🇹🇷 Cihat Yaycı:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir devlettir. Yani devletler hukukuna göre zaten üç tane şart vardır.
Bunlar bir sınırları belli bir toprak parçasına sahip olmak. Onun üzerinde halk niteliği taşıyan insan topluluğunun bulunması.
Yani aynı dili konuşacaklar. Aynı ülkü, aynı gelenek ve göreneklere sahip olacaklar.İşte Kıbrıs Türk halkında zaten ziyadesiyle hepsi var.
Sonra da bunların üzerinde bir kurumsal otorite yani mahkemeler olacak, okullar olacak, polis teşkilatı olacak, güvenlik teşkilatı olacak, hastanesi olacak falan. Bunlar varsa devlet devlettir.
Devletlerin tanınması diye, tanınırsa devlet olur diye bir durum da söz konusu değildir.
Şimdi bir kere şunu açıklıkla ifade edelim. Çok net bir şekilde ifade edelim:
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir devlettir.”
🎥 Yayının tamamı için:
https://t.co/AoYUX5A8vD
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Bu genişleyebilir(Mekke İttifakı Anlaşması Hk.)
Yalnız bu bir kere şunu söyleyelim. Bu bir ittifak anlaşması.
Bir kolektif savunma işbirliği anlaşması.
Bir kurum yok ortada. Yani bir mesela Mekke Savunma Kurumu mesela böyle bir kurum yok. Onu onun altını çizelim.
Dolayısıyla, Türk Devletler Teşkilatı gibi bir kurum yok.
Ortada bir karar mekanizması yok. Bir karargah yok. Bir merkez yok.
Bir şey yok. Bir prosedürler zinciri yok. Bunlar yok.
Şimdi şöyle şöyle olması lazım. Mesela bir anlaşma imzalıyorsunuz.
Diyorsunuz ki bu anlaşmada birimize saldıran hepimize saldırır. Peki buna nasıl karar verilecek?
Mesela bu saldırının gerçekten saldırı olduğuna kim nasıl karar verecek? Tamam bana birisi saldırdı. Saldırdı da benim diğer devletlerin buna cevap vermesi için yeterli bir saldırı mıdır bu?
Yani diyelim ki sınır çatışması oldu. Veya Suudi Arabistan dedi ki İran bana saldırdı dedi. İran dedi ki hayır ben saldırmadım dedi. Suudi Arabistan dedi ki bak burada bir sürü yıkım var. dedi.
Gösterdi.
Şimdi o zaman kim karar verecek bunun? Gerçekten gerçekten o ülkeyi savunacak kadar ağır bir saldırı olduğuna ve kimin tarafından yapıldığına kim karar verecek? Bu bir. Kriterleri nerede?
Henüz yok. Peki bu biz ortak savunmaya savunacağız kararını nasıl hangi mekanizmalar alacak?
Şimdi NATO'da mesela Türkiye'ye birisi saldırsa NATO'nun toplanması lazım.
NATO toplanacak. Bunu görüşecek. Görüştükten sonra oylama yapacak değil mi? ve karar verecek.
Gerçekten asker mi gönderecek yoksa silah mı gönderecek yoksa istihbarat bilgisi mi gönderecek yoksa efendim oraya gemi mi gönderecek? Ne gönderecek?
Ya da hiç göndermeyecek mi?
Şimdi bunlar bir karar mekanizması olması durumunda. Kurumsal bir yapının olması durumunda olur. Şu anda öyle bir durum yok.
Mesela Pakistan'a saldırı oldu. Kaç oyla karar verilecek mesela Pakistan'ın savunulmasına?
Türkiye hayır ben bunu saldırı saymıyorum dedi. Suudi Arabistan sayıyorum dedi. Mesela ne olacak şimdi bunlar?
Onun için bunlar böyle hemen oo böyle bir anlaşma imzalandı. Muazzam bir anlaşma.
Bu şöyle oldu. Bir kere bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçmesi lazım bu anlaşmanın.
Belki Suudi Arabistan'da ihtiyaç yok ama bize ihtiyaç var çok şükür. Yani meclisimiz var bizim.
