46 yıllık kocam bu sabah beni evden kovdu!
Kırk altı yıldır aynı yastığa baş koyduğum adam
Bir zamanlar “Yiğidim” dediğim Cemal beni evden kovdu.
Elinde küçücük bir yastığı kendine siper etmiş, kapının önünde durdu:
“Hanımefendi… Gitseniz iyi olur.
Eşim birazdan gelir… Gülizar kızar sonra.”
O eş… benim.
Benim adım Gülizar.
Onun “birazdan gelir” diye beklediği kadın ise
1974’te Almanya’ya gidip bir daha dönmeyen gençlik aşkı.
Bir an dizlerimin bağı çözüldü.
Mutfaktan su bardağı alır gibi yaptım…
Elllerim titremesin diye.
Sonra telefon çaldı.
“Gülizar Hanım, eşiniz yürüyebildiği için evde bakım desteği çıkmıyor.
Özel bakımevlerine bakabilirsiniz,” dedi.
Yutkundum.
Çünkü özel bakım demek:
Kırk yılın alın teri demek…
İzmir’de 98’de dişimizden tırnağımızdan artırıp aldığımız ev demek…
Bir ömrün bir çekmeceye sıkışıp
“Ver gitsin” denmesi demek.
Ama biz ne deriz?
“Tamam, sağ olun.”
Acıya hep sessizce eğilen bir kuşaktan geliyoruz.
Cemal’le ilk karşılaşmam 79’daydı.
Buca’da çay bahçesinde garsonluk yapıyordum.
Üstünde asker parkası, yüzünde mahcup bir tebessüm…
Fuar’da elektrik işine yeni girmiş.
“Sade kahve,” dedi.
Sesi kırık, ama insanı tutan bir güven vardı.
İkinci buluşmamızda 77 model Murat yolda kaldı.
Üçyol yokuşunun tam ortası…
Ben panik içindeyken, Cemal kaputu açtı, direksiyon altından bir şey söktü-takti,
Ellerini yağlı pantolonuna silip bana baktı:
“Ben seni yolda bırakmam kız,” dedi.
Ve gerçekten bırakmadı.
Depremde, krizlerde, işsizliklerde…
Ekmek küçülürken gururumuzu büyütmemek için çırpındığımız yıllarda…
Hep “Bir çare buluruz,” dedi.
Ama hayat kimseyi, hiç kimseyi kayırmıyor.
Beş yıl önce teşhis geldi: Damar tipi bunama.
Önce anahtarını kaybetti.
Sonra çaydanlığın altını kapamayı…
Sonra konuşmayı…
Sonra beni…
Sosyal medyada “kendi kabını doldur”, “papatya banyosu yap” diyorlar ya…
İnsanın sevdiğini unutuşuna papatya ne yapsın?
Gerçek sevgi o cümlelerde değil.
Gerçek sevgi;
Gece üçte banyodaki kazayı temizlemektir.
Arabanın anahtarını saklamaktır, “İşe geç kaldım!” diye kapıya koşmasın diye.
Ve hayattayken kaybettiğin birini…
Sessizce beklemektir.
Geçen ay oğlumuz Tolga geldi.
İstanbul’dan koşa koşa.
Babasının yanına oturup maç konuşmaya başladı.
Cemal uzun uzun baktı ona…
Sonra:
“Sen yeni taşınan kiracısın… değil mi?” dedi.
Tolga’nın gözleri bir anlığına kırıldı.
Ama gülümseyip:
“Evet babacığım… kiracıyım. Modeme bakıyorum,” diye cevap verdi.
O gün akşamüstü balkona çıktım.
İzmir’in hafif rüzgârı yüzümü okşadı ama içimi üşüttü.
Çiğdem kabuğu gibi ince bir yerden kırıldı kalbim.
Devlete kızdım, zamana kızdım, kadere kızdım.
Dağ gibi adamın gözlerimin önünde bir çocuğa dönüşmesine kızdım.
Bir an…
Bir an sadece…
Çantamı alıp Kordon’a kadar yürümeyi düşündüm.
Yürüyüp gitmeyi.
