"Forum, başından itibaren yerelden başlayarak aşağıdan yukarıya doğru örgütlenme hedefiyle hareket etmeye çalışmaktadır. Resmi COP Zirveleri tıpkı DTÖ, Dünya Bankası, İMF ve NATO gibi, emperyalist politikaların aparatlarıdır. Resmi COP’lar da devlet ve sermaye temsilcileri bir araya gelerek sözde” iklim krizini” tartışmakta, “iklim krizine çözüm” adı altında aslında sermayenin ihtiyacına uygun çözümler üretmektedirler. İklim Krizi’nin gerçek mağdurlarını sürece katmadan tepeden inme kararlar almakta, aldıkları kararlarla da iklim krizini daha da derinleştirmektedirler."
https://t.co/pY3WoxbQFz
"Küçük üreticilerin üretime devam edebilmesi her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bunun temel nedeni, şirketlerin gıda zincirini tamamen kontrol altına almak istemesi ve Türkiye'deki tarım arazilerini maliyetsiz bir şekilde kullanma arzusudur. Bu durumdan çıkış ancak tarım politikalarının kökten değişmesiyle mümkün."
https://t.co/AbkNmDTTLA
"Kasım ayın’ da Antalya da yapılacak olan COP31 Resmi zirvesi karşısında (birçok COP Zirvesin de olduğu gibi) enternasyonalist ve yerel dayanışmalarla Alternatif İklim Adaleti talebini gündeme taşımak için çeşitli sendikalar, siyasi partiler, odalar ve yurttaşların katılımıyla İzmir İklim Adaleti Forumu’nda buluşuldu."
"Forum’da, COP31 sürecine yönelik yapacağımız çalışmaları ele alacak, katılımcı bir örgütlenme sürecinin yollarını tartışacağız. Tüm herkesi Forum’a katılmaya, hayatı üzerinde söz hakkı almaya çağırıyoruz!"
Her yıl farklı ülkede düzenlenen COP ’ ların 31. si (COP31) bu yıl Kasım ayında Antalya’da yapılacak. Antalya'da yapılacak olan COP31 resmi zirvesi karşısında enternasyonalist ve yerel dayanışmalarla Alternatif İklim Adaleti Forumlarını düzenlemek için harekete geçilmesi gerektiğine inanıyoruz.
İzmir'de şekillendirilecek Forum'da, COP31 sürecine yönelik yapılacak çalışmalar ele alacak, katılımcı bir örgütlenme sürecinin yolları tartışılacak. Tüm herkesi Forum’a katılmaya, hayatı üzerinde söz hakkı almaya çağırıyoruz!
Şimdi dayanışma zamanıdır, şimdi harekete geçme zamanıdır.
İzmir İklim Adaleti Forumu, tüm duyarlı kesimleri omuz omuza vermeye, kentimizi ve dünyamızı iklim adaletine kavuşturmak için birlikte yürümeye çağırmaktadır.
Geleceğimizi hep birlikte kazanabiliriz. Adil, özgür ve temiz bir gelecek ellerimizde şekillensin!
COP larda Alternatif Zirve düzenleyenler bu konuda ayrılmış, bir kısmı "rüzgar, Güneş bize yeter" diyerek yeşil boyama yaparken, bir kısmı da iklim krizi için gerçekçi çözümleri savunmuş ve savunmaya devam etmektedir. Bu konuda internette yüzlerce yazı var.
@BirGun_Gazetesi
Ortaya kimyasallarla kirletilmiş toprak, su ve hava kalıyor. Yani ekoloji bozulduğu gibi doğanın metalaştırılması da devam ediyor.Sol ve solculuk adına böyle bir uygulamaları ve savunmak yeşil boyama yapmaktır.
"Forum’da, COP31 sürecine yönelik yapacağımız çalışmaları ele alacak, katılımcı bir örgütlenme sürecinin yollarını tartışacağız. Tüm herkesi Forum’a katılmaya, hayatı üzerinde söz hakkı almaya çağırıyoruz!"
Apaçık Radyo’ya Apaçık Mektup:
Haysiyetli İşler Enerji Şirketi Sponsorluğunda Yapılmaz
Akbelen’i konuşmak şüphesiz kıymetli. Köylülerin, kadınların ve yaşam savunucularının tüm baskılara, tehditlere ve kolluk şiddetine karşı yıllardır verdiği kavgayı mikrofona taşımak önemli. Ancak tam da bu noktada, vicdanı olan herkesin sorması gereken o can yakıcı soru ortada duruyor: Şirket çıkarı, doğa talanı ve zorla kamulaştırma kıskacındaki bir varlık mücadelesi; nasıl olur da dev bir enerji şirketinin sponsorluk gölgesinde anlatılabilir?