Orada onaylanması lazım. Sonra asker görevlendirmek için yine tezkere çıkması lazım. Değil mi?Şimdi bunlar hep karar mekanizmasıyla ilgili
Yani karar mekanizmasının oluşması lazım. Harekat merkezinin oluşması lazım. İstihbarat paylaşımı nasıl yapılacak mesela?
Prosedürler nasıl ortaklaşacak? Askeri mekanizmalar nasıl ortaklaşacak?
Nasıl harekat icra edecekler? Birbirlerine birine saldırı olduğunda nasıl harekat icra edecekler?
Bunların hepsinin çok bu daha başlangıç çerçeve tabii ki. Evet.
Ama buna girecek olan buna buna hani tek başka imzacılar olur mu derseniz bu anlaşmaya olur. Başta Mısır'ı Mısır olabilir.
Sonra Azerbaycan olabilir. Diğer işte Ürdün gibi, Katar gibi ülkeler bunun içerisine girebilirler. Devletler girebilirler.
Şimdi bunların hepsinin ayrı ayrı bizim en yakın askeri mekanizmalarımızın birbiriyle örtüştüğü devlet Pakistan.”
🎥 Videonun tamamı için:
https://t.co/OrQsViPEUz
“KKTC’DE EMLAK SATIŞLARI KONUSUNDA ÇOK SİNSİ BİR PLAN VAR”
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“KKTC’deki emlak ve mülkiyet meselesinde yaşananlara çok dikkat edilmesi gerekiyor.
Rum tarafı, KKTC’deki bazı taşınmaz işlemleri üzerinden tutuklama ve yargılama süreçleri yürütüyor. Güney’e geçen veya üçüncü ülkelere seyahat eden kişilerin bu dosyalar nedeniyle ciddi hukuki risklerle karşı karşıya kalabildiğini görüyoruz.
Peki KKTC’de durum nedir?
Türkiye’den gelip KKTC vatandaşı olmuş insanlar var. KKTC devleti kendi hukuku içerisinde bu insanlara yer tahsis etmiş, tapu vermiş, koçan vermiş.
Tapuyu kim vermiş?
Devlet.
Tahsisatı kim yapmış?
Devlet.
İnsanlar kime güvenmiş?
Devletine.
KKTC’nin hukuk düzeni içerisinde yıllardır arazi ve taşınmaz alım satımları yapılıyor. Evler, oteller, üniversiteler, işletmeler kuruluyor. İnsanlar ellerindeki resmi belgelere ve KKTC’nin hukuk düzenine güvenerek hayatlarını ve yatırımlarını şekillendiriyor.
Şimdi burada Sayın Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a çok açık bir soru soruyorum:
Siz KKTC’nin Cumhurbaşkanısınız. KKTC devletinin kendi kanunları çerçevesinde düzenlediği tapuların ve koçanların hukuki geçerliliğinin arkasında mısınız, değil misiniz?
Bunu açıkça söyleyin.
Çünkü mesele birkaç ev veya birkaç arsa değildir.
Mesele KKTC devletinin kendi hukukuna sahip çıkıp çıkmayacağıdır.
Devlet vatandaşına tapu vermişse ve vatandaş da devletine güvenerek o taşınmazı edinmişse, bugün o vatandaşa dönüp dolaylı biçimde ‘Senin mülkiyetin zaten sorunluydu’ denilemez.
Bu yaklaşım son derece tehlikeli sonuçlara kapı açabilir.
Özellikle Türkiye’den gelerek KKTC vatandaşı olmuş kardeşlerimiz bu tartışmayı çok dikkatli takip etmelidir.
Çünkü gelecekte kurulabilecek herhangi bir çözüm düzeninde KKTC’nin mevcut tapu ve mülkiyet sisteminin nasıl ele alınacağı, yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
İnsanların evi, toprağı, yatırımı, geleceği ve adadaki hukuki statüsü söz konusudur.
Eğer bugün KKTC’nin kendi hukuk düzeninin meşruiyeti tartışmaya açılırsa, yarın ‘Bu tapuları tanımıyoruz’, öbür gün ‘Bu mülkiyetleri tanımıyoruz’ denilmesinin önü açılabilir.
İşte benim ‘çok sinsi bir plan’ derken dikkat çektiğim tehlike budur.
