Mahsun Kırmızıgül, Bugün Haluk Levent’in borclarini nasıl kapattığını anlatıp Haluk Levent’e ah Haluk vah Haluk diyor. Böyle bir zafiyeti olan birisinin borclarini kapatmış bir insan olarak, deprem zamanı böyle bir tweeti nasıl atabilirsin. Huyunu bile bile insanları nasıl yönlendirirsin. Keşke o ilk tweeti atmasaydın!
Bile bile insanların paralarını hiç etmişsiniz.
Haluk Levent henüz yargılanmaya başlamadı.
Mahkemeye çıkmadı.
Buna rağmen bu güne dek Haluk'un PR'ını yapan, onu destekleyen, onu parlatan birçok "sözde ünlü isim" birdenbire onu eleştirmeye başladı.
Çünkü en baştan beri biliyorlardı.
Haluk'la beraber onlar da toplumu kandırdı!
Haluk Levent ve Ahbap'ı seçimdeki çıkarları için maşa mı yapmışlar?
Seçimleri kazanalım da adam kimi dolandırıyorsa dolandırsın sesimizi çıkarmayalım mı demişler?
Seçimleri kazanmak için 'depremzedeleri kandırdığını görmezden gelelim' mi demişler?
Tam olarak ne olmuş?
Gazeteci Erdem Atay, Fethullah Gülen'in ABD'ye kimler tarafından nasıl kaçırıldığını anlatıyor:
Cem Fadıl Bozkurt, İshak Alaton, Hüsamettin Özkan, Dr. Mustafa Öz, Dr. Mehmet Öz, Graham Fuller, Atabay İlaç, Suna Atabay, Abdullah Gül...
Damat diye küçümsemeye çalıştıkları Selçuk Bayraktar deprem bölgesine 5 milyar yardım yaptı
"Ahbap var devlet yok" diye övdükleri Haluk Levent depremzedeler için toplanan 7 milyarı çaldı.
Şimdi siz söyleyin; Kim koyun?
Ben seni tanıdığımda AK PARTİ’li belediyelerdeki yolsuzlukları savunuyordun AKP medyasında… Sonra hakkında borsa manipülasyon davası açıldı. Şimdi HALK TV’desin. CHP’li belediyelerdeki yolsuzlukları örtmeye çalışıyorsun aldığın talimatlarla… Ne karşılığı peki? Maaş artı; Suat ve Cafer’e gelen hediyeleri alma karşılığında. Maaşın İsmail ve Ebru’nunkinin altında kaldığı için bu formülü buldular sana. Bu twitinden sonra epey bir hediye gelir sana… Yalana çarpıtmaya devam et İbrahim…
CHP’li Kars milletvekili İnan Akgün Alp, Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’yi “taytla bisiklet kullanıyor, asma yaprağı gönderin” diye şikayet ederek merkeze aldırdı.
Böylece tüm Ardahan ve Kars ahalisi taytlı bir vali görmekten kurtulmuş oldu.
Aklı asma yaprağında olan CHP’li vekil de muradına erdi.
Ne günlere kaldık.
Adam sanki makamına taytla gitti.
Hiç bisiklet yarışı izlemediniz mi arkadaş?
📍İki yıllık moda mezunu olduğu halde...
*
📍"Hamili kart yakınımdır" notuyla İBB'de birim sorumlusu yapılarak 180 bin TL maaş bağlanan...
*
📍CHP Botoks Kolları üyesi Özge Türkyılmaz da "Ahbap"çıktı çıktı ‼️
*
Bi kere de şaşırt be Özge...
BU LAFLARI SÖYLEYEN FATİH PORTAKAL SORUMLU DEĞIL MI? HALUK LEVENT’TEN HESAP SORULURKEN FATİH PORTAKAL‘DAN SORULMAYACAK MI?
SIZ NE DERSINIZ TWITTER ALEMI?
🔴 AHBAP soruşturması kapsamında tutuklanan Ece Güner, avukatları aracılığıyla kamuoyuna açık bir mektup yazmış:
“Hiç Haluk Levent kadar iyi hikâye anlatan ve inandırıcı olan birine rastlamamıştım. Sanırım zaten büyük dolandırıcıların ortak özelliği budur: en akıllı insanları bile inandırma.
