Birbirinden değerli isimler yaz boyu Muştu Gençlik’in Üsküdar’daki merkezinde gençlerle bir araya geliyor. Tecrübe Buluşmaları’nda büyüklerimiz bir hayat boyu biriktirdikleri tecrübeleri gençlere aktaracak. İlk program nasipse bu cumartesi 19.30’da başlıyor.
Gazze’deki soykırımın en büyük destekçisi olan katilleri ülkemizde istemiyoruz. Elleri masum çocukların kanlarına bulaşan Batılı liderlerin Ankara’da düzenleyecekleri NATO Zirvesi öncesinde “İslami Dayanışma Platformu” protesto çağrısı yaptı.
🔴İngiltere Başbakanı Keir Starmer:
"En gay parlamentoya sahip olduğumuz için gerçekten gurur duyuyorum. Sanırım bu parlamentodan daha gay başka bir parlamento yok."
Jwan Yosef isimli bir erkekle evlenen(!) LGBT savunucusu şarkıcı Ricky Martin 11 Temmuz’da İstanbul’da konser verecekmiş! Sahnede LGBT bayrağı açan bu şahıs İstanbul’da da aynısını yapabilir! LGBT aktivisti şarkıcı Ricky Martin’i ülkemizde görmek istemiyoruz!
Sapla samat karıştı. Siyasi arena maskeli baloya döndü. Melek maskeli Şeytanlara dikkat
Hayırlı günler, bu günkü yazım:
HANGİSİNE İNANALIM?
Abdurrahman Dilipak
01.07.2026 / Derin Gerçekler / https://t.co/GJYoscrUVW
Süleyman Demirel “Morrison Süleyman” mı, “Nurlu Süleyman” mı?
Daha eskisine gidelim: Mustafa Kemal Ehlibeyt kökenli, hafız, dindar bir Müslüman mı idi, ya da hiçbir dine inanmıyor mu idi? Beriye gelelim: “Derin DP”nin derinlerindeki adamı, M. Kemal 1., İnönü 2. ise bu 3'üncüsü olan Alliance Israélite mezunu Celal Bayar, Kemalist ideolojinin sadık bendelerinden biri mi yoksa Masonların içimizdeki, Kurtuluş Savaşı dönemindeki “Galip Hoca”sı mı?
Fetullah Gülen için herkes başka bir şey söylüyor, Adnan Hoca için de. Her ikisinin de dünü ve bugünü aynı değil.
Bazen insan şaşırıyor, “kim kimdir” diye. Bir sürü kripto, devlet kademelerinde ya da halkın arasında dolaşıp duruyor. Sahi Apo kimin adamı; devletin mi, Rusların mı, Amerikalıların mı, İngilizlerin mi? Yoksa NATO’nun mu? Sahi, gerçekten o Kürtlerin adamı mı?
Ötekiler mi çok iyi oynuyor, biz mi çok “saf”ız? Ya da hâlimiz “saflık”tan öte bir şey mi? Bazen karşımızdakinin “melek mi, şeytan mı” olduğunu bile karıştırıyoruz. Belki de onun için “Kitap”ta “Şeytan’ın bizi Allah’la aldatması konusu”nda uyarılıyoruz. Evet, birileri zehri altın tas içinde, bala karıştırıp sunuyor. “COVID yalanı”nın arkasına saklanıp “mRNA zehri”ni damarlarımıza böyle zerk etmediler mi? Hangisini sayayım ki: PCR, 5G, nesnelerin interneti (nesneler arası iletişim), İstanbul Sözleşmesi, Lanzarote, Chemtrails, “Sıfır Atık”, “iklim” yalanı... Say say bitmez. “Harca harca bitmez” sanılan krediler, umutlar!
