Türkiye’de Kürt ulusunu ve sorunlarını PKK ile bağdaştırmak ve bu seviyeye indirgemek istiyorlar. Tam da burada onların yaptıklarını eleştirmek yerine Kürdistani kalmak, devletin bir nevi kendi ile yaptığı bu oyunu eleştirmek ile onların bu isteğine katkı sağlamak olmuyor mu? Kürt halkının bir örgüt olarak değil ulus olarak uyanması gerekli değil mi?
Kürt Kürttür, Türk de Türk’tür. Ne etle tırnak gibi ayrılmaz bir bütünüz ne de ezberlenmiş sloganlarla dayatılan “kardeş” kavramıyla birbirimize yapışmışız.
Aklı selim bir yaklaşımla hareket edersek en fazla iyi komşular olabiliriz; o kadar.
Gerçek şu ki, dilimiz, kimliğimiz, kültürümüz ve sosyolojik yapımız net şekilde farklıdır.
Aramızda kültürel benzerlikler, ortak tarihsel yansımalar bulunsa bile bunlar iki ayrı ulusu birleştirmeye yetmez.
İki ayrı halkız, iki ayrı ulusuz.
“ Halkların kardeşliği” sloganı ise sadece zaman kazanma aracıdır. Ortadoğu’da 17 devlet, dünyada ise yaklaşık 195 egemen devlet varken bu söylemi savunanlar hiçbirine karşı çıkmaz.
Ama mesele Kürtlerin kendi devletine gelince birden “ulus-devlet karşıtlığı” başlar ve tekrar “kardeşlik” masalına dönülür.
Oysa gerçek nettir: Her ulus gibi Kürtlerin de kendi kaderini tayin etme, kendi kendini yönetme hakkı vardır. Tarihsel süreç bunu kaçınılmaz kılmaktadır.
Afaki kardeşlik nutukları yerine bu gerçeği kabul etmek, hem daha dürüst hem de daha kalıcı bir komşuluk ilişkisinin temelini atabilir.
Kısacası, dayatılan kardeşlik değil, eşit iki ulusun karşılıklı saygıya dayalı komşuluğudur. Ve er ya da geç, bu hak gerçekleşecektir.
Kürlüğün yüz karası, Kürt İş insanları...
Ahbap başkanı Haluk Levent bu videoda müjdeyi veriyor: "Hakkarili (Kürt) bir iş adamı 10 milyon dolar destek verdi." Ardından dalga geçerek kahkahayı basıyor...
Bu rakamı aklınızda tutun: 10 milyon dolar. Birazdan 100 dolara geleceğiz.
Kürt iş insanı böyledir: Kürtlüğe düşman biri küçük bir çağrı yapar, milyonlar oraya akar. Ama Kürtlük için destek isteyen kendi soydaşına bir kuruş vermez. Vermez, ama medyada Kürtlük üzerinden parlamayı da ihmal etmez.
İnanmayan üç örneğe baksın.
Bitlisname. Yöneticileri yıllar boyunca Bitlis'in tarihine ve kültürüne dair binlerce kadim ve modern orijinal belgeyi topladı, yayımladı. Kürt'e ve Bitlis'e dünya çapında giydirilen kara algıyı kırıyor, bu şehre onurunu iade ediyorlardı. Sonra ne oldu? Yıllık bütçede sadece 100 dolar eksik kaldı. Sistem yenilenemedi, site kapandı; on yılın emeği, bütün arşiv yok oldu. Koca dünyada o 100 doları verecek tek bir Kürt iş insanı bulunamadı. Bitlisli iş insanları için utanç verici...
Riya Teze. 1930'dan beri Kürt akademisyen ve aydınların omuzlarında yayımlanan, neredeyse yüz yıllık Kürtçe gazete. Rusya ve eski Sovyet coğrafyasının en zenginleri arasında Kürtler de var ve sık sık Kürtlükleriyle övünürler. Gazete birkaç yıl önce kapandı. Sebep: yılda 1000 dolarlık temel masraf bulunamadı.
Saladin (@Yusufsaladin22). Yirmili yaşlarında bir Kürt genci. Üniversitelerin ve devlet kurumlarının yapacağı işi tek başına, imkânsızlıklar içinde yapıyor: Kürt tarihinin birinci el belgelerini topluyor. Onlarca kez destek istedi. Tek bir Kürt iş insanı çıkıp "Bu para benim için hiçbir şey, senin için ve Kürt tarihi için hayat kurtarıcı; sen başka işe muhtaç olma, çalışmana odaklan" dedi mi? Demedi. Demezler.