Dikkat edin, duygusallığını istismar ettiği ben dahil tüm insanlar hayatında büyük bir travma yaşamış. Örneğin kızını kaybeden iş insanı, ben -kanser ve boşanma-. Ayrıca gözaltındayken
nezarethanede konuştuğum ve hayatımda ilk defa tanıştığım kadınlar; hayatı başarılı/varlıklı ama hepsinin ortak özellikleri aynıydı.
Mağdur profili şöyle;
1) Çoğu kadın,
2) Hepsi yalnız kadınlar,
3) Hepsi hayatında belli travmalar yaşamış ve duygusal açıdan istismara müsait ve dikkat: hepsi uzun yıllar yurtdışında yaşamış veya halen yaşıyor.
Örneğin, ben Haluk Levent’in hapis yattığını bilmiyordum Fransa’da büyüdüğüm için.
Nezarethanede konuştuğum diğer çok para veren kadın da yurtdışından gelme; yani birçok gerçeğe benim gibi “Fransız!”
Sonuç olarak, toparlarsam:
• Ben bu işten bir kuruş kâr etmedim.
• Tam tersine 1 yıl kan küstüm, stres yaşadım, tekrar antidepresan ilaçlara başlamak zorunda kaldım.
• Sadece ve sadece o günler kahramanlaştırılmış, “iyilik meleği” Haluk Levent’e
GÜVENDİM!”
ŞİNİTZEL İÇİN SEFERBER OLANLAR,
BİR AVUÇ TOPRAK İÇİN GELMEDİ…
Ağrı CHP İl Başkanı olduğum yıllardı. Bir gün Ankara’da Sayın Deniz Baykal’ı ziyaret etmek için genel merkeze gittim.
Kapısını açtığımda içeride kalabalık bir grup vardı. Herkesin elinde telefon, büyük bir telaş ve koşuşturma…
“Şinitzel var mı?”, “En iyi şinitzeli kim yapıyor?” diye Ankara’nın altını üstüne getiriyorlardı.
Ben de merak ettim. O güne kadar “şinitzel” diye bir şey duymamıştım.
Bir milletvekiline sordum:
“Abi, şinitzel nedir?”
Gülümsedi.
“Tavuk…” dedi.
“Köy tavuğu mu?” diye sordum.
“Yok başkanım,” dedi. “Tavuk göğsünden yapılan özel bir yemek.”
Ben de şaşkınlıkla,
“Memlekette kıtlık mı var?
Bu kadar telaş niye?” dedim.
Aldığım cevap:
“Deniz Bey’in torunu, ‘Dede, akşam eve gelirken bana şinitzel getir.’ demiş.
Genel Başkan da torununa söz vermiş.”
“Anladım ki Deniz Bey’in torununun isteğini yerine getirebilmek için tüm arkadaşları seferber olmuş.”
“O gün yaşanan bu olay, hafızamda tatlı bir hatıra olarak kaldı.”
Ama yıllar sonra o hatıranın bana siyasetin en acı gerçeğini göstereceğini bilmiyordum…
Dün Rahmetli Olcay Baykal Hanım’ın cenazesindeydim…
Baktım ki o gün şinitzel bulabilmek için telefonları kilitleyenlerin, koşturanların, kendilerini parçalarcasına çabalayanların önemli bir kısmı ortada yoktu.
İki kürek toprak atmaya gelmemişlerdi…
Çünkü o gün aradıkları aslında şinitzel değildi.
Aradıkları makamdı…
Mevkiydi…
Yakınlıktı…
Göze girmekti…
Şinitzel sadece bahaneydi.
Bugün ne onlara makam verecek Deniz Baykal var…
Ne de onları Deniz Bey’e anlatacak Olcay Hanım…
Elbette gerçek dostları tenzih ediyorum.
Vefasını gösteren, son güne kadar yanında duran insanlar vardı.
