Libya'nın Türkiye ile yaptığı deniz yetki alanları anlaşmasını onaylamasının ardından Amerikan yönetimi, 2019'daki sert dilini yumuşattı.
Demokratlar döneminde anlaşma "provokatif" diye anılmış, kınanmış ve Atina'nın hakları öne çıkarılmıştı.
Şimdi ise kınama ve ajitasyon yerine iyi niyetli müzakereler, ticari yatırımlar ve müttefikler arasındaki diyalog vurgulanıyor.
Bu kez Yunan basını, ABD'yi kınıyor.
ABD Dışişleri'nin, Demokratların yaptığı gibi Yunanistan lehine konuşmak yerine bu kez Türkiye'yi de gözetmesinin en önemli sebebi şüphesiz Trump'ın Erdoğan'la diyaloğu.
Ancak bu değişim, Trump'ın izlediği genel dış politika (Suriye, Irak, Ukrayna-Rusya savaşı) perspektifiyle de uyumlu.
Trump ile Erdoğan arasındaki yakın ilişkiden rahatsız olan Türkiye'deki muhalif çevrelerin ve Ortadoğu'daki eski dengelerin geri gelmesini uman güçlerin Trump'ın seçimlerden sonra topal ördeğe dönmesini dört gözle beklemeleri bu yüzden.
Peki, olası seçim sonucu senaryoları Trump’ın dış politika çizgisini nasıl etkiler? 👇
https://t.co/iGi1cucQVB
📌 Ekrem İmamoğlu ve suç yapılanmasının yolsuzluğunu savunan; rüşvet parasıyla CHP Genel Başkanı koltuğuna oturtulan Özgür Özel başta olmak üzere siyasetçiler, yolsuzluktan beslenen fondaş medyacılar ve sokaktaki destekçileri ile fon dolandırıcılığı sonrası Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ve MHP yönetimleri, medya mensupları ve sokaktaki destekçileri arasındaki fark siyah ile beyaz arasındaki kadar net.
@nedimsener2010
https://t.co/7gYiqi7BIU
“Fon dolandırıcılarından hesap sorulsun” diyen Cumhur İttifakı seçmeninin, İmamoğlu’nun yolsuzluklarını savunanlara verdiği haysiyet dersi
▪️Ekrem İmamoğlu ve suç yapılanmasının yolsuzluğunu savunan; rüşvet parasıyla CHP Genel Başkanı koltuğuna oturtulan Özgür Özel başta olmak üzere siyasetçiler, yolsuzluktan beslenen fondaş medyacılar ve sokaktaki destekçileri ile fon dolandırıcılığı sonrası Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ve MHP yönetimleri, medya mensupları ve sokaktaki destekçileri arasındaki fark siyah ile beyaz arasındaki kadar net.
▪️Asal Araştırma şirketinin son yaptığı anket bu tutumu ortaya koyuyor. “Sizce, fon vurgununda her kim suç işlemişse bedelini ödemeli mi?” sorusuna Türkiye genelindeki halkın yüzde 78.5’i ‘evet’ derken, AK Parti seçmeni yüzde 86.8’i ‘evet’ cevabıyla tüm parti seçmenlerini geride bırakıyor.
MHP seçmenin yüzde 82.5’i, İYİ Parti seçmenin yüzde 80.5’i, DEM Parti seçmenin yüzde 77’si, Yeni Parti seçmenin yüzde 75.4’ü aynı soruya “evet” derken AK Parti seçmeni yüzde 86.8 ile hepsinden çok fon vurgununda sorumluların bedelini ödemesini bekliyor.
