SÜRECİN 3 TEMEL YASASI NASIL OLMALI?
VEYSİ AKTAŞ:
📌Bu vizyonun omurgasını, Sayın Öcalan'ın önerdiği üç temel yasa oluşturur
📌Bu yasalar, ‘barış yasaları’ veya ‘özgürlük ve demokratik entegrasyon yasaları’ olarak anılmaktadır
📌Demokratik Toplum Yasası: Demokratik uzlaşıyı, çoğulculuğu ve barış kültürünü kurumsallaştırır. Yani, anayasal güvenceye alır. Ayrıştırıcı yaklaşımların alternatifi olarak, ortak geleceği inşa eder
📌Özgür Yurttaş Yasası: Eşit yurttaşlığı, özgürlükleri ve hukuksal güvenceleri esas alır. Vatandaşlık ilişkisini "millete aidiyet" üzerinden değil, devletle eşit bağ üzerinden yeniden tanımlar
📌Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası: Yerel demokrasiyi güçlendirir, merkeziyetçi katılıkları yumuşatır, eritir ve katılımcı yönetimi/demokrasiyi teşvik eder
https://t.co/pxL2gZwBIA
İmralı Sekretaryası Üyesi Veysi Aktaş:
📌 Demokratik entegrasyon ne asimilasyondur ne de teslimiyettir.
📌 Her kimliğin tanındığı, eşit ve özgür yurttaşlığın güçlendiği, yerel demokrasinin geliştiği bir modeldir.
Sadece Kürt sorunuyla sınırlı değildir...
.
Veysi Aktaş:
"Konuşmamı Sayın Öcalan'ın sözleriyle bitirmek istiyorum. Korkuları umuda, silahları fikirlere dönüştürelim. Geçmişin acılarını ortak bir geleceğin harcına dönüştürelim ve hep birlikte ortak vatanımızın yeni ve parlak destanını yazalım."
🗣️İmralı Sekretaryası Üyesi Veysi Aktaş:
📌Demokratik entegrasyon ne asimilasyondur ne de teslimiyettir. Her kimliğin tanındığı, eşit ve özgür yurttaşlığın güçlendiği, yerel demokrasinin geliştiği bir modeldir. Sadece Kürt sorunuyla sınırlı değildir. Türkiye'nin tamamının demokratikleşmesi, bu anlamda tüm toplumsal yaraların sarılmasıdır. Ortak vatan fikri etrafında Türk-Kürt birliğini ve tüm etnik, dini kimliklerin demokratik birliğini hedefler.
📌Bu vizyonun omurgasını Sayın Öcalan'ın önerdiği üç temel yasa oluşturur:
Demokratik Toplum Yasası: Bu yasa, demokratik uzlaşıyı, çoğulculuğu ve barış kültürünü kurumsallaştırır. Yani anayasal güvenceye alır. Ayrıştırıcı yaklaşımların alternatifi olarak ortak geleceği inşa eder.
Özgür Yurttaş Yasası: Bu yasa, eşit yurttaşlığı, özgürlükleri ve hukuksal güvenceleri esas alır. Vatandaşlık ilişkisini millete aidiyet üzerinden değil, devletle eşit bağ üzerinden yeniden tanımlar.
Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası: Yerel demokrasiyi güçlendirir, merkeziyetçi katılıkları yumuşatır, eritir ve katılımcı yönetimi, demokrasiyi tescil eder.
#MedyaHaber #MedyaHaberTv
ş.Orhan Cihat
ş.Fazıl Botan
ş.Koçero Batman
ş.Dilşêr Herekol
ş.Sabri Tendurek
ş.Yilmaz Dersim
ş.Delal Amed
ş.Leyla Sorxwîn Amed
ş.Çiçek Botan
....
