Bugün bir yazı okudum;
"Ben senden vazgeçmedim, ben seni zorlamaktan vazgectim.
Seni silmedim, değersizleştirmedim, inkâr etmedim.
Duygum bittiği için gitmedim.
Seni bırakmam, seni istemememden değil.
Beni belirsizliğin içinde tutmana razı değilim.
Sen hazır değilsen, seni hazır olmaya zorlamayacağım.
Sevgi adına kendimi daha fazla itmeyeceğim.
Ben hâlâ buradayım; ama seni çekerek, sıkıştırarak, açıklama talep ederek değil.
Eğer bir gün gelmek istersen, bu artık benim ve senin yorgunluğunun üstünden olmayacak.”
Öyle etkiledi ki bu ifadeler beni.
Bu, duyguyu, sevgiyi sessizce onurlu bir yere koymanın adı değil midir...
Bu, kendine saygının yeniden başladığı zamanın adı değil midir...
Bu, Sevgi bitmeden gitmek, vazgeçmek değil. Kendini korumak, demek değil midir...
Çünkü
Birini sevmek uğruna kendini ve karşındakini yormak fedakârlık değil, tükeniştir.
Çünkü
Gitmek bazen sevgisizlikten değil, değersizleşmemek içindir.
Yani,
"Ben senden vazgeçmedim, sadece kendimden vazgeçmeyi bıraktım...
Demek değil midir.
Bu, kırgınlığın sessizliği değil
Bu, gitmenin dili değil
Bu, hiçbir şeyin bedeli değil
Bu...
Sevgiyi incitmeden kenara bırakabilme cesareti.
Kendini kaybetmeden durabilme hâli.
Ne hesap sorma, ne kapı çarpma.
Sadece “buradaydım” diyebilecek kadar temiz kalmak...
kalp yarasına birdenbire etki edecek hiçbir formül, hiçbir cümle yok. yarayı birden iyi edecek sırrı kimse size veremez. acıysa çekeceksin. boğazındaki yumruysa yutacaksın. bazen şifa, mahvolduktan sonra gelir. örseleneceksin, biraz hırpalanacaksın, hevessizleşeceksin. iyileşirken bütün bunlar olacak. perişan olacaksın ama sabredeceksin. bir gün eskisinden daha umutlu olacağın günlerin hayalini kuracaksın. seni o kuyudan çıkartan o günlere duyduğun inanç olacak. devam etmeye duyduğun iştiyak olacak. iyileşmek böyle bir süreç. bugün düştüm, yarın kalktım değil. bugün yaralandım, yarın yara nedir bilmedim değil. biraz heba olmak ama sonra kendini bulmak.