Bam telinize dokunacak birini bulamadığınızda -ki bu çoğu zaman bulunan bir şey değil - günün sonunda ne kadar acı olsa da kendiniz dokunmak zorunda kalıyorsunuz.
Bir insanla bağ kurarken önemsediğiniz şeyler iyi hoş da bence bağ koparırsam da nasıl biri diye gözden geçirmek gerekiyor ve hatta bunun daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Bana çok tuhaf geliyor, biri bir suç işlediğinde - bu ne olursa olsun- onun ideolojisi, dini, etnisitesiyle ilişkili eleştiri yöneltmek. Çok aptalca değil mi; hangi din, siyasi görüş git şu bebekleri para için öldür der mesela? Buradaki öfke - ki çoğu aptalca- beni korkutuyor.
Bence kaybetmiş insanların da hikayeleri anlatılmalı, biraz da onlardan dinlemeli hayatı. Her yerde bir şeyler başarmış insanların hikayeleri yazılıp çiziliyor, hakkında bir şeyler çekiliyor ya da en kötü ihtimalle kendileri kendi hikâyelerinin anlatıcısı oluyorlar.
"Yalnızca üç sözcük kullanarak hüzünlü bir hikâye yazın"
Ulu Gülten Akın en güzelini yazmış: "Sonra işte yaşlandım."
Ben de denedim: Birlik olup öldürmüşlerdi.
Suçu ne olursa olsun, suçluya hukuk dışı muameleye sevinen halkın, yaşadığı ülkeye adaletin gelmesini beklemesi kadar aptalca bir şey olamaz. Suçlunun bile adaletli yargılanması gerekir; siz halkın büyük bir kısmını bile mutlu etmek için dahi olsa kanunların dışına çıkamazsınız.
Eskiden memleket ve dünyada olup biten hiçbir şeyle ilgilenmeyip kendi baloncuklarında yaşayan insanların aptal olduklarını düşünüyordum, şimdi bundan o kadar da emin değilim.