Ama Kürt düşmanı bir çağrı yapsın, hemen hizaya girip destek yağdırırlar.
Bu tahmin değil durum tespitidir: Kürt milli bilincine düşman olan kişi ve kurumlara, Kürt iş insanlarından her ay onlarca bazen aylık yüzlerce milyon dolar para akıyor. Kendini Kürtlüğe adamış kişi ve kurumlara verdikleri tek şey ise kuru laf: "Seninle gurur duyuyoruz, helal olsun."
Alkış bedava. Hafıza değil.
Kürtçe müzik ve Kürt müzisyenler hakkında,
DEM Parti Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit doğru soruyu sormuş, ama aynaya bakmadan.
Evet, Van'daki Kültür Yolu Festivali'nde Kürtçenin "K"si yok. Peki Kürt müzisyenler neden yok? Gelmediler mi, gelemediler mi?
Cevap: KCK ve DEM Parti'nin silahlı tehdit korkusundan gelemediler. Türkiye Kültür Bakanlığı adına festival organizatörleri Kürt müzisyenlere büyük bir nezaket ve hayatlarında görebileceği en yüksek ücretleri teklif ettiler; birçok şehirde sahne teklif ettiler. Hatta Türkî illerde bile konserlerde Kürtçe şarkılarını söylemeleri için davet ettiler.
Sanatçıların cevabı "gelemeyiz, çünkü korkuyoruz" oldu. Sebep bütçe değil, devlet yasağı da değil; DEM Parti ve KCK'den gelen tehditlerdi.
DEM Parti bu şekilde tehdit ediyor:
''Çocuğun her gün okula gidiyor başına bir şey gelir... Parktaki arabının tekeri patlar veya normal yolda trafik kazası geçirebilirsin her an... Yoldaşımızla seni tuzağa düşürdük onunla yattığında videoya çektik, her dediğimizi yapmazsan, yayınlarız... Gençlik yapılanmamız dünyanın heryerinde konserlerine baskınlar yapar, bir daha Kürtçe şarkı söyleyemezsin... Sana öyle iftiralar atarız ki utançtan toplum içine çıkmaya yüzün olmaz, nasılsa ne dersek Kürt halkı bize inanıyor...''
Tablo daha da geniş: Kürt müzisyenlerin yüzde 90'a yakını DEM Parti belediyelerinin kara listesinde, yani DEM Parti belediyelerinde Kürtçe şarkı söylemeleri yasaktır.
DEM belediyelerinde Kürtçe konser veremiyorlar; başka belediyelerin, Kültür Bakanlığı'nın ve özel şirketlerin sahnelerine çıkmaları da aynı tehditlerle engelleniyor.
Şimdi bu tabloyu kuran DEM Parti mecliste "festivalde Kürtçe yok" diye yakınıyor. Kürt sanatçıyı sahneden kendi eliyle indiriyor, sonra sahnenin boşluğunu hükümete fatura ediyor.
Emin olun günümüzde, tüm dünya genelinde, Kürtçe müziği yasaklayan tek parti DEM Parti'dir, tek siyasi hareket KCK'dir.
Kürtçeye sahip çıkmak festival eleştirisiyle olmaz. Önce kendi kara listenizi yırtın; Kürt sanatçının önündeki ilk barikat sizsiniz.
Hafıza iyidir. 30 Ocak 2025’te Ömer Öcalan, amcasının, dört parçayı kapsayan bir Kürt devleti ilan edilmesi ihtimalinden bahsettiğini ve önlem alınması gerektiğini söylemişti.
İki “Türk” dağ başında Kürtler hakkında ahkam kesiyorlar - Barzaniler de İsrail ile ilişkiliymişler
..:: 1. Ruşen Çakır ve Duran Kalkan “Türk” olarak biliniyorlar.
..:: 2. Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan’a göre Duran Kalkan Türklerin PKK içindeki adamıdır.
..:: 3. Ruşen Çakır ise Öcalan meddahı ve Kürtlerin bir otonomiye bile sahip olmasına karşıdır.
..:: 4. NATO üyesi Türk devletinin hizmetinde olan Öcalan sürekli ABD ve İsrail’e karşı konuşur.
