Mehmet Altan:
“Korkunç! Çok fazla mağdur var. Herkes bir gün kendisinin de mağdur olabileceğini unutuyor. #KHK’lılar hukuk mağduru. OHAL Komisyonu yalan söyledi, idare mahkemeleri oyalıyor. #KHK’lılar ortada ve kimse savunamıyor. Zaten savunamazlar da!”
Anadolu’nun bağrından çıkmış;
ömrünü ilme, irfana ve insanlığa adamış;
ilminin derinliğini gönlünün enginliğiyle, inancını evrensel insan sevgisiyle taçlandırmış büyük bir alimin aramızdan ayrılışının ikinci yılı…
Fethullah Gülen Hocaefendi’yi rahmetle anıyoruz.
O, Allah ve Peygamber sevgisini gönlünde taşımanın bir gereği olarak, bütün insanlara şefkat ve merhametle yaklaşmayı;
barışı, adaleti ve hukukun üstünlüğünü hayatın vazgeçilmez değerleri arasında görmeyi savundu.
Farklı din, inanç ve düşüncelerden insanlarla görüşmeyi bir tehdit değil, birbirini tanımanın, anlamanın ve ortak bir insanlık vicdanında buluşmanın imkanı olarak gördü.
Gönüllere ektiği muhabbet tohumlarının, bir maya gibi insanlığın vicdanında tutmasını;
iyilik, merhamet ve kardeşlik adına yeni filizler vermesini temenni ediyoruz.
Rabbimiz kendisine rahmetiyle muamele etsin. Sevenlerine sabır ve metanet versin.
Ardında bıraktığı ilim, muhabbet, barış ve insanlık mirasının gönüllerde yaşamaya devam etmesini nasip etsin.
Arkadaşlar, Abdullah amcanın durumu artık çok kritik. O yüzden Esra hanımın tüm paylaşımlarına aralıksız destek olalım. Lütfen. Rica ediyorum. Herkes çok meşgul biliyorum ama Abdullah amcanın yerinde sizin babanız olsa tek meşguliyetiniz bu olurdu.
MehmetDaylak Yaşasın
ASRIN DERTLİSİNİN ARDINDAN
Hocaefendi, son yıllarda fark edilir bir şekilde sürekli Allah’a ve Resulüne kavuşma iştiyakından bahsediyor, dualarında sık sık bunu tekrarlıyordu. “Dualarda sürekli ‘el-iştiyak ila likaullah ve likau habibillah (Allah’ım Sana ve Habibine kavuşma işyakı lütfeyle)’ demeli, dualardan bunu hiç eksik etmemeli.” diyerek başkalarına da bunu tavsiye ediyordu. Ona göre en büyük sabırlardan biri de likaullaha karşı sabırdı. O, şimdi kavuşmak için can attığı sevdikleriyle birlikte. Ömrü boyunca destanını yazdığı Peygamberine, sahabe efendilerimize kavuştu. Cenab-ı Hak, onu sevdiklerinden ayrı düşürmesin, Efendiler Efendisine komşu eylesin, rahmet ve mağfiretiyle kuşatsın, en yüce mertebelere ulaştırsın.
Fakat geride kalan bizler için onun yokluğuna alışmak hiç de kolay olmayacak. Ölümün en büyük gerçek olduğunu bilsek de ölüm, canımızdan çok sevdiğimiz insanları elimizden aldığında bunu kabullenmekte zorlanıyoruz. Yaşadıklarımız rüya gibi geliyor. Tıpkı şu anda olduğu gibi.
Hocaefendi, son yıllarda, ilerleyen yaşının ve ağırlaşan hastalıklarının da etkisiyle kısmen uzlete çekilerek, tebdil-i mekan eyleyerek, kıllet-i kelamı ihtiyar ederek, işleri erbabına havale ederek bizleri yavaş yavaş adeta yokluğuna alıştırmaya çalışıyordu. Yine de yokluğuna alışmak çok zor ve çok acı olacak. Zannediyorum şu anda onu gönülden seven binlerce insan kendini yetim gibi hissediyordur.
En büyük tesellimiz, onun geride bıraktığı güzide eserlerinden, vaaz u nasihatlerinden istifade etmeye, bu tatlı su kaynağından kana kana içmeye devam edecek olmamız. Onun Kur’ân ve Sünnetten istifadeyle asrın şartlarına göre ortaya koyduğu hizmet usul ve prensiplerini devam ettirecek olmamız.
Zulümlerin bittiğini, mescunların hürriyetlerine kavuştuğunu, mazlumların nefes aldığını göremeden gitmesi ayrıca üzüntü verici. Aynı şekilde ömrünün son demlerinde çile ve eziyetlerin en ağırlarına katlanmak zorunda kalması, yetişmiş binlerce hizmet insanının biçilmesine şahit olması, binbir emek ve gayretle yapılmış hizmet müesseselerinin kapılarına kilit vurulduğunu görmesi de onun için katlanması çok ağır imtihanlardı. Ama zaten hayatı boyunca her zaman yükün en ağırını o yüklenmedi mi, çilenin en fazlasını o çekmedi mi, acının en büyüğünü o yaşamadı mı?