▪️Bir zamanlar özelikle AK Parti seçmeni, “makarnacı”, “nohutçu”, “bulgurcu” hatta “göbeğini kaşıyan adam”, “bidon kafalı” diye aşağılanırdı. O aşağılanan muhafazakâr ve milliyetçi kesim özellikle 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi sırasında canı pahasına FETÖ’cü teröristlere direnmek için sokağa çıkarken, onları aşağılayanların; darbecileri alkışladığını, kadeh kaldırıp kutladığını, kalabalıkların bankamatik kuyruklarında, marketlerde, benzin istasyonlarında kuyruğa girmek için sokağa döküldüğünü gördük. Aslında gerçek makarnacıların, 15 Temmuz akşamı market ve bakkallardaki makarnaları stoklayan o kibir abidesi kitlenin olduğuna şahitlik ettik. Aynı tipler; siyasetçisiyle, medyacısıyla, destekçisiyle bugün de Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk ve rüşvetinin arkasında kuyruğa giriyorlar.
Firari FETÖ’cü Cevheri Güven’e yeni görev vermişler: “Bilal Erdoğan ile Berat Albayrak’ı karşı karşıya göster” bunu yaparken de ancak gerizekalıların inanacağı üçüncü sınıf bir senaryo yaz.
Cevher’inin kulağına bunu kim fısıldıyorsa Ümit Özlale’yi de Faik Öztrak’ı da kullanan odur…
Bu işin şakası yok. Kendilerini korumak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve isim farketmeksizin ailesini gündem edenler de ettirenler de alçaktır.
Fatma Betül Sayan Kaya hanımefendiye naçizane bir tavsiyem var.
Siz bir siyasetçisiniz ve AK Parti’de önemli görevler yaptınız.
Hakkınızdaki fon iddiaları nedeniyle AK Parti zarar gördü, size çok güvenen Cumhurbaşkanımız çok incindi, mağdur vatandaşlarımızın ahını aldınız.
Görevlerinizden istifa ettiniz, iyi ettiniz.
Ancak, işin yargı boyutu bir tarafa kamuoyuna etraflıca bir açıklama borcunuz var.
Hakkınızdaki iddiaları Gazeteci Nagehan Alçı üzerinden bölük pörçük izah etmeye çalışırken, her açıklamadan sonra yeni soru işaretleri oluşturuyorsunuz.
Fona ne kadar para yatırdınız?
Ne kadar kazandınız?
Ne kadarını iade ettiniz?
“2 milyar küsürünü iade ettim” diyorsunuz, o “küsür” dediğiniz rakam binlerce asgari ücretli veya emeklinin yıllık kazancından fazla.
Sorulara kesin cevaplar verir, sonra size güvenenlerden özür diler, hukuk önünde hesabı verirsiniz.
Fon Kanunu Meclis’ten geçti, şimdi bütçe maratonu başlıyor.
Kamuoyu daha çok memura, emekliye yapılacak zam oranına odaklanmış durumda.
Yüksek zam bekleyenler olduğu gibi seyyanen ödeme beklentisi içinde olanlar da var.
Bu beklentiyi besleyen ana duygu, ufukta seçim sandığının gözükmesinin yanısıra genel bütçedeki yüzde 38.7 oranında artışın SGK bütçesinde yüzde 66 olarak belirlenmesi.
Olağanüstü bir durum olmazsa 2027 yılı içinde seçim gözükmüyor.
2027 bütçesinde de beklentilere uygun çok yüksek oranda zam veya seyyanen ödeme belirtisi görmedim.
Yüksek ihtimal“vatandaşlık maaşı” hayata geçirilebilir.
Bu vesileyle yeniden hatırlatmak isterim.
17.1 milyon emekli, ilk defa iktidarı değiştirebilecek bir potansiyele kavuştular.
Ve gözlerini karartmış vaziyetteler, ihmale gelmez.
Buradaki sorun, sadece alım gücünün azlığı değil, çalışma süresi, prim gün sayısı gibi ölçütlerdeki adaletsizlikler.
Bir intibak kanununa ihtiyaç var.
Son dakikayı beklemeden şimdiden hazırlıkların geniş istişareyle tamamlanıp meclis gündemine getirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Zira, hata lüksü yoktur.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fon soruşturması kapsamında 31 kişi hakkında gözaltı kararı verdi.
İsimler ağırlıklı olarak farklı şirket ve bankalardaki portföy yöneticileri.
Maliye ve Hazine Bakanımız @memetsimsek ilk işaret vermişti aslında.
