üstadları fesli soytarı)
Kadına bakıyorsun, “bak sana seçme, seçilme hakkı verdi, kimse de yokken sende vardı” diyorsun, “sen mal gibi alınıp, satılma diye kanunlar yaptı” diyorsun, “Ben çarşafla özgürüm” diyor, kocasından dayak yiyor, öldürülüyor, on iki yaşında tecavüze uğruyor! O hırsla çocuğunu da kendi gibi yetiştiriyor.
“Bir gecede cahil kaldık” diyor. “Bak o savunduğun Osmanlı’da sen ırgattın, senin dedenin dedesi okuma yazma bilmezdi. Osmanlı’da okur yazar bu kadar, Cumhuriyet dönemi bu kadar” diyorsun; “o iş öyle deeel” diyor.
Örnekler uzar gider ama aslında gerçek ne biliyor musun?
Atatürk’ü sevmiyor!
Sevmiyor çünkü halk olmayı sevmiyor, ümmet olsun biri onu gütsün istiyor.
Sevmiyor çünkü derdi vatan, millet, birlik falan değil. Kendisi gibi olmayan ölsün istiyor.
Sevmiyor çünkü “Allah, kitap” deyip hırsızlık yapsın, kimse hesap sormasın istiyor.
Sevmiyor çünkü medeni kanun, hukuk falan işine gelmiyor. İstediğine tecavüz etsin, sıkıldığı kadını sorgusuz sualsiz kapının önüne koyabilsin istiyor.
Sevmiyor çünkü yaşadığı yerin içine sıçıp, içine sıçamadığı bir cennetin hayaliyle yaşıyor.
Sevmiyor çünkü sanat, doğa, bilim falan işine gelmiyor. O istiyor ki beyni hiç çalışmasın, osurana gülsün, küfredeni sevsin, ağaç keseni baş tacı etsin.
Sevmiyor çünkü onun yaşayamadığı hayatı o Atatürkçüler yaşıyor, onun giyemediği kıyafetleri Atatürkçüler giyiyor, onun anlamadığı insanca sohbetleri Atatürkçüler yapıyor. Hayalini kurduğu hayatı Atatürkçüler yaşıyor.
Eline ilk para geçtiğinde de, o Atatürkçülerin yaşadığı yere taşınıyor, çocuğunu onların okuluna yolluyor.
İçten içe biliyor kendisi gibi olanların sapkınlığını, içten içe biliyor insanca yaşamın Ata’mın yolundan geçtiğini. İtiraf edemiyor sadece. Biliyor kendisi gibi olanların insanlıkla alakası olmadığını. Korkuyor yutarlar onu diye.
Gene de; ilk kıçı sıkıştığında “iki ayyaş” dediğinin gölgesine sığınıyor, afişlerini asıyor partisinin binasına yıllar sonra.
Bizler? Biz hiç kandırılmadık. Biz hiç o kadar salak olmadık. Biz hiç o kadar güzel salak ayağına yatmadık. Neysek oyuz.
Özlemle, saygıyla, sevgiyle, belki biraz buruklukla.
Ne “ona dokunmak ibadettir” dedik, ne de peygamber ilan ettik. Biz onu bizim gibi olduğu için, bir baba gibi sevdik. Ömrünü kendi evlatlarının cebini doldurmak için değil, milletine adadığı için sevdik.
En nihayetinde; yaşımız kaç olursa olsun “Ey Türk Gençliği!” nin gençleriyiz. Son nefese kadar."
Alıntıdır
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."
#NeMutluTürkümDiyene
Beğenmeyen, işine gelmeyen #DEMParti ve #TuncayBakırhan gibi düşünen herkes buyurup Kuzey Irak’ta yaşayabilir.
Çünkü şerefsizler.
Ve fakat açılım saçılım çerçeve yasa saçmalığıyla Türk milletini uyutmaya çalışanlar da aynı derecede suçludur.
Ne mutlu #TÜRKÜM diyene.
DEM Parti 30 Ağustos'u kutlamadı! Tıpkı diğer milli bayramları kutlamadığı gibi!
"Birlikte savaştık" lafının gerçek olmadığını biliyorlar.
O laf, sadece tarih cahili Türk kamuoyunu ikna için!
Kutladıkları bayram ise 15 Ağustos! PKK'nın kanlı eylemlerine başladığı gün!
Bir de iftiradan ibaret olan 24 Nisan gününü (sözde Ermeni soykırımı) anıyorlar.
AMA ÇOK TUTARLILAR!
Ya 30 Ağustos'u kutlayıp bunları kardeş ilan eden partiler!
ÇOK TUTARSIZLAR!
"Türkler Anadolu'ya 1071'de geldi" sözü doğru değil.
Bu, Batı'nın stratejik bir yalanıdır.
"Siz buranın yerlisi değilsiniz, sonradan geldiniz, işgalcisiniz" propagandası...
1071'den önce vardık.
Küçük ve dağınık boylar halindeydik.
Hristiyan Türkler zaten Anadolu'daydı.
1071'de Sultan Alparslan geldiğinde, Hristiyan Türkler de Alparslan'ın yanında yer aldı.
