Atatürkçü Düşünce Derneği olarak ilk günden beri BUTLAN kararının, CHP’de karışıklık ve meşruiyet krizi yaratarak gündem değiştirip 2 yıldır milletin bir türlü ikna edilemediği “Terörsüz Türkiye” süreci ile ilgili gelişme ve olası kararların kamuoyunda tartışılmasını önlemek ve sessiz sedasız gerçekleştirilmelerini sağlamak işlevi göreceğine, dolayısıyla temelde bir CHP sorunu olmadığına dikkat çektik.
Süreç ile ilgili olarak Batı emperyalizminin Tom Barrack ağzından dillendirdiği, 4 bölgedeki (İran, Irak, Suriye, Türkiye) Kürtlerin devletleşmesinin (ülkemizin 23 ili koparılarak bölünmesinin), milletimize Osmanlı devlet düzeni ve merhametli monarşi yönetiminin, 1921 anayasasına, Lozan ve Cumhuriyet öncesine dönülmesinin önerilmesi ve bu amaçla çalışmalar yürütülmesi yanında, TBMM’de hazırlıkları süren “Çerçeve Yasa” nın terörist başının onayına sunulması ve PKK teröristlerine AF getirecek olması garabetleri de gündemde iken kamuoyunun Butlan CHP’si, figüran skandalı, CHP grup başkanı seçimi, parlamento aritmetiği, genel kurul oturma düzeni, Yeni Parti grup toplantı gün ve saati gibi konularla meşgul edilmesi sonucu bu yaşamsal gelişmeleri tartışamaması tam da dikkat çektiğimiz durumu göstermiyor mu?
Aziz Türk Milleti; Üniter Ulus Devlet, Laik Cumhuriyet, Dil Birliği, Lozan, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve “ Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” anlayışı beka güvencendir, Cumhuriyetinin kilit taşıdır!
Devletimizi yönetenler ve tüm siyaset kurumu dikkat etmelidir!
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
15 Mayıs 1919…
107 yıl önce bu sabah İzmir Yunan ordusu tarafından işgal edildi.
Bazı vatansızların yıllardır ertesi gün Samsun’a hareket edecek olan Mustafa Kemal Paşa’yı vatanı kurtarması için bizzat gönderdiği yalanını zerre utanmadan sürekli yineledikleri hain padişah Vahdettin 17. Kolorduya
“Karşı koymayın, Yunan’a kolaylık gösterin!” emri verdiği için Vali Kambur İzzet ve Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa tek kurşun atmadan teslim ettiler İzmir’i.
Ama herkes bu soysuzlar gibi satılmış değildi, zillete razı olmayanlar da vardı, direndiler…
Bu vatan evlatlarından biri de gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres)’di. Kordonda Efzun askerinin alnına ilk kurşunu sıktı ve oracıkta şehit edildi.
15 Mayıs 1919 acı bir gündü elbet, ama aynı zamanda o ilk kurşunla umudun harlandığı, Milli Mücadele’nin işaret fişeğinin atıldığı gün olmuştu…
Büyük Atatürk’ü, Kuvayı Milliye kahramanlarımızı, Hasan Tahsin’i, kadını, erkeği, çocuğuyla bütün Milli Mücadele şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun.
#İlkKurşun
#HasanTahsin
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Kurulduğunda ekmeklik unu bile ithal etmek zorunda olan Türkiye’yi birkaç yılda kendini doyuran bir ülke durumuna getirerek Atatürk’ün “Milletin efendisi” sözünü sonuna kadar hak eden çiftçilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü, doğru tarım politikalarıyla yeniden toprakları ile buluşup üretim yapacakları günlere özlemle kutluyorum.