Fonların tasfiye sürecinde 1 milyon liraya kadar anapara ödemeleri tamamlandığında yaklaşık 390 bin kişinin mağduriyeti giderilmiş olacak.
Geriye yaklaşık 65 bin kişi kalıyor.
Bunların içinde de 10 milyon liranın üzerinde kazanç elde edenlerden bu paraları iade etmeleri istenecek.
Anladığım kadarıyla, çok kazanandan alıp zarar edene dağıtılacak.
Bu operasyonlar, bu planlamanın altyapısıdır diye düşünüyorum.
Ya gönüllü ya gönüllü.
Libya Temsilciler Meclisinin, Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakat muhtırasını onaylaması, çok stratejik önemli bir hamle.
Büyük bir zafer.
Çünkü:
Akdeniz jeopolitiği kökten değişiyor.
İsrail ve Yunanistan’ın bölgesel tüm planları altüst oluyor.
Ve Akdeniz’de yeni bir güç doğuyor.
AB şaşkın.
Tebrikler👏
AK Parti ve bürokrasinin arınması gerektiğini ifade ettikçe, ortalığa zehir saçan içerideki düzenbazlar sosyal medyadaki çakallarını üzerimize salıyor.
Ökse otu gibi AK Parti bedenine sarılarak boy atan düzenbazların keyfi kaçmışa benziyor.
Kaçsın, daha da kötü olacaklar, olmalılar.
Şundan ziyadesiyle memnunum:
AK Parti tabanında gelişen “itiraz” kültürü, daha canlı ve dinamik bir yapıyı şekillendirebilir.
Cumhurbaşkanımızın da içerideki tehdidin varlığını çözümleyip üzerine gitmesi, sağlıklaştırma projeksiyonuna güç katacaktır.
Düzenbazların devri de bitecektir.
Dileğimiz, temennimiz bu.
FONCULARIN VERDİĞİ ASIL ZARAR
Büyük milletlerin imtihanı büyük olur.
Türkiye tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü konuşmasında vurguladığı gibi büyük bir imtihandan geçiyor.
Kuzeyden güneye etrafı ateş çemberine dönen bir ülkeyiz.
Bir tarafta beşinci yılına giren Rusya-Ukrayna savaşı.
Diğer tarafta İsrail’in Filistin başta olmak üzere tüm Ortadoğu’yu kana bulayan saldırganlığı..
İran’daki savaş.. Yemen’deki çatışmalar… Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılar.
Ortadoğu da, Türkiye de normal bir zamandan geçmiyor.
2.Dünya Savaşı sonrasında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye atfedilen meşhur bir söz vardır: “Sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım.”
Savaşın yoklukları içinde kendisinden hesap soran bir çocuğa söylenen bu söz devlet yönetmenin ağır sorumluluğunu anlatır.
O sorumluluk bugün de Erdoğan’ın omuzlarında. Son 25 yılda ülkesine tıpkı Irak ve Suriye gibi bölmeyi amaçlayan küresel planların tamamını boşa çıkardı.
Ülkenin başına bela edilen iki terör örgütünü tasfiye etti. Suriye sahasında Türkiye’nin aleyhine kurulan denklemi lehine çevirdi.
Bölgede birbiri ardına patlayan savaşların ülkesine sıçramasına izin vermedi.
Bütün bunları yaparken de ülkesinin, milletinin özgüvenini artırdı. Türkiye bu 25 yılda belki dünyanın en zengin ülkesi haline gelemedi. Ama açık ara en merhametli, en vicdanlı ülkesi oldu.
Mazlumların yanında, zalimlerin tam karşısında saf tuttu. Ortadoğu’da, Kafkaslarda, Balkanlarda… Türkiye’nin aleyhine olan hiçbir planın hayata geçmesine izin vermedi.
Ve bütün bunları milletinin kendisine sandıkta verdiği destekle başaran adam; tam da mücadelenin en kızıştığı, Türkiye’nin bölgede yıllardır attığı stratejik adımların karşılığını alacağı süreçte içeride fon kriziyle uğraşmak zorunda bırakıldı!