1071 Türklerin ilk kez gelişi değil, Anadolu'ya EGEMEN olduğu tarihtir.
1071'den binlerce yıl önceye uzanan; Hakkari'den Denizli'ye kadar tüm Anadolu, binlerce yıllık Türk kalıntılarıyla mühürlüdür.
Siyonizmin ve emperyalizmin sinsi çarpıtmalarına izin vermeyelim.
Bu vesileyle; bu toprakların TAPUSUNU ALAN Sultan Alparslan'ı
ve 1922'de o tapuyu yırtıp bizi bu topraklardan atmak isteyen emperyalistlere karşı Büyük taaruzu ba��latıp zafer kazanan Mustafa Kemal Atatürk'ü ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Türk'ün zaferi kutlu olsun!
Sosyal medyada ara sıra "İnönü savaşları olmadı" ya da "Alt tarafı Yunanla savaştık" gibi küçümseyici paylaşımlar denk geliyor.
Kurşun yemeyi çekirdek çitlemek sanan ergenlerle bunun tartışmasına girmeyin.
Herkes yalan söylese, belgeler ve fotoğraflar yalan söylemez.
Bu fotoğraflardan yola çıkarak bu şehitlerin yeri bulunur. Kazıyla nasıl öldükleri, kim oldukları belirlenir.
Yani telaşa gerek yok.
Hatta belki de bunları zaten yapmışızdır.
Bakın, hayatta hiçbir yalan sahibinden uzun yaşamaz. Ben, bulgularım, sonuçlarım, buradayız.
Bilgisine, iddiasına, yüreğine güvenen gelsin! Hodri meydan!
Bu fotoğraf mı? Sakarya Meydan Muharebesi, Mangal Dağı cephesi, 26 Ağustos 1921.
Bu şehitlere "yalan" diyebilecek hain köpekleri bekliyorum, buradayım!
Fotoğraf: Yunanistan ERT Arşivi
#SakaryaZaferi105Yaşında
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı:
II. Abdülhamid’in masa başında İngilizlere verdiği Kıbrıs’ı Türkiye Cumhuriyeti 96 yıl sonra fethetti. Bu nedenle Türkiye’ye İran’dan daha ağır ambargolar uygulandı. Tıbbi malzemelere dahi ambargo uygulandı, tıbbi malzeme eksikliğinden vefat edenler oldu. Ülkede yağ, benzin, tüp vs. kuyrukları oluştu, ama Kıbrıs davasından Türk Milleti vazgeçmedi.
Türk Milleti Kıbrıs için çok bedel ödedi. Kıbrıs’ı verelim de rahatlayalım demedi. Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs’tan masa başında asla vazgeçmedi. Monarşi ile cumhuriyet arasındaki fark, millet iradesinin uygulanmasıdır...
Atatürk’e düşman olan biriyle aranıza mesafe koyun.
Dost olmayın.
Ortak olmayın.
Alışveriş yapmayın.
Evlenmeyin
Dünür olmayın
Oy vermeyin.
Güvenmeyin.
Çünkü Atatürk düşmanlığı sadece bir kişiye duyulan öfke değildir.
Cumhuriyete, laikliğe, bilime, kadın haklarına ve çağdaş Türkiye fikrine düşman olmaktır.
Atatürk kırmızı çizgidir.
O çizgiyi aşanı hayatınıza sokmayın.
#Atatürk ne yaptı diyenlere kapak olsun.
#AtatürkTürkiye ‘dir
#TürkiyeAtatürk ‘tür.
Yıkılmış ve işgal altındaki Anadolu’yu yeniden #Türk yurdu yapan Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına sonsuz rahmet ve minnetle.
Atatürk, 103 yıl önce uyarmıştı.👇
“Bizi yanlış yola sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten (kötülükten) gelmiştir."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)
Kaynak: Hâkimiyeti Milliye,21 Mart 1923
Sevr’in 62, 63, 64 ve 145. maddelerini okuyun.
Ardından, Lozan Antlaşması’nın 37-45. maddelerine bakın.
Sevr’in 62. maddesi...
Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu bölgeler için yerel özerklik öngörüyordu.
İngiltere, Fransa ve İtalya’nın belirleyeceği üç üyeli bir komisyon kurulacaktı.
Komisyon, altı ay içerisinde Fırat’ın doğusunda, Türkiye-Suriye-Irak sınırının kuzeyinde ve Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgeleri kapsayan bir özerklik planı hazırlayacaktı.
Şimdi anladınız mı?
DEM Parti’nin, neden zaman zaman ‘Fırat’ın doğusu’ ifadesini kullandığını?
Dikkat edin:
Bu maddeyle, bugünkü sözde PKK haritasının sınırları belirtiliyor.
Türk kültüründe ve tarihinde “puta tapınma” yoktur. Kendisi Türk olmadığı için, Türk topraklarının kaymağını yiyen bir vahhabi olduğu için atalarının eski dinine çok kafa yormuş; her gördüğü heykeli, dedelerinin önünde secde ettiği putlardan sanmaktadır. Gayet normal…