#DünyaÇiftçilerGünü
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Son dönemde yaşananlara bakıldığında; çoktan def edilmiş olması gereken Tım Barrack adlı büyükelçi kılıklı ajanın herzelerinden terörist başı haine statü arayışlarına, PKK terör örgütünün siyasi temsilcileri DEM sözcülerinin sınır tanımaz hadsizliklerinden Fener Kilisesi papazı olacak herifin ekümeniklik zırvalarına ve Heybeliada Ruhban Okulu üzerinden Lozan’ı ve ulusal egemenliği delme çabalarına, kara sınırlarımızın ve mavi vatanımızın halinden gırtlağına kadar borca batırılmış devlet hazinesinin içler acısı durumuna, ülkenin geleceğini karartan çağ, akıl ve bilim dışı Milli Eğitim(!) karar ve uygulamalarından dış politikadaki basiret ve beceri yoksunu zavallılıklara, ordumuza yapılanlardan basının, bürokrasinin ve iş dünyasının devşirilmişliğine, Türklük yerine “Türkiyelilik” deme sapkınlığından hukukun siyasallaşmasına, “Newroz” ve “Amedspor” azgınlıklarından muhalefete yönelik yargı operasyonlarının dayanılmaz hafifliğine, mevcut anayasayı yok saymayı alışkanlık haline getirmiş bir anlayışın “Yeni Anayasa” zorlamalarından milletin fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüşlüğüne kadar içeriden ve dışarıdan yapılanların tek amacının ATATÜRK’Ü YOK ETMEK, yani Türk milletinin ATATÜRK adı, sevgisi ve bağlılığı ile içselleştirdiği Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etme, laik üniter ulus devlet, dil birliği ve devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü ilkelerinden ödün vermeme ve milli kimliğinden (TÜRKLÜĞÜNDEN) asla vazgeçmeme kararlılığını YOK ETMEK olduğunu görmemek mümkün değil.
100 yıldır bıkmadan sürdürülen bütün emperyal saldırıların ve işbirlikçi ihanetlerin tek hedefi dün de bugün de ATATÜRK oldu hep. Çünkü, ATATÜRK’ü yok etmedikçe amaçlarına ulaşamayacaklarını en iyi onlar biliyor.
Ama kimse heveslenmesin, bu aziz millet yine gereğini yapacak, dahili ve harici bedhahları yine hüsrana uğratacak, ATA’sından aldığı emaneti sonsuza dek yaşatacaktır.
Ne mutlu Türküm diyene!
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Uğur Mumcu der ki:
"Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği yadsıyarak solculuk yapma gafletine düşen bir sol, Türkiye’de hiçbir zaman başarılı olamadı, olamaz da… Türk milliyetçiliği Türk halkının alın terini yabancı çıkarlara karşı korumaktır."
-Atatürkçülüğü ve Milliyetçiliği göz ardı eden, elinin tersiyle iten sol, sol değil; İkinci Cumhuriyetçi sınıfıdır. Ve Sevr'e sevdalıdır. Kim ne derse desin, her dönemde Türkiye'ye zarar vermiştir.
İngiliz Başbakan McDonald: “Cumhuriyet'in birkaç yıl içinde çökeceğini düşündüğümüz için İngiltere Büyükelçiliği'ni İstanbul'dan Ankara'ya taşımadık.”
Ekim 1933'de, İngiltere Başbakanı Ramsay McDonald, Türkiye Cumhuriyeti'nin 10 kuruluş yıldönümü için Ankara'ya gönderilecek kutlama mesajı konusunu İngiliz Bakanlar Kurulu toplantısında tartışmaya açar.
Başbakan McDonald, taraflar arasındaki tartışmaları bir süre dinler.
Daha sonra tartışmalara müdahale eden Başbakan McDonald, bir konuyu açıklığa kavuşturmak istediğini söyleyerek, şöyle der:
“Beyler, Dünyanın tartışmasız hâkimi İngiltere Krallığını 8 yıl içinde tam 3 kez mağlubiyete uğratan eşsiz bir askerin, devlet adamının ve liderin kurduğu Cumhuriyet için kutlama mesajı göndereceğiz. Ne yazacağımıza birlikte karar vereceğiz. Övgü elbette önemlidir, ancak ne yazsak yetersiz olacaktır….”
