Videoyu her indirdiğimizde siliniyor, yine de indirmeye devam edelim…
İ@rail yanlısı Arjantin takımı ve Messi’den ötürü Mısır yaka paça kupadan atıldı!
Ben toptan moptan hazmetmem ama şu golün hazırlanışına ve atılışına bakın ve bu golü yoksayan ve takımı kupadan atan küresel siy@nist zihniyete gelin de ateş püskürmeyin! https://t.co/2MgLlkwK2G
#Pazar
🩸Beyaz Et Şirketleri'ne yapılan operasyonun Market raflarına hiç uğramadığı Aşikar.!
🩸BİM A101 KOOP ŞOK MİGROS o gün 99TLye sattığı ürünleri 135TLye satıyor
🩸Bu Marketlere Yaptırım şart oldu.
Kapama Hapis ve Ruhsat iptali cezaları güncellenmelidir.!
@abakingurlek
Hamas’la bağlantı iddiaları sebebiyle İsrail makamları tarafından 18 aydır tutulan bir çocuk doktoru olan Hüsam Ebu Safiya’nın sağlığı hızla kötüleşiyor.
🙏🙏🙏
Dün Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde yaşananlar, bize “özgürlük” dediğimiz şeyin sınırlarını yeniden konuşmak zorunda olduğumuzu bir kez daha hatırlattı.
Siyasi içerikli pankartlar ifade özgürlüğünün doğal bir parçası olarak kabul edilirken, Kur’an-ı Kerim’den “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud Suresi, 112. ayet) ifadesini taşıyan bir pankartın fiziksel müdahaleyle engellenmeye çalışılması, ardından da görünürlüğünün kapatılması, o ayetin kamusal alanda görünür olmasından duyulan rahatsızlığın açık bir ifadesidir.
Daha birkaç hafta önce, Deniz Göktaş’ın Kur’an-ı Kerim’e yönelik saygı sınırlarını zorlayan ifadeleri günlerce “mizah, sanat özgürlüğü ve ifade hürriyeti” adına savunuldu. Bugün ise aynı çevrelerin, bir ayetin yer aldığı pankarta dahi tahammül edememesi, meselelerinin “özgürlük” değil; “kimin konuştuğu” olduğunun en açık göstergesidir.
Bu tablo ne yazık ki yeni değil. Geçtiğimiz yıl kampüsteki mescit tartışmaları da aynı yaklaşımın farklı bir tezahürüydü. İnanç özgürlüğü taleplerinin sürekli ötelenmesi, dini kimliğin kamusal alanda görünürlüğünün bir “sorun” olarak görülmesi ve bugün bir ayetin perdeletilmeye çalışılması aynı kültürel hiyerarşinin parçalarıdır.
Yeditepe Üniversitesi’nin son yıllarda farklı vesilelerle ortaya koyduğu kurumsal refleks de bu tartışmalardan bağımsız değildir. Bir dönem başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını tartışma konusu haline getiren anlayışın gölgesi, aradan geçen yıllara rağmen farklı biçimlerde varlığını sürdürüyorsa, burada bireysel hatalardan değil, kurumsallaşmış bir zihniyetten söz etmek gerekir.
Türkiye, başörtüsü yasaklarını, ikna odalarını ve inanç üzerinden kurulan vesayet düzenini büyük mücadelelerle geride bıraktı. Fakat görüyoruz ki bazı çevreler, vesayeti terk etmek yerine yalnızca aktörlerini değiştirmiş durumda. Dün başörtüsünü kamusal alandan dışlamak isteyen anlayış, bugün bir ayeti kamusal alandan perdelemeye çalışıyor.
Mesele bir pankart değildir. Mesele, bu ülkenin asli kültürel kodlarına duyulan tahammülsüzlüktür.
Gerçek çoğulculuk, siyasi sloganlara alkış tutarken kutsal değerlere sansür uygulamak değildir. Bir ayetin görünürlüğünden rahatsızlık duyan bir özgürlük anlayışı, özgürlük değil, yeni bir tahakküm üretir. Eğer bir ayet, bir hukuk fakültesi mezuniyetinde perdelemeye çalışılacak kadar “tehdit” olarak görülüyorsa, üzerinde konuşmamız gereken mesele özgürlük anlayışımızdır.
Bu topraklar, tarihte bıraktığı seküler kültürel tahakkümün yeni versiyonlarına müsaade etmez.
#perşembe
TÜRKİYE 🇹🇷 koskoca dünya'yı dize getirmiş, lakin Ülke'deki kifayetsiz bakanlar yüzünden 5 markete dur diyemiyor! Ayıptır günahtır.!
BİM ve diğer 3 harfli marketler de Soğan 42TL. Ula İran'da kilosu 500kuruş.! Bu Tefeci Marketlere dur deme vakti geldi.
@abakingurlek
TURİZM BELDESİNDE FIRSATÇILIĞIN BU KADARI
Muğla Akyaka'da bir işletmenin tuvalet kapısına astığı 'Müşteri harici kullanım ücreti 500 TL' yazısı sosyal medyada gündem oldu.
Tatilcilerin kamerasına yansıyan o fahiş fiyat tarifesi büyük tepki topladı.
Dün Türkiye F-35’leri almamalı diyen Netanyahu’ya bir darbe de Trump’tan.. “Türkiye F-35’leri alacak” Bu bir İsrail’e, bir Yunanistan’a, bir de CHP’ye girer..