Daha da ileri gidiyorum:
Türkiye’den gelip KKTC vatandaşı olmuş insanların gelecekteki bir çözüm modeli içerisinde mülkiyet haklarının, vatandaşlıklarının ve adada kalma haklarının ne olacağı şimdiden açıkça ortaya konulmalıdır.
Kimse bu insanlara muğlak cümlelerle güvence vermeye kalkmasın.
Sayın Erhürman’a soruyorum:
KKTC’nin verdiği tapuların arkasında mısınız?
Türkiye’den gelip KKTC vatandaşı olmuş insanların mülkiyet haklarının eksiksiz biçimde korunacağını taahhüt ediyor musunuz?
Herhangi bir çözüm halinde bu insanların vatandaşlıklarının ve adada kalma haklarının tartışmaya açılmasına karşı mısınız?
Bunların cevaplarını açıkça verin.
Çünkü insanların bütün hayatları söz konusu.
Ve vatandaş şunu bilmek zorundadır:
Devletimin bana verdiği tapuya, devletimin Cumhurbaşkanı sahip çıkıyor mu, çıkmıyor mu?
Mesele budur.
KKTC kendi hukukuna sahip çıkmazsa, başkasının KKTC hukukuna saygı göstermesini nasıl bekleyeceğiz?”
📺 Yayının tamamını izlemek için 👇
https://t.co/DPEE1ETvTa
NEDEN?
Allah'tan başka veliler ediliyorsunuz?
(Maide 55)
Allah'tan başka şefaatçiler ediniyorsunuz?
(Zümer 44)
Allah'tan başkasına dua ediyorsunuz?
(Şuara 213)
Allah'ın elçilerini, din adamlarını ortaklar koşuyorsunuz?
(Tevbe 31)
En çok Allah'ı sevmiyorsunuz?
(Bakara 165)
Allah adı anılınca kalpleriniz titremiyor?
(Hac 35)
Allah'a iman ettiğinizi söylüyorsunuz ama indirdiği kitabı yeterli bulup O'na teslim olmuyorsunuz? (Mâide 3)
İşte bu şeytan sizi yandaşlarıyla korkutmaya çalışır, o halde onlardan korkmayın, eğer gerçekten inanıyor ve güveniyorsanız sadece Allah'tan korkun (Ali imran 175)
ABD'li Albay Douglas McGregor, ABD ve İsrail’in Türkiye’ye saldırması için Suriye’deki terörist PKK/YPG’lileri hazırladığını söylüyor.
Bilenler için yeni bilgi değil ama uyuyanları belki uyandırır…
üzerinize büyük bela ve kırgın (katliam) getireceğim. İşte ASLAN sık ormanından çıktı. Ve ‘milletleri helak eden’ (cengâver) yola düştü; şehirlerin harap olsun ve onlarda oturan kalmasın diye senin diyarını viran etmek için yerinden çıktı” (Yeremye Bab 4, Pargraf 3)
“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz” (İsra, 16)
“Yehuda’da (Telaviv) bildirin ve Yeruşelim’de (Kudüs) işittirin ve deyin; Memlekette boru çalın; yüksek sesle bağırın. Ve deyin: Toplanın da duvarlı şehirlere girelim. Siyona doğru bayrak kaldırın; kaçıp sığının, durmayın; çünkü ben ŞİMALden (Kuzeyden)
Derken, sonraki taşkınlığınızın vakti geldiğinde, kederinizden suratlarınız asılsın, daha önce girdikleri gibi yine Mescide girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler diye başınıza düşmanlarınızı musallat edeceğiz" (İsra, 17/6-7).
"Bunun ardından sizleri onlara galip getireceğiz, mallar ve çocuklarla size yardım edecek ve savaşçılarınızın sayısını arttıracağız. İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz, onu da kendi aleyhinize işlemiş olursunuz.
Onlar sizi yakalayabilmek için evlerin aralarına bile girerek her tarafı didik didik edip araştırırlar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdür." (İsra, 17/4-5).
"Biz kitapta İsrailoğullarına şu hükmü de bildirdik: ‘Siz ülkede iki defa fesat çıkaracak ve açık zorbalıklar yapacaksınız. Onlardan birincisinin vâdesi geldiğinde, kuvvet ve şiddet sahibi olan kullarımızı sizin üzerinize musallat ederiz.