Saygı ve minnetle anıyorum
Ayakta en sagda Rojava/Serekaniye'nin kahraman komutanı gazî Cemşîd Osman var
https://t.co/4S8GaoQ2En
📌Apocular hep minnetle hatırladı
◾️İsmail Ağaç, Hilvan’da Apoculara sahip çıkan ilk yurtseverlerdendi. Üç oğlunu şehit verdi, bir oğlu ve iki torunu halen Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nde yer alıyor. Ağaç, Apocular tarafından hep minnetle hatırlandı.
https://t.co/NyiZVp0iHc
Babamın Ardından
Kürdistan’da bazı insanlar vardır. Adları fazla bilinmez, ama yoklukları hemen hissedilir. Bulundukları yerde bir denge, bir ölçü, bir güven oluştururlar.
O da onlardan biriydi.
Kalabalıkların önünde yürüyen biri değildi. Ama insanlar ne yapacağını bilemediğinde dönüp ona bakardı. Çünkü o, yol göstermeye çalışan biri değil; doğru yerde durmayı bilen biriydi.
Babam…
Ne zengindi ne güçlü. Elinde makam yoktu, cebinde para yoktu. Ama bir ağırlığı vardı. Öyle bir ağırlık ki o bulunduğunda insanlar susar, mesele kimin haklı olduğu olmaktan çıkar, insanın nasıl kalacağına dönüşürdü.
Hayatı boyunca biriktirmedi. Ne mal, ne para, ne de kendine ait bir dünya kurdu. Sanki bu hayata sahip olmak için değil, taşımak için gelmişti.
Kürdistan zor bir coğrafyadır. Sadece baskılarla değil, insanların kendi içindeki kırılmalarla da zorlaşır. Bazen bir köy ikiye bölünür, bazen bir aile dağılır. Böyle zamanlarda çoğu insan bir taraf seçer.
Babam seçmedi.
Taraf olmadı. Tarafların arasında durdu. Bu yüzden bir sorun olduğunda, her iki taraf da onun araya girmesini isterdi.
Çünkü onun bulunduğu yerde kimse kazanmazdı… ama kimse de kaybetmezdi.
Hayat ona da kolay davranmadı.
Bir gün bir haber geldi. Ardından bir tane daha… Sonra bir tane daha…
Bir insanın taşıyamayacağı kadar ağır.
İlkinde Mehmet gitti. Evde bir boşluk açıldı.
İkincisinde Ahmet… O boşluk derinleşti.
Üçüncüsünde Hasan… Artık o boşluk, onun içine sığmayacak kadar büyüdü.
Ama o kırılmadı. Sertleşmedi. Değişmedi.
Sadece daha sessiz oldu.
Bu sessizlik zayıflık değildi. Bu, içinde bir şeyleri tutabilmenin gücüydü.
Hiçbir zaman hesap sormadı. Kim haklıydı, kim suçluydu diye konuşmadı.
Ne affetti diyebilirsin, ne de unuttu. Ama bir şeyi yaptı:
Kirlenmedi.
Kürdistan’da herkes bir şey olur. Kimi güçlü olur, kimi korkulan, kimi zengin… Ama çok az insan hiçbir şey olmadan kalabilir.
Babam kaldı.
Ve belki de bu yüzden büyüktü. Çünkü bu coğrafyada temiz kalmak en zor olanıdır.
Bir kavga çıktığında hâlâ onu hatırlarlar. “Keşke burada olsaydı” derler.
Çünkü o geldiğinde kimse kazanmazdı… ama kimse de kaybetmezdi.
Bugün… o da gitti, derler.
Böyle söylenir. Ama bazı insanlar gitmez.
Çünkü onlar arkalarında bir hayat değil, bir ölçü bırakır.
Bugün Kürdistan’a bakıldığında her şey var gibi görünür. Ama eksik olan bir şey vardır:
Onun gibi bir baba.
Ve insan o zaman anlar:
Bazı insanlar öldüğünde sadece eksilmez… geriye kalanlara nasıl yaşanması gerektiğini hatırlatır.