..:: 5. Duran Kalkan bu konuşmasında Erdoğan ve hükümeti eleştiriyor. Kalkan’a göre İsrail’in Kürtler içinde en sağlam ilişkileri PDK ve Barzaniler ile var ve Türkiye hükümetinin de en sağlam ilişkileri PDK ve Barzaniler iledir.
..:: 6. Öcalan ve şebekesinin işi zor. Türk devletine ne kadar yaranmaya çalışsalar da ciddiye alınmıyorlar çünkü Türk devleti kendi “hizmet erini” ciddiye almaz.
Uzun zamandır tüm Kürtlerin dile getirmeye çalıştığı endişe ve soruları tek konuşmada da özetlemiş.
Hep beraber soruyoruz ; Bu sürecin sonunda Kürt milletine ulusal anlamda ne vaad ediyorsunuz?
1938'in gizli iskan planı, Kürt nüfusunu parçalamak için 100bin göçmen.
--
6 Eylül 1938 tarihli ve 6/3775 sayılı gizli yazıya cevaptır.
Doğu illerindeki “Kürtlük meselesinin” kökünden çözülmesi ve bu amaçla bölgeye Türk göçmenlerin yerleştirilmesi gerektiğine ilişkin Genelkurmay Başkanlığının 3 Eylül 1938 tarihli şifreli yazısı ile bu konudaki görüşleri, Bakanlığımızın öteden beri takip ettiği ve gerçekleşmesini istediği Doğu iskân politikasına tamamen uygun bulunmuştur.
Doğu’da Türk nüfusunun, Türk dilinin ve kültürünün yoğunluğunu artırmak; demiryolu hatlarının güvenliğini, kamu düzeninin devamlılığını ve aynı zamanda ekonomik ve tarımsal kalkınmayı sağlamak; geniş bir alana yayılmış durumda bulunan Kürt dili ile Kürt nüfus yoğunluğunu parçalamak amacıyla:
Sivas–Erzurum demiryolu güzergâhına 25.000 kişi, Elazığ ve Bingöl illerinin uygun ve verimli bölgelerine 25.000 kişi, Mardin ve Siirt illeri hariç olmak üzere Diyarbakır ili ile neredeyse boş durumda olduğu belirtilen Van Gölü havzası ve Erciş–Bargiri–Havasor bölgelerine 50.000 kişi yerleştirilmesi planlanmıştır.
Böylece Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan ve diğer yerlerden getirilecek göçmenlerden, 20.000 aileden oluşan toplam 100.000 kişinin Doğu’nun bu bölgelerine yerleştirilmesi için altı yıllık bir program hazırlanması amacıyla Birinci, Üçüncü ve Dördüncü Umumi Müfettişliklerle yazışmaya başlanmış ve gerekli talimatlar verilmiştir.
--
The General Staff’s encrypted memorandum dated 3 September 1938, which stated that the “Kurdish question” in the eastern provinces should be resolved at its roots and that Turkish immigrants should be settled in the region for this purpose, together with the views expressed therein, was considered fully consistent with the eastern settlement policy that our Ministry had long pursued and wished to see implemented.
The aim was to increase the concentration of the Turkish population, language, and culture in the East; to ensure the security of railway lines, the stability of public order, and economic and agricultural development; and to break up the widely dispersed concentration of the Kurdish language and Kurdish population.
Accordingly, it was planned to settle 25,000 people along the Sivas–Erzurum railway route, 25,000 people in suitable and fertile areas of the Elazığ and Bingöl provinces, and 50,000 people in Diyarbakır Province—excluding the provinces of Mardin and Siirt—as well as in the Van Lake basin, described as being almost entirely empty, and in the districts of Erciş, Bargiri, and Havasor.
Thus, correspondence was initiated with the First, Third, and Fourth Inspectorates-General, and the necessary instructions were issued for the preparation of a six-year programme to settle a total of 100,000 people, comprising 20,000 immigrant families to be brought from Yugoslavia, Romania, Bulgaria, and other places, in these regions of the East.
Üzerinde tepinmedikleri değer, teslim etmedikleri mevzi, vazgeçmedikleri tek bir kazanım kalmadı ama ortada yine de bir şey yok. Çünkü bu işin doğası bu. İşgalcisiyle uzlaşanın bir kıymeti yoktur ve artık onuru da yoktur.