Kimsenin beni tanımadığı bir yere.
Ama gitmedim.
Kapıları kilitledim.
Battaniyesini örttüm.
Çünkü bazen sevgi, en çok kalırken yoruyor
Ama yine de kalıyorsun.
Dün bizim 46. yılımızdı.
Söylemedim.
Gün kötüydü.
Evde bir o yana bir bu yana dolaşıyor,
“Alet çantamı çaldılar… bulacağım onları,” diye mırıldanıyordu.
Ben mutfakta bulaşık yıkarken, gözyaşlarım süzülürken,
Omzumda bir el hissettim.
“Gülizar…”
Aylar sonra…
Cemal’in o eski, berrak sesi!
Döndüm.
Gözleri bir anda açılmıştı.
Sis dağılmış gibiydi.
Titreyen elinde küçük bir zarf:
“Bunu sakladım… kötüleşmeden önce.
Bugün aç diye.
Biliyorum zor… kusura bakma,” dedi.
Sonra sarıldı bana.
Eski Cemal gibi.
Sırtımı, kalbimi, ömrümü tutan şekilde.
Ama sarılışı biter bitmez…
Işık yine söndü gözlerinde.
Sessizce pencereye yürüyüp kediyi izlemeye başladı.
Zarfı açtım.
İçinden gümüş bir kolye çıktı.
Ve el yazısıyla küçük bir not:
“Gitmek senden kolaydı. Kalmak senin aşkındı.”
Ayaklarım tutmadı.
Fayansın üzerine çöktüm.
Bir ömrün ağırlığını ilk kez bu kadar taşıyamadım.
Biz hep başlangıçları seviyoruz:
Söz yüzüklerini, gelin arabalarını, düğün videolarını…
Oysa evlilik, asıl sonbaharda sınanıyor.
Gerçek sevgi;
Aynı ömrü yüz kere taşısa da “Yine taşırım,” diyebilmektir.
Yorulmuş ellerle bile “Bırakmam,” demektir.
“Hastalıkta, sağlıkta” sözünü laf olmaktan çıkarıp
Hayatın tam göbeğine yazmaktır.
Bu satırları okuyan herkese:
Sevdiklerinize biraz daha sıkı sarılın.
Ve bir hastaya bakan, yaşlısına omuz veren,
Yükü sessizce taşıyan siz güzel insanlar…
Bilin ki: Bu dünyadaki en ağır, en kutsal emek sizindir...
Şu haberi görünce insanın kulaklarında akp'li özlem zenginin hakim atamasında ki sesi çınlıyor..
Ne demişti kalabalığa doğru seslenerek
- ARİF NEREDESİN ?
- SONRA DÖNÜP YANIBAŞINDAKİ CUMHURBAŞKANINA ARİF BENİM YEĞENİM SAYIN CUMHURBAŞKANIM SİZE SELAM VERMEK İSTİYOR
- ARİF KALK AYAĞA EL SALLA
“İzleyeceğiniz görüntüler film ya da oyun sahnesi değildir.” (2015)
Türk Devleti tam 10 yıl önce bugün, 6.187 EYP, 2.307 hendek-barikatı imha edeceği ve sonunda 793 evladını şehit verdiği Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonlarından biri olan hendek operasyonlarını başlattı.
#SelinİçinOnay – Hayat Beklemez
Selin…
37 yaşında, 3 çocuk annesi.
Hipoksik beyin hasarı sonrası hayata yeniden tutunmaya çalışıyor.
22 ayın sonunda artık konuşmaya, katı gıda yemeye, sevdiklerinin sesine gülümsemeye başladı…
Bugün Selin’in ihtiyacı olan bir tedavi var:
Exosome (Eksozom) Tedavisi
Beynin iyileşme kapasitesini artıran, hücre onarımını destekleyen bir seçenek…
📍Biz bu tedavi için 1 Aydır Sağlık Bakanlığı onayı bekliyoruz.
Zaman bizim için her şey…
📌 Her geçen gün beyin hücreleri için geri dönülmez kayıplar demek.
📌 Selin’in yürüyebilmesi, konuşabilmesi, çocuklarına “anne” diyebilmesi için bu tedaviye şimdi ihtiyacı var!