Bakanlar, Başbakana, "Mustafa Kemal, bizi nasıl ve ne zaman 3 kez yenilgiye uğrattı ki?" diye sorarlar.
İngiliz Başbakan McDonald anlatır:
“Mustafa Kemal önce bir Yarbay ve Albay olarak Çanakkale'de karşımıza çıktı. Askeri dehası ve önderliği ile sadece bizi değil Fransızları da yendi. Daha sonra Küçük Asya'da (Anadolu) karşımıza çıktı ve her türlü silahla donatıp öne sürdüğümüz vekil gücümüz Yunanistan'ı ve tabi ki bizi de yendi.”
McDonald sözlerine devam edecekken, Maliye Bakanı Neville Chamberlain araya girer ve "Peki, Mustafa Kemal bizi üçüncü kez nerede yendi" diye sorar.
Başbakan McDonald şu yanıtı verir:
“Mustafa Kemal, hiç ummadığımız bir şekilde, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Geçen 10 yılda da mucizeler yaratarak bu Cumhuriyeti güçlendirdi. Açıkçası Cumhuriyet'in dayanamayacağını, birkaç yıl içinde çökeceğini düşündüğümüz için İngiltere Büyükelçiliği'ni İstanbul'dan Ankara'ya taşımadık. Bizi destekleyen İtalya ve Fransa dayanamadı ve Elçiliklerini Ankara'ya taşıdılar. En çok direnen biz olduk ve sonunda 1930'da Büyükelçiliğimizi Ankara'ya taşımak zorunda kaldık. Mustafa Kemal, kolay kolay yıkılmayacak bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile karşı karşıya olduğumuzu göstererek bizi mağlup etti. Bundan büyük yenilgi olur mu?”
1 Eylül Dünya Barış Gününü kutlamışsınız, güzel! Peki 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı da kutladınız mı?
Türkiye gerçek barışa 103 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde emperyalizme karşı kazanılan bağımsızlık savaşı sayesinde ulaştı. Atatürk, tam bağımsızlığa kavuşmadan gerçek barışın gelmeyeceğini söylemişti. Büyük Zafer sayesinde emperyalist işgal sona erdi. Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Türkiye tam bağımsız oldu.
Atatürk, Lozan'da elde edilen barışı "Yurtta barış dünyada barış" formülüyle kalıcı bir BARIŞ DÜZENİ haline getirdi. Savaşların eksik olmadığı bu coğrafyada 102 yıldır yeni bir savaşın parçası olmamayı bu düzene borçluyuz.
Bakın DEVRİMCİ arkadaşlar, eğer Türk Bağımsızlık Savaşı kazanılmamış, Lozan Barış Antlaşması imzalanmamış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış olsa bu topraklar asla barışa kavuşamayacağı gibi sendikalarınız da olmayacaktı.
Bu topraklar barışa, evet eylül ayında kavustu; ancak 1 Eylül'de değil, 9 Eylül'de İzmir'in, 18 Eylül'de Batı Anadolu'nun düşman işgalinden kurtulmasıyla kavuştu. 10 yıllık yıkıcı savaş zinciri Eylül 1922'de bitti. Kesin barışa ise 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasıyla kavuştuk.
Devrimci arkadaşların, emperyalizm varsa, emperyalist işgal varsa orada "barıştan" söz edilemeyeceğini bilmesi gerekir.
Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk:
"Arkadaşlar, barış istiyoruz, fakat dediğim gibi tam bağımsızlık istiyoruz. Barışın anlamı budur." (Atatürk, 2 Şubat 1923)
“Yurtta barış dünyada barış için çalışıyoruz.” (Atatürk, 20 Nisan 1931)
“Savaş zorunlu ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Ben milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz' diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz' diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.” (Atatürk, 16 Mart 1923)
Ekrem İmamoğlu:
“Güzel dil Kürtçenin inkar edildiğini ve hor görüldüğünü de yaşadık. Kürtçe öğrenmeye gayret gösteriyorum, tarihi bir sorumluluğumuz var.” diyor
Yeni bir Anayasada Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde farklı dillerde topluluklar yaşadığı kayda geçerse, ‘Kendi kaderini tayin hakkı’nın devreye gireceğini iyi bilen İmamoğlu nereye koşuyor?
