Butlancı Kılıçdaroğlu,
Siz aradığınızda davetinizi kabul etseydim, bugün butlan yönetiminin bir yetkilisi olacaktım. Sizin davetinizi kabul etmediğim için disipline sevk edilen ve PM'den istifa eden Parti Meclisi üyesiyim.
Disipline sevk edilmemin temel gerekçesi, “parti disiplinini zedelemek” olarak gösterilmiş.
Eğer partimizin iktidarını istemek, Butlan yönetimini tanımamak, haksız ve hukuksuz şekilde cezaevine gönderilen belediye başkanlarımızla aynı yolda yürümek ve butlan yönetimiyle siyaset yapmayı reddetmek parti suçuysa; evet, ben bu suçu işledim.
Bugün bu kararı verenler dönüp Hüseyin Yaşar’ın kim olduğunu iyi araştırsınlar. Sizler bulunduğunuz yerden kalkmadan, emek vermeden, bir kahvehaneye gitmeden, bir köylünün çayını içmeden ve hiçbir zorlukla karşılaşmadan milletvekilliği sıraları için birbirinizle yarışırken; ben, 2023 Milletvekili Genel Seçimleri’nde gece gündüz çalışarak Batman’da partimizin oylarını 3 binden 28.500'e çıkardım ve partimizin rekor düzeyde oy almasını sağladım.
Tarih, bugün butlan yönetimiyle hareket edenleri de onlara karşı mücadele edenleri de yazacaktır. Ben, tarihin doğru tarafında durarak mahkemenin atadığı butlan yönetimini de onun verdiği kararları da tanımıyorum.
Gün gelecek, bu kararı verenler, disipline sevk edenler ve bu kararın altına imza atanlar da tarih önünde hesap verecektir.
Biz, halkımızın gönlünde en üst makamdayız.
Mücadelemize daha kararlı, daha güçlü ve daha inançlı bir şekilde devam edeceğiz.
Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız.
@eczozgurozel@ekrem_imamoglu@herkesicinCHP@istanbulorgutu@szctelevizyonu@halktvcomtr@ismailsaymaz@sabansevinc2@EnsarAytekin10@gunaydingokhan@muratemirchp@AKDOGANumut@baristerkoglu@RudawTurkce@BirGun_Gazetesi@cumhuriyetgzt1@BatmanSonsoz@batmanmedyacom@batmanburada
Son birkaç saattir bazı mecralarda yer bulan ve "Kılıçdaroğlu yönetimine yakın isimlerin, belediye başkanlarını arayarak destek karşılığında operasyonları engelleme vaadinde bulunduğu" yönündeki iddialar, tamamen asılsız ve organize bir algı operasyonunun ürünüdür. Ismarlama bir kurgudan ibaret olan bu iddiaların ne gerçekle ne de gazetecilik etiğiyle bağdaşır bir yönü bulunmaktadır.
Medyamızın saygın kurum ve temsilcilerinin, siyasi çıkar devşirme amacı taşıyan bu tür karalama kampanyalarına itibar etmeyeceğine yürekten inanıyoruz.
Cihan Bey @forestercihan KK hakkında yazdıklarınız doğru, zaten pek çok insan da yazdı. Ancak “erkeklerin yaşlanması çok acı oluyor, pek çok yaşlı erkek önceki tanıdığımız insanla ilgisi olmayan bir varlığa dönüşüyor” kısmında erkekleri sizin kadar “gömmezdim” :)
Çünkü bu aslında cinsiyetten çok güç ve iktidarla ilgili bir durum. Cihan beyin “yaşlı erkek sendromu” dediği şeyin gerçek bir karşılığı var ama cinsiyetle ilgili değil: hubris sendromu.
Uzun süre iktidarda kalmış lider pozisyonlarında görülüyor. Bir hastalık değil ama aile, şirket, dernek, siyaset, spor kulübü, her “örgüt”de görürüz.
