Asarımlar, keserimler, mesnetsiz özgüvenler, necis bi dil... anıldığın her şey bunlardan ibaret. Her yayında içi boş kibrin ve saldırganlığın ile oportünist holiganlığın hem göz hem kulak tırmalıyor. Reyting uğruna kanala çıkartmadığın kriminal tip kalmadı+
Küfür edip engellemek ahahahah, ismail kartal ve greenwood için tebrik ettik sonrasındaki saçmalıklarını da eleştirdim sercan ve yağıza papağan montajını eleştirdim sende kendinin yapmadığını söyledin, senin aksine nezaketen özür diledim biraz araştırınca karatker
"İnsanlara" alan veren sen bunlardan pek de bir farkı olmayan sen, alametifarikanı transfer haberciliği olarak tanıtan sen buna binaen sıfır çeken yine sen. Umarım sana atıfta bulunan "abi" çeken makul kişiler de sana hak ettiğin seviyeyi gösterirler
Rasim gibi türlü insana kalem oynatarak hayatını kaydırmış bir meczupu şaklabanlık uğruna alan verdin, seni izleyen çoluk çocuğun karşısına mekan basan cem Gölbaşı denen adama alan verdin, İnternette zorbalığı ile nam salan yaptığı habisliği "karizmatik" gösteren can gibi+
Kemalist zihniyet yine aynı karşı tarafın öz eleştirisine dahi saldırgan, aşağılayıcı, dışlayıcı ve ben bilirimci ne diyelim bir zamanlar furkanın taşıdığı ideolojik taassuptan kurtulurlar da bu selimliğe ulaşabilirler. Tebrikler güzel yazı (diğer mahallelerden de bekliyoruz).
Benim Türkiye’deki İslami camianın büyük kısmından pek fazla bir ümidim kalmadı.
Bu camia kendisini yetiştirmiyor, ahlakına, edebine, üslubuna yatırım yapmıyor, doğru düzgün kaynak okumuyor, tenkit kabiliyeti düşük, bilgileri sözlü kültüre dayalı, yani büyük oranda dayanaksız, kritik analitik düşünme yetisi ise asla gelişmiyor.
Komün mantığıyla öbeklenip holiganlaşıyor. Kendi öbeğini ayakta tutmak için diğer herkesin hakkına girmekten, diğer herkese iftira atmaktan çekinmiyor.
Dini yaşamayı kisveden ve ritüelden ibaret zannediyor. Meselenin güzel ahlak, adalet, hakkaniyet, hakikat gibi boyutlarıyla yolu hiçbir celsede kesişmiyor.
Her on senede bir başka tarza ve başka bir yüze bürünen bir/veya birkaç Fetullah Gülen versiyonuna aklını teslim etmekten vazgeçmiyor.
Futbol takımı tutar gibi şahıslara bağlanıyor, anasını babasını bile savunmayacağı kadar onları savunuyor.
Bağlandığı kişinin hataları ortaya çıkınca hesap sormak yerine tevil yoluna gidiyor. Çünkü onu aslında bir nevi gözünde kusursuzlaştırıyor, ululaştırıyor, putlaştırıyor. Hatta yetmiyor hataları ortaya çıkaranlara da tam da bu yüzden acımasızca saldırıyor.
Bağlandığı kişinin de nefs sahibi bir insan olduğunu, evliyaların bile ilmîn ve edebin en üstün halini yaşamalarına rağmen nasıl büyük günahlara düşmekten kurtulamadıklarını, dolayısıyla modern dönemde bağlandığı şahısların hataya, günaha, harama, kibre düşmesinin ne kadar kolay olabileceğini gözardı ediyor.
Unutmayın Tayyip Erdoğan gibi toplumda yüksek itibarı olan bir siyasi lider bile Fetullah Gülen’e karşı camiasını uyandırabilmek için yıllarca gece gündüz mesai yaptı. Aslında hala da mesai yapmaya devam ediyor.
Fetullah Gülen bir noktadan sonra darbe yaptı da milletin gözündeki perde mecburen kalktı. Darbeye kalkışmasa itiraf edelim çoğu insanın gözündeki perde yine kalkmayacaktı.
Ben ve benim gibiler de “İslam’a hizmet eden muteber bir şahsa itibar suikasti düzenlemeye çalışan kıskanç müfteriler” olarak kalacaktık.
Fetullah Gülen’den sonrakiler darbe de yapmıyor. Sakince, göze batmadan, tatlı tatlı ikna yoluyla inanç dünyalarını tarumar ediyor. İnsanların karakterini bozuyor, müslüman ahlakından, edebînden ve vakarından uzaklaştırıyor.
Musibetin en büyüğüne kendi gözleriyle şahit olmadan akıllanmayan İslami camianın gözleri de kapalı kalmaya devam ediyor.
Senelerce bu camia için samimiyetle çabalayan, insanları uyandırmaya, doğru yola çağırmaya çalışan pek çok salih insanla da karşılaştım. Ama bunlar öfke ve nefret satmadıkları için, insanları kisve ve ritüel müslümanlığına değil hakka, adalete ve güzel ahlaklı olmaya, yani zor ama hakiki yola çağırdıkları için yalnız kaldılar, hedef oldular, saldırıya uğradılar, küstürüldüler.
Hal böyleyken, akıllanmamakta ısrar edenler için de Rabbimizin bize lütuf olarak verdiği kıymetli vaktimizi israf etmeye gerek yok.
Gerçekle yüzleşmek üzücü ama böyle bir camiaya dair umut beslemek insanın kendisine yapacağı en büyük saygısızlık olur. Allah ıslah etsin deyip geçmekten başka çare yok.
Sağdaki ile soldakini nasıl kıyaslayabildin? Aradaki uçurumu anlayamıyorsan ne diye kıyas yaparsın ki... aras empatiye kapalı duyguların rijit ve griliğin olmadığı kanonik bir "figürken" Marinelli oyunculuğa dair bütün metodik aşamaları ustaca veriyor
İzlediğim tarih/dönem, biyografi dizi veya filmlerdeki en iyi iki oyunculuk:
İlki Aras Bulut İynemli’nin Atatürk performansı, diğeri de Luca Marinelli’nin Mussolini’si.
Daha iyisini görmedim.
The Odyssey’ye (2026) sırf Homeros’un metnine birebir sadık kalmadığı için hücum edenler çıkmıştır, çıkacaktır.
Bazı kelimeleri sessize aldığım için iki haftadır görmedim ama eminim.
Bu hassas Homeros uzmanlarına şahane bir Odysseia /Odessa uyarlaması önermek istiyorum:
O Brother, Where Art Thou? (2000).
Muhtemelen 2000’li yılların en iyi Odysseia uyarlaması budur.
Coen Kardeşlerin bu benzersiz filmi ülkemizde “Nerdesin, Be Birader?” adıyla oynamıştı.
Bence soundtrack’i de Nolan’ın filminin müziklerinden iyi.😊
10 yıl sonra bu kadar hevesle ve ciddiyetle bir şeyler yazdım galiba. Odüseya ve Homeros’un destanların tarihsel gelişmi, dönemin siyasal ve sınıfsal durumunu de ele alan, bir film-tarih yazısı oldu.
https://t.co/TCk0u4T39J