Erdoğan hakkında “kâfirin patronu Trump” ne diyor? Erdoğan ona, o da Erdoğan’a “dostum” diyor. Gerçekten dost mu bunlar? Bir politikacı, başka bir politikacıyı övüyorsa onun gizlediği bir şey vardır! Trump 1. dönem başkanlığında damadı ile Erdoğan’ın damadı arasında özel bir bağlantı kurulur. Chabad o dönemde Beştepe’yi ziyaret etti. Türkiye'ye ilk adımlarını attıklarında Abdullah Gül başbakandı. Kushner-Dahlan lobisi Trump’ın ilk döneminde kurgulandı. Bu çalışmalar Biden döneminde de devam etti. Kushner aynı zamanda Chabad’dı. Netanyahu da bir Chabad! Ve Chabad o günden bugüne KKTC, İstanbul ve Bakü’de etkinliğini, yayılmasını giderek artırdı ve hâlâ artırmaya da devam ediyor. Chabad, BlackRock’tan daha masum değildir. Hatta ikisinin birlikteliği daha da tehlikeli bir hâl almıştır.
Trump ne diyordu Erdoğan için: “Çok iyi bir dostum, birlikte çok iyi çalıştık. Onu seviyorum. Harika bir lider ve çok sert, güçlü bir lider. Zor bir adam ama dostum; ne zaman ihtiyacım olsa yanımda oldu. Sert bir adam, ülkesinde harika iş çıkarıyor. Bana saygı duyuyor, benimle iyi çalışıyor.”
Trump, Erdoğan ve Suriye lideri Ahmed el-Şara için: “They did a good job in Syria. They brought the country back together.” (Suriye’de iyi iş çıkardılar. Ülkeyi yeniden bir araya getirdiler.) “Erdoğan Suriye’den sorumlu... 2000’den beri uğraşıyorlardı, sonunda o başardı, o başardı. Suriye’deki değişimi onun katkılarıyla birlikte gerçekleştirdik” diyor.
İsrail Diasporadan Sorumlu Bakanı Amichai Chikli, “Erdoğan Türkiye’ye şeriat getirecek” diyor ve devam ediyor: “Müslüman Kardeşler’i yasaklamayı gerçekten isteyen herkes @RTErdogan’dan başlamalı; o bir diktatör, Hamas sempatizanı ve şeriat temelli otoriterliğin destekçisi biri.”
İsrailli yetkililer, yorumcular ve analistler, sık sık Erdoğan’ın İslamcı geçmişi, Neo-Osmanlı (Neo-Ottoman) vizyonu ve kendi sözleri nedeniyle sıkça dile getirilen bir endişeyi vurguluyorlar. Erdoğan'ın geçmişte kendisini “şeriatın hizmetkârı” (servant of the Sharia) olarak tanımladığını söylüyorlar. Bu düşünceyle İsrail tarafında, Türkiye’nin laik yapısını aşındırıp şeriat odaklı bir sisteme kayabileceği korkusunu besliyor. İsrailli bakanlar ve uzmanlar Erdoğan’ı “şeriat temelli otoriterlik” (Sharia-based authoritarianism) destekçisi olarak eleştiriyor. Analizlerde Erdoğan’ın “sultan ve halife rolü” arzuladığı, Osmanlı mirasını ve İslamcı unsurları öne çıkardığı belirtiliyor. Bu rol ve İslamcılık vizyonu, ABD’nin bu coğrafyadaki belirleyici konumu açısından önemli. ABD için de bu, önemli bir fırsat anlamına gelebilecek bir imkân olarak kullanılmak isteniyor sanki.
Özal döneminde ben Özal'ı günlük yazılarımda eleştirmenin ötesinde, iki de kitap yazdım o dönemi eleştiren. Tek Özal döneminde, kamudan benim aleyhime suç duyurusu olmadı. Bu eleştirilerime tepki de vermeyince Hasan Celal Güzel’e sordum, “Özal ne diyor bu eleştirilerime?” diye. “Türkiye Nereye Gidiyor” ve “Yağmalanan Ülke Türkiye” kitabımı o dönemde yazmıştım. “O eleştiriler bizim için değerli; Batılılarla görüşürken bazı taleplerini reddetmem konusunda böyle bir rüzgâra ihtiyacım var. 'Bunu yapamam, halka kabul ettiremem' demem gerek demiştir” dedi... Evet, her şeye muktedir görüntüsü veren bir politikacı, bizim gibi ülkelerde altından kalkamayacağı taleplerin baskısı altında ezilebilirdi. “Güçlü lider” profili, farklı cephelerden şimşekleri üzerine çeker. Hangi kesime yaklaşırsa öteki cephenin saldırısına uğrar.