Onlar dostluğun ne olduğunu cenazede de gösterdiler.
Ama geri kalanlar bana siyasetin en acı gerçeğini bir kez daha hatırlattı.
Rahmetli Süleyman Demirel’in son dönemlerini de hatırlıyorum.
Başbakanken, Cumhurbaşkanıyken fötür şapkasını kapabilmek için insanlar adeta birbirini eziyor, otobüsünün önüne atlıyor, bir fotoğraf karesine girebilmek için yarışıyordu.
Görevleri bittikten sonra Güniz Sokak’taki evinin penceresine bırakılan şapkaya geçenler bile bakmıyordu.
O şapkayı en son tabutunun üzerinde, Isparta’ya uğurlanırken gördüm.
İnsanlar aslında seni değil; makamını, gücünü ve sağlayacağın imkânları seviyorsa, o sevgi gün gelir seninle birlikte değil, makamınla birlikte toprağa gömülür.
İşte makamın gerçeği budur…
Alkışların büyük kısmı sana değil, oturduğun koltuğadır.
Kalabalıkların önemli bir bölümü sana değil, gücünedir.
Menfaat bittiği gün alkış da biter.
Hayat bize şunu öğretiyor:
Bir insanın gerçek dostu, makam odasında yanında duran değil; hastane odasında elini tutan, cenazesinde tabutunu omuzlayan,
toprağına iki kürek atan insandır.
Makamlar geçer…
Koltuklar boşalır…
Yetkiler biter…
İnsan öldüğünde arkasından konuşulan makamı değil, gösterilen vefadır.
Allah bizleri makamın değil, dostluğun peşinden koşanlardan eylesin.
Çünkü gün gelir alkış susar…
Telefonlar susar…
Kalabalıklar dağılır…
Geriye sadece vefa kalır..
Vefa’nın sadece İstanbul’da bir semt adından ibaret olmadığını düşünen ve bilen arkadaşlara selam olsun.
Kalın sağlıcakla.
Afşin Bey.
Benim yorumlar, yorumlarınızın yanında masum kalır.
Maliyeti 20 lirayı geçmeyen mısırı 150 liraya satmak doğalsa, eyvallah.
Bu konuda kirayla enflasyon oranı arasında bağ kurmanın mantıklı hiç bir izahı yok, zira, kiralanan yer cadde kenarındaki boşluk alan, devletin parasız yolu, orada bir yapı yok, tezgah da mısırcıya ait.
Kira dedikleri işgaliye parası. Bunu da doğal görüyorsanız, ne diyeyim, kelimeler kıyafetsiz kaldı.
Son fasıla gelirsek.
Evet, görevden alan cumhurbaşkanımız.
Doğru yapmış.
Mevzuyu gündeme getiren ve tartışmayı başlatanın, bu konuda kamuoyu oluşturanın CHP’li vekil olduğunu söylüyoruz, yalan mı?
Değil.
İnanın, birazcık ideolojik taassuptan kurtulun, yorumlarımı daha iyi anlarsınız.
Bu da zor olmasa gerek.
Melih Gökçek, twitimi ben yazdıktan 35 dakika sonra kopyalamış. Üstelik bunu açıkça beyan etmiş. Ancak alttaki Sokak Kedisi isimli fake hesap saat göstergelerini kesip sanki aynı anda twit atmışız gibi algı yapıyor. Ne bir özür var ne bir açıklama…
Ece Güner’e devam ediyoruz.
Aşağıdaki paylaşımlarımı okuyanlar kendisinin İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden nasıl olup denklik alabildiğine şaşırdığımı bileceklerdir. Çünkü 1992’de Paris Sorbonne Pantheon Hukuk’tan mezun oluyor, Türkçesi son derede yetersiz, aynı yıl uluslararası silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’nın özel asistanlığını yapmaya başlıyor ve bu arada da 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden DENKLİK alıyor.