Kendini kurumla, dernekle, aile ile, şirketle, devletle, partiyle özdeşleştirmek, eleştiriye ve itiraza tahammülsüzlük, açıklanamaz bir ülkeyi, kurumu, durumu ancak ben kurtarırım, ben bilirim hissi, gerçekle temasın zayıflaması…
Yani mesele yaşlanmak değil. Mesele, gücün kimliğin merkezine yerleşmesi ve kaybedildiğinde kişinin o kaybın yasını tutamaması, onun yerine pozisyonun gücüne tutunması
Halbuki yaşlanmak da bambaşka derinlikleri ve faydaları olan, insan ömrünün bir başka verimli dönemi olabilir.
Konu cinsiyetle de şöyle alakalı: Ataerkil düzende güç ve iktidar tipik olarak erkekte biriktiği için, erkeklerin iktidardan düşüşü daha tantanalı, daha yıkıcı oluyor. Yoksa kadın da yaşabilir bunu (eğer iktidarda olsa)
Ataerkil düzen nedeni ile kadınlar da bu düşüşü mevcut düzende “güzellik, gençlik” üzerinden yaşar çoğunlukla (yaşlandı, eski halinden eser kalmadı, görenleri şaşırttı vb)
Ve evet Kılıçdaroğlu, Bahçeli, Erdoğan “bırakamıyorlar”, çevreleri de bıraktırmıyor belli ki çünkü bir güç ağı var. Ve kendileriyle beraber bizi de sürüklüyorlar, ne yazık ki.
Dün akşam KK'yi izlemedim. Bu sabah büyük bir bölümünü sakin kafayla izledim. @kivilcimgen Hanım daha iyi bilir, haddimi aşmayayım ama kişisel düşüncem şu:
KK'de, yaşamımda canlı olarak tanık olduğum pek çok yaşlı erkeği görüyorum. Saplantıları var. Adı üstünde, saplanmış kalmış. Ve her saplantılı insan gibi gözü başka hiçbir şeyi görmüyor. Ve yine her saplantılı insan gibi dünya beni anlamıyor ama ben bildiğimi okurum havasında.
Maalesef erkeklerin yaşlanması çok acı oluyor. Pek çok yaşlı erkek, bir noktadan sonra önceki tanıdığımız insanla ilgisi olmayan bir varlığa dönüşüyor.
KK sıradan bir yaşlı erkek olsaydı sadece eşinin dostunun canını sıkar, zamanı gelince de göçer giderdi. Fakat onun bu zafiyeti, hem etrafındaki Güresel Tekin gibilerin hem de iktidarın aparatı olmasına yol açtı. Ve zaten büyük bir çöküş yaşayan ülkeyi daha da içinden çıkılmaz bir duruma soktu.
Altmışa doğru yol alan bir erkek olarak bu duruma düşmekten epey korkuyorum. Şaka yollu da olsa etrafımdakilere sık sık "Bende en ufak bir belirti görürseniz hiç çekinmeden vurun. Koca bir hayatı olabildiğince lekesiz yaşayıp son üç beş yılda batırmanın alemi yok." diyorum.
Oğlunun KK'yle ilgili açıklaması şimdi aklıma daha çok yattı. Bu yaşlı erkek sendromu (uydurdum, terimi ciddiye almayın) en çok onu seven yakınlarına zarar verir. Çünkü ne yapsalar o erkeği saplantılarından kurtaramazlar. Biz de bir zamanlar KK'yi sevenler olarak kıvranıp duracağız, öyle görünüyor. Bizim suçumuz, belki de çaresizlikten, ondaki saplantıları zamanından fark edememek.
Bugün Babalar Günü.
Yol uzun ve zor olduğunda insan en çok kendisine yolu öğretenleri düşünür.
Dönüp baktığımızda bize her zaman doğru yerde durmayı öğütleyen babamızı görürüz.
Başta şehit babaları olmak üzere tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun.
Evlatlarına onurlu bir gelecek bırakmak için mücadele eden tüm babalarımıza selam olsun!
“Çıplak arama bahsi geçince neden gülünür” diye çok üzülen sinirlenenler için bir alttaki tivitte detaylı bir açıklama var. 24. ve 32. dakikalar civarında iki kere çıplak arama skandalı Kılıçdaroğlu’na direkt soruluyor.