Amichai Chikli, “Erdoğan IŞİD’e engel değil, bizzat IŞİD’dir” diye nitelendirirken Suriye’deki eylemlerini “İslamcı halifelik kurma” amacı taşıdığı şeklinde eleştirdi. Türkiye ve Suriye’yi (el-Şara ile) “İran’dan daha endişe verici” bulduğunu, “Müslüman Kardeşler ekseni” (Erdoğan’ın Türkiye’si, Suriye ve Katar) olarak tanımladı ve bunu “yeni tehdit” olarak işaret etti.
Eski milletvekili ve diplomat Ruth Wasserman Lande: “Erdoğan gelecekteki bir Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk adımlarını atıyor, bir sonraki İran oluyor.” Erdoğan’ı “Müslüman Kardeşler” ideolojisiyle bağdaştırıp şeriatçı / Osmanlı eğilimlerini vurguluyor.
Erdoğan’ın geçmişteki kendi sözleri (“Şeriatın hizmetkârıyım”) ve Neo-Osmanlı politikaları nedeniyle Türkiye’nin laik yapıyı aşındırıp daha İslamcı bir sisteme kayabileceği korkusu... Bu, İsrail medyası ve yetkililerinde sıkça tekrarlanan bir tema.
Bu eleştiriler özellikle 2025-2026 döneminde Suriye’deki gelişmeler, Erdoğan’ın İsrail karşıtlığı ve bölgesel hamleleri sonrası arttı. Trump ise tam tersine Erdoğan’ı övmeye devam ediyor.
Siz bu çorbadan nasıl bir sonuç çıkartırsınız? Trump muhabbeti Erdoğan’a zarar verir, İsrail’in eleştirisi aslında Erdoğan’a güç verir.
Türkiye’de bazı bürokratlar, İsrail medyasında kendi aleyhlerine yazı çıkmasının içeride toplum nezdinde kendine itibar kazandıracağını düşünüyordu.
Mesela Türkiye’de, Adana’da karnaval düzenlenmesi Kültür Bakanı’nın Müslüman çevreler nezdinde itibarına zarar verirken bu durum Batı'da itibar getiriyor.
Bir Mason’u içeri almak, dindar çevrelerde siyasi itibar vesilesi olsa da bu Batı'da hoş görülmez. Bir de bir topluluğa, o topluluk düşman olsa bile, bizim onlara olan düşmanlığımızın bizi onlar hakkında dahi adaletsizliğe sevk etmemesi gerekir. Aslında bu tür olaylara bir de o nazarla bakmak gerek.
Söylenen söze ve yapılan işe bakıp doğrusuna destek verir, yanlışına karşı çıkarız; hikmet müminin yitik malıdır. Firavun'a bile Hz. Musa’ya “güzel söz ve hikmetle hakkı tavsiye etmesi” emredildi. Tabii ki özellikle kâfirler, münafıklar ve bunların yanında fasıklar bize bir haber getirdiklerinde hemen inanmamamız gerektiği uyarısı yapıldı. “Dosdoğru” olmakla emrolunduk. Rakipleriniz, düşmanlarınız sizi övüyorsa her zamankinden daha dikkatli olmanız gerek. Şimdi birçok şeyi yeniden düşünme zamanı. Selam ve dua ile..
🇵🇸🇱🇺 Lüksemburg'da bir okulda öğretmenlik yapan Fatıma isimli Müslüman kadın, sosyal medya hesabında Gazze'de işgalci İsrail ordusu tarafından şehit edilen çocukları paylaşınca işinden kovuldu.
Sevenleri okulun önünde "Kararınızı Geri Çekin" protestosu düzenledi.