O dönem, Ece Güner’in bugün danışmanlığını üstlendiği Ekrem İmamoğlu’nun yasa dışı yatay geçiş yapabildiği ve gri alanların çok olduğu yıllar İstanbul Üniversitesi’nde. Rektör Cem’i Demiroğlu ile birlikte masonik bir yapı var. Encümen-i Daniş adlı başında ANAP Trabzon Milletvekili Necmettin Karaduman’ın olduğu darbeci derin oluşum ile Cemi Demiroğlu arasındaki ilişkiler de çok güçlüydü. Necmettin Karaduman Ekrem İmamoğlu’nun nikah şahidi ve çok yakınıydı.
Denklik Komisyonu’da ise o yıl en baba hukukçular var üstelik:
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Prof. Dr. İl Han Özay, Prof. Dr. Ergin Nomer, Prof. Dr. Köksal Bayraktar.
Neyse, bir şey demiyorum.
Demek ki Ece Güner çok başarılı oldu ve denkliği aldı, YÖK de bunu onayladı.
Ece Güner denklik aldığı sırada Hukuk Fakültesi Dekanı’nın Prof. Dr. Aysel Çelikel olduğunu söylemiştim. İyi bir hukukçu olarak bilinir ve hatırlanacağı üzere 2002 öncesi tarafsız Adalet Bakanı olarak da görev yaptı.
Eşi Murtaza Çelikel ise İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkan Vekilliği ve İstanbul Belediye Meclis Üyeliği yapmış ünlü bir iş insanı ve DSP ve CHP’de çok etkili bir siyasetçiydi.
Siyasi literatürde geçen "Beykoz Konakları komisyonu" adı verilen ve CHP ve merkez sol siyaseti perde arkasından dizayn ettiği iddia edilen gayriresmi bir lobi/güç odağının önemli isimlerinden biriydi.
Şimdi net work’te bir başka pencere açalım.
Ece Güner’in 2022’de boşandığı eşi Erdoğan Toprak ve Aysel Çelikel, Türk siyasi tarihinde aynı kabinede omuz omuza görev yapmış iki bakan malum. DSP döneminde.
Aysel Çelikel yukarıda söylediğim gibi Adalet Bakanı idi,
Erdoğan Toprak ise Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olarak kabinede yer alıyordu.
Aysel Çelikel’in eşi iş insanı Murtaza Çelikel de Demokratik Sol Parti'nin (DSP) kurucularından ve partinin İstanbul'daki en güçlü örgütleyicilerinden biriydi. Erdoğan Toprak da siyasete DSP çatısı altında girmiş, İstanbul'da Murtaza Çelikel ile çok yakın çalışmıştı.
Daha sonra CHP’ye geçen ve "kulis kurucu" kimliğiyle bilinen Erdoğan Toprak önce yok sayılan CHP kurultayında Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisini destekledi. Üstelik bu konuda çok da belirleyici oldu. Sonra da Kemal Kılıçdaroğlu saflarına geçti. Hangisi gerçek hangisi değil hala benim açımdan muğlak. Ama kesin olan şey eski eşi Ece Güner İmamoğlu saflarında kaldı.
Murtaza Çelikel'in de içinde yer aldığı "Beykoz Konakları" eksenli, solu birleştirme ve parti politikalarını şekillendirme amaçlı gayriresmi istişare toplantılarında, Erdoğan Toprak bu ekibin hem saygı duyduğu hem de dirsek temasında olduğu en kritik aktörlerden biriydi.
Özetle; Erdoğan Toprak ile Çelikel ailesi arasında 20 yılı aşkın bir geçmişe sahip, bakanlık mesaisine ve sol siyasetin kurmaylığına dayanan çok güçlü bir ilişki söz konusu.
Çelikel ailesinin kızları Ayşe Eser Danışoğlu da CHP milletvekili olmuş ve maalesef tutuklu olan eski Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç’in bu aileyle ilişkileri de var ama konu dağılmasın.
Sonuçta ANAP’lı Engin Güner’in kızı Ece Güner’in siyasi sergüzeştinde kendisinin denklik aldığı yıl Hukuk Fakültesi Dekanı olan Aysel Çelikel ile eski eşi Erdoğan Toprak ile kesişen yollarından birkaç fragman paylaştım.