Hem Erdoğan’a hem de her şart ve durumda ülkesinin bekası için onun yanında duran millete yapılmış büyük bir haksızlıktır bu fon vurgunu.
Foncuların haksız yere edindiği o paralar geri gelir. Mağdurların mağduriyeti giderilir. Ancak fon krizinin sebep olduğu tahribat maalesef paralarını kaybeden mağdurlarla sınırlı değil.
Foncular tarihin bu zor döneminde Türkiye’ye çekilen kusursuz bir 5. Kol faaliyetinin taşeronluğunu üstlendiler. Bunu nasıl mı yaptılar?
Sorunun cevabı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mevcut bölge konjonktürünü anlattığı şu cümlenin satır aralarında gizli:
“Bugün büyük bir mücadelenin tam göbeğindeyiz. Bu mücadelede bölgemizi lime lime etmek isteyenlerin tekerine çomak soktukça bizi asla boş bırakmayacaklar. Pençelerimizi sökmeye, iddialarımızdan vazgeçirmeye çalışacaklar.”
Şundan hiç şüpheniz olmasın: Türkiye’yi bölgesel iddialarından vazgeçirmeye, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olmasını engellemeye çalışanların en büyük silahı bu fon krizidir.
Sebep olanlar kendileriyle ne kadar gurur duyarsa azdır.
Belki bir gün paranın üzerinde özgürce nefes aldıkları vatandan daha önemli olmadığı gerçeğiyle yüzleşirler.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan SPK Başkanı Mahmut Sütçü’yü görevden aldı.
Gün içinde Sütçü’nün istifa ettiği haberi yayılmıştı.
İstifa iddiası doğruysa, Cumhurbaşkanımızın istifayı kabul etmeyip doğrudan görevden almayı tercih ettiği anlaşılıyor.
Yine hakkında soruşturma izni verilen SPK eski Başkanı İbrahim Ömer Gönül, devam eden diğer görevi Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanlığından alındı.
Hesap vakti.
SPK Başkanı Mahmut Sütçü’nün istifası, Maliye ve Hazine Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in emekliye ayrılması, doğru ama geç kalmış hareketler.
Fon skandalıyla ilişkilendirilen ekonomi yöneticilerinin görevlerine vedası, açıkça ifade etmek gerekirse nihayetinde Cumhurbaşkanımızın talimatıdır.
Başka gidecekler de var.
Hiç uzatmadan, külliyeden talimat beklemeden veda etseler iyi olur, artık orada oturamazlar.
Bu toplumsal rüzgar karşısında hiç kimse duramaz.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan da korumaz.
Uzatmayın.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Mahmut Sütcü, sağlık sorunları nedeniyle istifasını sundu
Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, Bakan Şimşek'e bugünden geçerli olmak üzere emeklilik dilekçesini sundu.
Ziraat Bankası devraldığı fonlarla ilgili tasfiye sürecini çok hızlı şekilde sonuçlandırdı.
A1, Bulls ve Pardus portföy yönetimindeki 66 ayrı yatırım fonunda bulunan 45 bin kişiye yaklaşık 40.8 milyar lira tutarında ayni ve nakdi ödeme yaptı.
Böylece tasfiye sürecindeki fon sayısı 131’den 65’e düştü.
İnşallah, kalan ödemeler de en kısa sürede tamamlanır.
Bu vesileyle yeniden hatırlatayım.
Mağduriyetlerin giderilmesi kadar mağduriyetlere yol açanların hesap vermesi de bir o kadar önemli.
Azerbaycan’da “Hakan Fidan” üzerinden tetiklenen Türkiye karşıtlığında İsrail’in rolünü biliyoruz.
Ancak.
Türkiye’de olası bir iktidar değişikliğine “yatırım yapma” ihtimalini de yabana atmayalım.
Bakü’deki cüretkarlığın bir sebebi de Ankara siyasetindeki güç kaybı olabilir.