Ne diyordu Mustafa Kemal Atatürk 23 Nisan 1920 günü:
“İşittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Milli Meclise davet etmedim. Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu kutsal davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır, bu şekilde Elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı müdafaa ederim. Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim.”
“Atatürkçüyüm, Mustafa Kemal’in Askeriyim” demekle olmuyor…
Bir KORKU uğruna Ya Rab, ne topuklar kırılıyor.
#ATATÜRKTEBİRLEŞMEZAMANI
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Hain terörist başının kurucu önderliğe terfi ettirildiği günümüzde sözde silah bırakma ve bir ihanet manifestosu niteliğindeki hain örgütün fesih bildirisi LOZAN'ı ve 1924 anayasasını red ederken herkes bilsin ki
LOZAN VAZGEÇİLMEZİMİZ VE ONURUMUZDUR.
Türkiye’yi sömürge, kendini de sömürge valisi sanarak Türkiye Cumhuriyeti’ne devlet düzeni, Türk Milleti’ne millet sistemi öneren, ulus devletleri istemediklerini, PYD’nin (O SDG diyor) PKK uzantısı ve ABD’nin müttefiki olduğunu, silah bırakmasının söz konusu olmadığını söyleyen Tom Barrack adlı ABD Ankara Büyükelçisi olacak hadsiz “adam” derhal “Persona Non Grata ilan edilip ülkesine gönderilmelidir.
#ATATÜRKTEBİRLEŞMEZAMANI
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Mustafa Kemal’in askerleriyiz ‘’diyen Teğmen çocuklarımız askerlikten men edilirken Hain teröristler askere alnacakmış.Bu bile yeter herşeyi anlatmaya.. Bu akıl tutulması ötesi artık
@Aysinkomitgan Davet değil,cehalet, saygısızlık, düşüncesizlik, kural tanımama ne dersen var Sevgili Aysın…. Kentlilik kültürü olmayınca böyle oluyor işte…
BASINA VE KAMUOYUNA
Büyük Atatürk 10. Yıl Nutkuna
“Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15'inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!” seslenişiyle başlayıp,
“Türk Milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türk'üm diyene!” sözleriyle bitiriyor.
Atatürk’ün akıl ve bilim yolunun terk edilmesi ve uygulanan yanlış politikalar sonucu “bu büyük millet bayramını” 101. yılda, tam olarak “huzur ve refah içinde” olamasa da, hain teröre, emperyalizmin saldırılarına ve içimizdeki işbirlikçilere inat “daha büyük şereflerle” coşkuyla, onur ve gururla kutlayacak, alanlarda, salonlarda, meydanlarda, sokak sokak yurdumuzun her yerinde Cumhuriyetimizin ilelebet payidar kalacağını ve Mustafa Kemal’in Askerleri olarak “Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceğimizi” haykıracağız elbette.
Bayramımız kutlu olsun.
“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!”
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ’mizin 01-02 Haziran 2024 tarihlerinde gerçekleştirdiği 17. Olağan Genel Kurulumuzca onaylanan "17.Olağan Genel Kurul Sonuç Bildirisi" değerli basınımızın ve kamuoyunun bilgisine sunulur.
Kuruluş değerlerimizden uzaklaşıldığı sahiplenmesi gerekenlerin sessizliğe büründüğü, bir dönemden geçiyoruz. Hukukun üstünlüğü, ile Atatürk İlke ve Devrimlerinin korunduğu tam bağımsız bir Türkiye de çağdaş,modern bir yaşam ve aydınlık yarınlar dileği ile yeni yılınızı kutlarım