Mimikler, sorular, cevaplar beraber seyredilince sonuç bu. Kılıçdaroğlu çıplak arama yapıldığına inanmıyor değil, biliyor tüm yaşananların gerçek olduğunu, çıplak aramanın da başka hukuksuzlukların da gerçek olduğunu ve kendisinin de bu rezilliklerle edinilmiş bir güçle o koltuğa geri oturduğunu biliyor.
Ama umursamıyor.
Bakın gerçek derdi “arınma” olsa zaten ben butlanla gelen geçici bir çözümüm derdi, bana neden genel başkan demiyosunuz diye de kafa tutmazdı.
Düşünün mesela Ahmet Necdet Sezer diyelim ki mahkeme kararı ile geldi mecburen oturdu o koltuğa. Nasıl davranırdı? Hah, aradığınız “dürüst ama düz Ankara bürokratı” tipolojisi o. Kılıçdaroğlu değil.
Ne bekliyordunuz?
"Çalmışsa bizim çocuk çalmıştır, sahip çıkacağız" mı desinler?
Dokunulmazlık, yargıdan kaçış kartı değildir.
Birileri CHP'yi hukuk devleti partisinden çıkarıp dayanışma sandığına çevirmek istiyor galiba.
Suçsuzsa çıkar aklanır.
Ama bazıları soruşturulmayı bile suçluluğun kanıtı değil, dokunulmazlığın kaldırılmasını felaket gibi görüyor.
Asıl basiretsizlik de budur.
Kemal Kılıçdaroğlu, İBB iddianamesini tamamen okumadığını söyledi. Belli ki Silivri'deki savunmalara da bakmamış.
Korkunç bir itiraf bu!
Zaten konuşmasına bakılırsa sadece iktidar trollerinin iddiaları ile yetinmiş, o kadar.
Doğru değil. CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine başlayan Adalet Yürüyüşü sırasında söyleşi için beklerken, Kılıçdaroğlu’nun o dönemki danışmanı önden soruları istedi. Vermedim tabii, neden istediklerini sordum. Demirtaş ile ilgili soru sormamam istendi.
Başta şehitlerimizin kıymetli babaları olmak üzere, ömrünü helal lokma peşinde geçiren, evine götürdüğü temiz alın teriyle bu ülkeye değerli evlatlar yetiştiren tüm babaların Babalar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.
Ali Haydar bey de farkındadır, Kılıçdaroğlu zaten buzdağına çarpmıştı da, dün akşam da gözümüzün önünde Titanik gibi battı.
Ama Ali Haydar Bey röportajı “özgür gazetecilik ve cesur siyaset” örneği olarak çerçevelemeye çalışıyor. “Bir çay içtiler, başka temasımız olmadı” gibi örneklerle “ne kadar da şeffafız” mesajı verip dürüstlük sinyallemeye çabalıyor.
Çünkü bir de Ali Haydar Bey’in söyleyemediği var.
Onu da ben söyleyeyim:
“Bu yayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kişisel imajı açısından geri döndürülemez bir yıkım. Ama o koltuk uğruna bu bedeli ödemeyi zaten kabul etti. Biz de Kemal Bey’i ‘Dünyanın en çok safsata yapan, saç baş yoldurtan siyasetçisi’ olarak sirk gezdirir gibi kanal kanal gezdireceğiz. AKP’de hiç kalmamış temizlik, ahlak, arınma, hijyen gibi söylemleri Kemal Bey’e içerden söyletip Özel - İmamoğlu hattını yıpratmaya çalışacağız. Çünkü patron bunu istiyor, şu anda bu lazım.”
DOĞRU SÖYLEMİYORSUNUZ.
20 Mayıs 2016’da Anayasa’ya geçici bir madde eklenmesi suretiyle fezlekesi parlamentoda bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının sorgusuz sualsiz, savunmasız şekilde kaldırılması sağlandı.
Hukuka aykırı bu düzenlemeye evet dediniz.
Değişiklik TBMM'de onaylandıktan sonra ya 110 imza ile ya da ana muhalefet partisi olan CHP'nin başvurusu ile Anayasa Mahkemesi'ne gidilebilirdi.