Hocaefendi ölçüsünde hakarete maruz kalan, hakkında bin bir türlü yalanlar iftiralar atılan, karalama kampanyaları yürütülen, haksız eleştirilere muhatap olan insan sayısı çok azdır. Ne yazık ki bütün bunları yapanlar açısından artık helalleşme imkanı da kalmadı. Gerçi o hakkını helal etse bile Allah bu yapılan zulüm ve kötülükleri affeder mi onu da bilemiyoruz!
Onu tanıyanlar bilenler şahadet ederler ki o, kendine düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirdi. Yazdı, çizdi, konuştu, fikir verdi, ilham verdi, uyardı, ikaz etti, yönlendirdi, ağladı, ağlattı… Sade yaşadı, dünyaya aldanmadı, istikametten ayrılmadı, karakterinden taviz vermedi, her daim üslubunu korudu, herkese karşı civanmert oldu, kadirşinas davrandı, sevenlerinin başını öne eğdirmedi. Şimdi sıra onu sevenlerde, yani onun emanetine sahip çıkmakta, onu örnek almakta, onun gösterdiği hedeflere yürümeye devam etmekte. Esasında bu hedefler Kur’an ve Sünnetin hedefleri değil mi?
Bediüzzaman hazretleri gibi, Muhterem Hocaefendi de Kur’an ve iman hizmeti adına hayırlı ve bereketli bir yol açtı. Geride sadaka-i cariye sayılacak çok güzel eserler bıraktı. Peygamber Efendimiz, hayırlı bir yol açanın, o yoldan yürüyenlerin tamamının sevabını alacağını müjdeler. İnşallah Hocaefendi de vefat etse de açtığı yoldan yürüyenler onun amel defterine sevap akıtmaya devam edecektir.
Üstad Hazretleri son Urfa yolculuğunda “Beni anlayamadılar” diyor. Maalesef Hocaefendiyi de anlayamadılar. Gerçi büyük zatlardan hangisi yaşadığı dönemde hakkıyla anlaşılmıştır ki Hocaefendi anlaşılsın. Ama şundan eminiz ki bugün Hocaefendi hakkında kim ne derse desin, yarının insanları onu hayır dualarla yad edecekler.
Çünkü dolu dolu bir hayat yaşadı. Seksen küsür yıllık ömre, saymakla bitmeyecek hizmetler sığdırdı. Gençlere ufuk kazandırdı, gaye-i hayal verdi. Allah’a, Peygamberimize, değerlerimize, mukaddesatımıza, seleflerimize saygıyı öğretti. Gönüllerimize peygamber sevgisini nakşetti. Sünnetin pek çok meselesini ihya etti. Adanmış bir nesil yetiştirdi. Sönmüş ümitleri yeşertti. Düşünce ile aksiyonu birleştirdi. Peygamber yolunu yeniden işlek hale getirdi. Hoşgörünün, sevginin, affın, insanlığın ne olduğunu hem yaşayarak hem de fikirleriyle öğretti. Radikalizm ve şiddetin önüne aşılmaz setler inşa etti. Ve daha neler neler yaptı…
Hocaefendi’nin fikirleri sadece hizmet insanları için değil, sadece Türkiye halkı için de değil, bütün insanlık için çok önemli. İnsana saygı, farklılıkları hoşgörüyle karşılama, birlikte yaşama tecrübesi geliştirme, herkesi kendi konumunda kabul etme, ihtilaf ve çatışmalarla mücadele etme, şiddet dalgaları önüne dalgakıranlar inşa etme, her yerde sulh adacıları oluşturma, başkalarının huzuru için gayret etme, dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirme… Her yerde hiddetin, şiddetin, nefretin, düşmanlığın ve savaşın hakim olduğunu çok daha yakından gördüğümüz şu günlerde yukarıdaki fikirlerin önemi daha iyi anlaşılmıyor mu? İnşallah hayattayken onun kıymetini bilemeyenler vefatından sonra bilirler…
Cenab-ı Hak, bizlere onun emanetine hakkıyla sahip çıkacak irade, güç, akıl, ilim ve imkan ihsan eylesin. Onun sıklıkla tekrarladığı gibi hiç durmadan hak bildiğimiz yolda yürüyebilmeyi nasip eylesin. Tekrardan sevenlerinin başı sağolsun, Allah hepimize sabr-ı cemiller lütfeylesin.
Yargı anayasayı yok saydığı için zulüm gören...
Hukuk mağduru KHK'lıları yok sayarak Türkiye düze
çıkabilir mi ?
Hukuk yok ise toplumsal sağlık olabilir mi ?
#AslaPesEtmeyeceğiz
Mehmet Altan: “Korkunç! Çok fazla mağdur var. Herkes bir gün kendisinin de mağdur olabileceğini unutuyor. #KHK’lılar hukuk mağduru. OHAL Komisyonu yalan söyledi, idare mahkemeleri oyalıyor. #KHK’lılar ortada ve kimse savunamıyor. Zaten savunamazlar da!”