Apaçık Radyo’nun Açık Yeşil programı, kendi tanıtımında kendini “hayatın, politikanın ve sokağın çevre-ekoloji gündemi” olarak konumluyor. Fakat ne acıdır ki, 13 Mayıs 2026 tarihli yayında kulaklarımıza şu anons çarpıyor: “Fiba Yenilenebilir Enerji’nin sunduğu Açık Yeşil.” Hemen ardından ise Akbelen’deki “acele kamulaştırma” kararları, köylülerin boğuştuğu 93 ayrı dava, Esra Işık’ın 42 günlük tutukluluğu ve sermaye odaklı enerji politikaları eleştiriliyor.
Buradaki sorun, yayının başında bir şirket isminin zikredilmesinden çok daha derin ve politiktir. Sorun; ekoloji mücadelesinin o ödünsüz ve öfkeli dilinin, bizzat o dili boğmaya çalışan sistemin aktörleri tarafından “kurumsal imaj” malzemesi haline getirilmesidir. Fiba Yenilenebilir Enerji, öyle “temiz enerji” masalıyla geçiştirilecek, tarafsız bir destekçi falan değil. Karşımızda 14 rüzgâr, 5 güneş santrali ve 608 MW’lık kurulu gücüyle, doğa üzerinde doğrudan tasarruf sahibi olan büyük bir enerji aktörü var.
Üstelik bu grubun karnesi de “çiçekler ve böceklerden” ibaret değil. Karaburun Parlak’ta, Fiba bağlantılı ÖRES Elektrik’in Salman RES projesine eklemek istediği GES hamlesi hâlâ hafızalarda. Bölge halkı; meralarının, keçi otlaklarının ve endemik türlerin yok olacağını haykırarak ÇED toplantısını yaptırmadı. Süreç, halkın ve ekoloji örgütlerinin itirazlarının ardından şirketin talebiyle sonlandırıldı.
Daha çarpıcı olanı ise Bergama’da yaşandı: Fiba Holding’e ait Düzova RES için Aşağıkırıklar ve Sağancı köylerinde toplam 28 taşınmaz hakkında “acele kamulaştırma” kararı çıkarıldı.
Yani ironiye bakın; Açık Yeşil’de Akbelen üzerinden yerden yere vurulan o “acele kamulaştırma” pratiği, aynı anda programın sponsoruyla bağlantılı bir RES projesi için Bergama köylüsünün karşısına çıkarılıyor.
Mesele bu kadar açıkken susmak, bu çelişkinin üzerini örtmek anlamına gelir. Radyonun manifestosunda “haysiyetli işler yapmak”, “çıkar gruplarından bağımsızlık” ve “görüntünün ardındaki gerçeği yakalamak” gibi iddialı sözler geçiyor. Eğer gerçekten o görüntünün ardına bakacaksanız, önce kendi mikrofonunuza bakın. Akbelenli kadınların toprağına, suyuna, zeytinine sahip çıkma inadını; enerji şirketlerinin sürdürülebilirlik vitrinlerini parlatmak için bir “içerik” olarak kullanmalarına nasıl müsaade edersiniz?
Ekoloji gazeteciliği, şirketlerin “yeşil” boyalarla kendilerini aklama sahası değildir. Yenilenebilir enerji de olsa; eğer meraları, yerel halkın geçim kaynaklarını ve özel çevre koruma bölgelerini çiğneyip geçiyorsa, o da bir yağma biçimidir. Bir tarafta sermaye eliyle mülksüzleştirilen köylüyü anlatıp, diğer tarafta o mülksüzleştirme pratiğinin bir başka ayağında adı geçen şirketin sponsorluğuyla yayın yapmak, bağımsızlık iddiasının iflasıdır.
Apaçık Radyo’nun rüştü, tam da bu etik kırılma anında ispatlanır. Akbelen’i sadece konuşmak yetmez; Akbelen’i konuşurken mikrofonun hangi kasadan beslendiğini, o sesin hangi finansal ilişkinin içinden yankılandığını da dert edinmek gerekir.
Çünkü haysiyetli iş; sadece doğru konuyu seçmek değil, o konuyu kimin finansal gölgesinde, hangi çıkar ilişkileri içinde konuştuğunu da dürüstçe, "Apaçık" ortaya koyabilmektir.
Manifestonuza sahip çıkın: Ekoloji mücadelesini enerji şirketlerinin vitrini haline getirmeyin. “Haysiyetli işler” yapın.
Saygılarımla,
Kazım Kızıl
Kutladığınız gün aslında sizin tarafınızı belirler. Şirketlerin gıda sisteminden mi, yoksa halkın gıda sistemini kurmak için mücadele edenlerden mi yanasınız...
"COP31’e Giderken Nasıl Bir Alternatif Politika? / Adnan Çobanoğlu"
“İklim adaleti” birçok hareket ve STK tarafından savunulmasına karşılık, hepsinin aynı çizgide olduğu söylenemez.
https://t.co/GtUhLiYkWF