Cumhurbaşkanımızın uluslararası arenadaki gücü, içerideki halk desteğinden besleniyordu.
Cumhurbaşkanımız yeniden kazansın, görün dengeler nasıl değişir?
Onun için hiç gecikmeden fon krizinin tüm hasarları hızlıca giderilmeli, siyaset ve devlet arındırılmalı, @RTErdogan liderliğinde yeni bir başlangıç yapılmalıdır.
Yani asıl sorun içeride.
Fon krizi, AK Parti’den ne kadar oy götürdü?
Siyasi hasarın boyutu nedir?
GENAR’ın sahibi İhsan Aktaş, Yeni Şafak’taki yazısında AK Parti’nin oy kaybını “yüzde 3” olarak belirtiyor.
Ona göre; AK Parti oyları son bir ayda yüzde 36’dan yüzde 33’e düştü.
Muhalefet dağınık olmasaydı bu oy kaybının daha fazla olabileceğini ima ediyor.
Taban öfkeli olsa da partisini terk etmediği görüşünde.
Aktaş’ın tespitleri çok önemli, mutlaka dikkate alınmalıdır.
Ekleme yapmak isterim.
Oy kaybını yüzde 6 civarında gösteren çok özel bir anketin külliyeye sunulduğunu biliyorum.
Bu araştırma saha gözlemlerime daha yakın geliyor.
Sonuçta oran tartışılabilir ama fon krizinin AK Parti’de oy kaybına yol açtığı ortada.
Oy kaybının az olmasını, Aktaş gibi muhalefetin dağınıklığına değil, Cumhurbaşkanımız @RTErdogan ‘ın sorunu “çözme” umudunun hâlâ canlı olmasına bağlıyorum.
Toplum bu umudunu kaybederse, facia kapıda.
Esenyurt operasyonunda Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş’la ilgili paylaşımlar sonrası AK Parti’den arayanların, mesaj atanların sayısını hatırlamıyorum.
Çok açık ifade edeyim.
Ulutaş’ın “kasa” olarak kullandığı içi para dolu “kiralık ev” görüntülerinin yol açtığı öfke katsayısı, fon krizinin etkilerinden geri kalmaz.
Sayan ve Ulutaş’ın isminde somutlaşan haksız kazanç ve yolsuzluk iddialarına tabandaki öfke, tarif edilemez.
AK Parti’nin çeyrek asırlık tarihinde belki de ilk kez bu denli yoğun hayal kırıklığı yaşanıyor.
Bunun önemli sebebi;
Daha önce AK Parti’ye yönelik saldırılar dışarıdandı, yeni hadiselerin içeriden ve yakın çevreden doğmasıdır.
Ve ilk kez bu yoğunlukta AK Parti tabanı, AK Parti yönetimini sorguluyor.
Bu gelişmeyi çok sağlıklı buluyorum.
Bünye kendini daha kolay onarıp güçlendirebilir, daha dinamik hale getirebilir.
Başka çare de yok zaten.
AK Parti’nin alnına sürülen bir KARA LEKE daha! Zula evlerinde 450 milyon. Tutuklu Esenyurt Belediye Başkan yardımcısı Yusuf Ulutaş’ı kim korudu?
💥
Yusuf Ulutaş’ı bir de Beyoğlu Belediye Başkan yardımcılığı dönemindeki esnaflardan ve Ak Partili ilçe yöneticilerinden dinleyin.
“ Esnaf yaka silkiyordu”
“Odasında 200 bin lira verdim”
Adam seçmek çok mu zor?
Yusuf Ulutaş’ın Beyoğlu Belediye başkan yardımcılığı dönemini iki üç esnafa ve AK Parti ilçe yöneticilerine sorsalardı Esenyurt Belediyesi kayyımı tarafından başkan yardımcısı olarak atanır mıydı?
Muhalifler bu tür yolsuzluklara alışkın ve umursamıyorlar. Ama AK Parti tabanı çok tepkili. Neden çok tepkili olduklarının çok haklı sebepleri var.
👇
https://t.co/UD3owkW4S2