Alevilerle ilgili şaka yapan Pınar Fidan isimli stand-up’cıya sert tepki gösteren CHP’li Ali Mahir Başarır, Kuran-ı Kerim ile alay eden Deniz Göktaş’a sahip çıktı:
Mizahtan, kahkahadan korkuyorlar, hakaret sayıyorlar.
Ben izlerken utandım ve kaç gündür bunu yayınlamamak için kendimi tuttum.
Fakat yıllardır bu konuları gündeme getiren ve başörtülü kadınların bu hallerini eleştiriyorum diye onca laf ve küfür yiyen, kendi mahallemden de dışlanan bir kişi olarak gerçekten çürümenin geldiği nokta 👇
👇👇👇
🟥Anne oynuyor, baba eşlik ediyor, çocukları yayınlıyor❗️
👉 Ve en kötüsü: hiçbiri bundan rahatsız değiller.
Hanımefendi başınızı açın rahatlayın.
Hoş baş açık kadınların da bu şekilde çıkıp oynaması güzel değil fakat; kafanızda başörtü varken orada başörtünün hakkına giriyorsunuz. İslam dininin bir ibadetini orada nefsize kullanıyorsunuz.
Yazıklar olsun!
Edep ya!
NATO Yasakları Yurda Yayılıyor
Sömürgeci Kapitalist Batı'nın askeri gücü NATO'nun, Ankara'da yapılacak zirvesi nedeniyle Bolu, Adana, Niğde, Eskişehir, Karabük, Sakarya, Konya ve Mersin'de 10 gün süreyle toplantı, gösteri ve basın açıklaması yapılması yasaklandı.
Kararın 1 Temmuz 2026 Çarşamba saat 08.00 ve 10 Temmuz 2026 Cuma saat 23.59 tarihleri arasında geçerli olacağı belirtildi.
Gerçekten durum bu mu, Akrabayı gözetmek kendi kesenden ve kendi çabanla onlara yardım etmeyi ifade eder, kamu kaynaklarını onlara peşkeş çekmeyi değil. Aman Allahım, inşallah doğru değildir.
Şırnak’ta Ucube Bir "Takva" Fermanı: Akrabayı Üniversiteye Doldurmanın Dinî Kılıfı!
Dinin En Acımasız İstismarı!
Dini kendi çıkarları için sonuna kadar istismar eden Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Alkış, kız kardeşi Halime'nin kızı yeğeni Gülizar Artuç’u öğretim üyesi yapmasını, amcaoğlu Emrullah Alkış’ı Genel Sekreter Yardımcılığına yükseltmesini ve "sır küpüm" dediği Mesut Bayram’ı hukuk müşaviri yapmasını harika bir pişkinlikle savundu: "Akrabaya ve dostlarıma yardım etmek benim inancım gereğidir; bu fitneciler Cuma namazına gitmedikleri için bunu bilmezler!"
Kanunun Sırdaşı Olmaz, Kul Hakkının Kılıfı Olmaz!
Şimdi bu "takva maskeli" Rektöre, inancın sarsılmaz ayetleriyle ve devletin hukukuyla o kısa ve çarpıcı cevabı veriyoruz:
Dinî Kılıfınız Yıkıldı: İlahiyat profesörü olduğunuzu iddia ediyorsunuz ama akrabaya yardımı emreden o temiz dini, kamunun, yetimin ve Şırnaklı binlerce gencin hakkını gasp ederek kendi sülalenizi fonlama aracı haline getiriyorsunuz! İslam’da akrabaya yardım, "kendi cebinden ve malından" yapılır; devletin kadrolarını, milletin vergileriyle ödenen bütçeyi akrabaya ulufe diye dağıtarak değil! Kul hakkı yemenin, torpilin ve liyakati katletmenin dinde yeri olmadığını unutup, Cuma namazını bu sinsi nepotizme kalkan yapamazsınız!
Hukukî Kılıfınız Yıkıldı: "Sır küpümü göreve getirdim" diyorsunuz. Devletin resmi bir üniversitesinde, bir kamu kurumunda rektörün "sırdaşı" ve "sır küpü" olmaz! Bir rektörün yegane sırdaşı ve pusulası T.C. Kanunları ve Anayasa'dır.