Değişiklik teklifine itiraz dilekçesi 110 imzayı bulmadığı için Anayasa Mahkemesi'ne gidilemedi.
Yani, Selahattin Demirtaş'ın 10 yıldır, Can Atalay'ın yıllardır cezaevinde kalmasının yolunu AKP'ye destek vererek siz açtınız.
@kilicdarogluk@hdpdemirtas@CanAtalay1
Kılıçdaroğlu'nun 2.5 saatlik batışını artık konuşmayayım diyordum, ama bunu görünce yazmak farz oldu.
Sorunun cevabını dinlemeden ikinci, üçüncü soru soruldu yazmış @drmadiguzel . Öyle değil.
Kılıçdaroğlu o kadar anlamsız cevaplar verdi ki gazeteciler soruların anlaşılıp anlaşılmadığından emin olamadıkları için tekrar tekrar sormak, soruları netleştirmek zorunda kaldılar.
Kılıçdaroğlu tüm ama tüm sorulara bir safsatayla, bir savuşturmayla karşılık verdi. Döngüsel mantık, yanlış ikilem, whataboutism gibi safsataları defalarca kullandı. "Parayı veren de söylüyor, almadım diyen de kanıtlıyor" derken itirafı da inkarı da kanıt saydı. Öyle bir durum ki tura gelse Kılıçdaroğlu kazanır, yazı gelse öteki kaybeder.
Bu kadar çok safsatanın, bilişsel çarpıtmanın, yön değiştirmenin kullanıldığı bir başka konuşma ancak bir absürd komedi filminde olabilirdi, zaman zaman kendimi Sacha Baron Cohen filmi izliyor gibi hissettim.
Ve Kılıçdaroğlu neredeyse gazeteciler kadar çok soru sormuş. Transkript çıkarıp baktım, cümlelerinde 316 kez soru kalıbı var. Bazıları direkt, bazıları retorik soru. Üç gazetecinin tamamında 199 soru var. "Siz niye şunu sormuyorsunuz, siz gazeteci değil misiniz" kalıbını tam 36 kez kullanmış. Birisi saldırdıysa saldıran Kılıçdaroğlu. Sesi de sürekli yüksek perdedendi zaten.
Kılıçdaroğlu tam 19 kez iddianameleri okumadığını, bilmediğini söyledi. Yüzlerce CHP'liyi tutuklatan, milyonlarca seçmenin iradesini gasbeden bu davaların iddianamelerini, bir CHP yöneticisi olarak okumadım dedi. Bir vatandaş ve seçmen olarak yazıyorum @drmadiguzel Utanın, ne diyeyim, utanın. O da utansın siz de utanın.
Ve el insaf. 260 kez yargı, hukuk, dava, mahkeme dedi. Sürekli bunların arkasına saklanıyor. Sürekli gidip aklansınlar diyor. Başında Akın Gürlek'in olduğu bir adalet sisteminde mi aklanacak bu insanlar? El insaf.
100 küsur kez arınma, temizlik, kirlilik, ahlak gibi kelimeleri obsesif bir şekilde tekrarladı. 90 kez "söyledim, defalarca söyledim" diyerek sürekli hesabı geçmişe iade etti. Bu kadar çok obsesif bir şekilde aynı kelimeleri tekrar etmenin anlamını ben artık söylemeyeyim ne biçim psikolog derler sonra. Konuyu okuyucuların vicdanına bırakıyorum.
Sonuç şu: İki buçuk saat boyunca tek bir mantıklı söz yok. Üstüne çıplak aramaya maruz kalmış bir kadının ifadesi, Demirtaş'ın hapse yollanması gibi konulardaki utanç verici cevapları var. Özetle 2.5 saat parti içi iktidarı kaybettiği için hırsından kendini kaybetmiş ve iktidarla işbirliğine girmiş bir adamın arınma temalı obsesyon operasını izledik.
İnsanlar aptal değil. Bu ülkede çocuk yetiştirmeye çalışan bir anne olarak sizi allaha havale ediyorum, ama havaleyle de kalmam nefesim yettiğince de yapabileceğim her yerde size karşı duracağım. Biliyorum yalnız değilim.