Bu dönemde Mehmet Akif yaşasaydı;
Necip Fazıl hayatta olsaydı;
Bediüzzaman aynı haykırışlarda bugün bulunsaydı;
Timurtaş Hoca emr-i bilmarufla ilgili yaptığı o ateşli konuşmaları yapmış olsaydı...
Kesinlikle gecenin bir vaktinde Akp rejiminin densizleri ağır silahlarla evlerini basar ve
onları direkt zindanlara götürürlerdi.
Siyaset Kurumu çürüdü...
Türkiye'yi de çürüttü...
Kendi ikbali dışında hiç bir şey düşünmeyen siyasetçi esnafı ve sürekli fakirleşen ve özgürlüklerini yitiren koca bir halk...
"Halksız siyaset"
DİKKAT!
Elinize geçirdiğiniz devlet çekiciyle, 86 milyonun kafasını çakılacak çivi gibi gören yönetim anlayışıyla ekonominin, hukukun, kurumsal ve toplumsal kapasitenin içinden geçtiniz.
Tuzu kuru vurguncu yandaşlarınız dışında hepimize maraba muamelesi yapmaya utanmıyor musunuz?
GENÇ BEYİN CERRAHI TUTUKLANDI
Nazilli Devlet Hastanesi'nde görev yapan Ö.E. 33 yaşında, başarılı bir beyin cerrahıydı. 14 Ekim’de Nazilli’de gözaltına alınıp tutuklandı.
Evine gelen polislere, “Bugün ameliyatlarım var, beli kırık hastamı ameliyat edeyim, sonra götürün” dedi. Dinlemediler.
Kendi özgürlüğünden önce hastasını düşünen bir hekim…
Tutuklanma gerekçesi ise, 12 yıl önce öğrenciyken Van'da kurban eti dağıtması ve içeriği olmayan ByLock iddiası.
AİHM kararlarına göre bunların hiçbiri suç değilken cezaevlerini doktorlar, hukukçular, mühendisler, ve öğretmenlerle doldurdular.
https://t.co/HS9kFhsEFt
Saray ve AKP eko sistemindeki yolsuzluk çetesi 20 milyar doları çalmış, bir tane istifa yok, 'büyük başlardan' tutuklama yok...
Cezaevinde yakını olan mağdur insana yapılan üç beş kuruş maddi yardımı 'mali operasyon' diye satmaya çalışıyorlar.
Sorgu boyunca tekme tokat nereme denk gelirse vuruyorlardı."Kırgızistan'da kaçırılıp Türkiye'de işkence edilen Orhan İnandı;
"Ortada bir masa, masanın üstünde kelepçe, cop ve elektrik verdikleri bir alet vardı."
Kaybedilen Hayatlar
#yağmur#HerFonuTamÖde#istanbultrafiği
Peki bunun sebebini ne zaman sorgulayacaksınız?
Hiçbir zaman. Çünkü o zaman Ergenekon’la, İttihat ve Terakki zihniyetiyle, kemalizmle yüzleşmeniz gerekecek. Tüm bu tiyatro bunları korumak uğrunaydı çünkü.
Bu yüzleşmeye de sağlıksız egonuz yüzünden nail olamazsınız.
Bu konu @tcailesosyal@MahinurOzdemir ı ilgilendirmez!!!
"Eşim Esma Yavaş Balıkesir Kepsut Cezaevi’nde kalmakta. Eşim FETÖ PDY silahlı terör örgütü üye olma suçlamasıyla yetersiz delillerle aynı durumda olan birçok kişinin beraat etmesine rağmen eşim tüm itirazlara rağmen cezaevinde kalmaktadır. 2 küçük çocuğumuz onun yolun gözlemektedir, çok mağduruz çok mağduriyet yaşıyoruz."
Çocuklar annelerini ayda yalnızca bir kez görebiliyor, ona dokunabiliyor. Baba ise bir yandan çocuklarına, diğer yandan ağır engelli kayınpederine bakmak zorunda.
Dosya Anayasa Mahkemesi’nin önünde.
AYM, çocukların içinde bulunduğu bu ağır tabloyu dikkate alarak başvuruyu ivedilikle değerlendirmelidir. Özellikle aleyhe beyanda bulunan tanığın dinlenmemiş olması da karar verilirken mutlaka dikkate alınmalıdır.
Çocukların annelerinden ayrı geçirdiği yıllar geri getirilemez. Kaybedilen çocukluk yıllarının telafisi yoktur.
Anayasa’nın 41. maddesindeki çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince, bu dosyada zaman artık sadece takvim meselesi değildir; çocukların hayatından eksilen zamandır.
BİR KHK LI ÖLÜMÜ DAHA!
Kanser tedavisi gören KHK’lı öğretmen Ufuk Pamuk, bu sabah İzmit’te hayatını kaybetti.
Ufuk öğretmen çok genç yaşta aramızdan ayrıldı. Daha kaç insanın acısına böyle tanıklık edeceğiz?