Fermanınızda itiraf ediyorsunuz; sizin o şahsi sadakat ve itaat kriterlerinize uymayan, dik başlılık eden hocaları, akademisyenleri ve dürüst görevlileri YÖK üst yönetimiyle görüşerek tek tek üniversiteden atmışsınız! Kendi akrabalarınıza kadro cömertliği yaparken, liyakatli hocaları ve görevlileri kapı dışarı etmek tam bir takva maskeli engizisyon zihniyetidir.
Dini yıkmak için o sözde dincileri seçen küresel merkezlerin yereldeki yansımaları işte tam olarak budur: Ağzından takvayı düşürmeyip, icraatta kul hakkı çukuruna batmak! Rektörlüğün arkasındaki o sinsi güç her ne olursa olsun; adalet ve hukuk bu laboratuvarda maskeleri işte böyle indirir!
Sizce akademide liyakati yok edip sadakati ödüllendiren bu tarz 'takva maskeli' atamalar sadece bir yönetim zafiyeti midir, yoksa kurumlarımızı içeriden çürüten sinsi bir sistemin parçası mı?
Hem nalına , hem mıhını, biri Avrupaya mesaj veriyor, öteki Müslüman halka. Bir elinde kiitab, öteki elinde şarab, başı örtülü ama mini etekli, oruç ama sigara içiyor, olmaz olmaz demeyin oluyor işte. Ağızları başka şey söylüyor, ayakları başka yöne gidiyor.
🔴 BU NASIL BİR ÇILDIRTAN DENGE❗️
➡️ Bir Tarafta Kuran Tilâveti Okuyan İç İşleri Bakanı... Mustafa Çiftçi
⬅️Diğer Tarafta Laiklik Savunan Ak Parti Sözcüsü... Ömer Çelik
İşgalci NATO
Katil Trump Defol!
NATO ve Amerika
Afganistan'da doğrudan işgalci oldu,
Gazze'deki katliam ve yıkımlarda Siyonist İsrail'i destekledi.
Birlikte Haykıralım:
İşgalci Katillere Karşı
Direnen Kardeşlerimizin Safındayız!
4 Temmuz Cumartesi, Saat 19
Üsküdar Meydanı
Vergide Rekor, Bütçede Dev Açık!
Toplanan Trilyonlarca Liraya Rağmen Kasa Neden Eksi Yazıyor?
2025 yılında 11,049 trilyon TL vergi toplanmasına rağmen 1,799 trilyon TL bütçe açığı oluştu.
2026'nın yalnızca ilk dört ayında ise 4,372 trilyon TL vergi gelirine karşılık 758,8 milyar TL bütçe açığı kaydedildi.
Bu rakamlar Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı merkezi yönetim bütçe gerçekleşmeleriyle de uyumludur.
Bu nedenle vergi tahsilatındaki artışa rağmen harcamaların daha hızlı yükselmesi bütçe dengesini bozabiliyor.
Ortaya çıkan tablo ise kamuoyunda şu soruyu yeniden gündeme taşıyor:
Vergi tahsilatında rekor üstüne rekor kırılırken, Türkiye neden her yıl daha büyük bütçe açığı veriyor?"
Bu derginin ser levhasında "İstikbal Denizlerdedir"yazıyordu. Bu adamlar o zaman bu makama nasıl geliyordu, o göğüslerindeki madalyaları kim veriyordu? Sultan ne yapıyordu o zaman! Yoksa onu da mı kandırıyorlardı.
Saraybosna'daki bir mezatta Osmanlı Türkçesi kitap ve dergilere bakarken karşıma 'Donanma' adlı dergide Sultan Abdülhamid karşıtı bir kademsizin; Alliance Israelite Universelle (Evrensel Yahudi Birliği) okulunda öğrenim gören Mahmut Şevket Paşa'nın resmi çıktı, ateşi bol olsun.