Bu süreç tek başımıza değil, bizim büyük ailemizle hızlanacak.
Sizlerin desteğine ihtiyacımız var.
👇 Tek yapmanız gereken:
Bu gönderiyi paylaşmak ve @saglikbakanligi hesabını etiketlemek.
“#SelinİçinOnay” diyerek sesimizi duyurmamıza yardımcı olun.
Çünkü Selin’in umudu yalnızca bizim değil…
Hepimizin umudu.
Hayat beklemez.
Selin’e nefes olun, ışık olun.
Bir çocuğun annesine kavuşmasına destek olun. 🌿✨
Bir polis memuru, Çözüm Süreci'ne isyan etti:
“Bu süreç başladığından beri uyku uyuyamıyorum.
MHP'nin kurultaylarında büyüdüm, lanet olsun!
Son sözü Türk milleti söyler.”
Giresun’da trafik kazasına karıştığı emekli öğretmen Abdullah Coşkun’u darbederek ölümüne neden olan sürücü İ.İ. gözaltına alındı.
📌 Coşkun’un kızı ise sosyal medyadan adalet çağrısı yaptı:
“Babama adalet, babamı vahşice döverek öldürdüler. Yardım, Allah rızası için yardım.”
🚨KANSERİ YENDİ, TRAFİKTE DÖVÜLEREK ÖLDÜRÜLDÜ
Giresun’da eşiyle trafikte seyir halinde olan 68 yaşındaki emekli öğretmen Abdullah Coşkun’un aracına, bir otomobil arkadan çarptı.
Kaza sonrası aracından inen 38 yaşındaki İlhan İhtiyaroğlu isimli cani, öfkeyle yaşlı çiftin aracına saldırmaya başladı.
Konuşmak için camı açan Abdullah Coşkun’a yumruk atarak araçtan çıkaran şahıs, yerde tekmeleye başladı.
Cani, eşini kurtarmaya çalışan Hanife Coşkun’a yumruk atarak yere düşürdü. Yaşlı kadının “eşim yeni kanseri yendi, vurma” sözlerine rağmen kalbine doğru tekmeler savurdu.
Görgü tanıklarının ifadesine göre Abdullah Coşkun öldükten sonra da cani vurmaya devam etti.
İlhan İhtiyaroğlu olay sonrası yakalanarak tutuklandı.
Kanseri yenip trafikteki magandaya yenilen emekli öğretmenden geriye torunları ve kızıyla çektirdiği bu kareler kaldı
“Bir günde her şeyimi kaybettim.”
O gün sadece Eşimi kaybetmedim; nefesimi, evimin sıcaklığını, huzurumu da kaybettim.
Beş aylık oğlum Yağız, annesinin sesini, kokusunu bile duyamadan büyüyecek.
Her sabah onun gözlerine bakarken, annesiz kalmış bir çocuğun sessiz feryadını duyuyorum. O kadar acı veriyor ki..
Bir çocuk direksiyon başına geçti, bir hayatı değil, bir aileyi yok etti.
O günden beri ben nefes alıyorum ama yaşamıyorum.
Her gün mezarının başında, “Sana söz, Ümran… Adalet yerini bulacak.” diyorum.
Ben artık sadece bir eş değilim; bir baba olarak adalet arayan, içi yanmış bir adamım.
Yağız büyüyecek… Ve ben onun gözlerini bakınca gururla biz annen için verdiğimiz mücadeleyi kazandık dik yürü oğlum diyebilmek istiyorum.
#ÜmranİçinAdalet
dunden beri uzuldum bu cocuga ama bi yandan da o kadar guzel konusuyor, halinden mutlu gorunuyor ve bilincli bi tercihte bulunmus gibi gozukuyor ki asamiyorum bu kismi. yorumlarda herkes major depresyon, psikiyatri vs diye diretmis. okudukca aklima gunduz vassaf'in cehenneme ovgu kitabindaki su kisim geldi
"toplumun temposuna ayak uyduramamak, onun akışını ve sürekli değişen standartlarını yakalayamamak, psikiyatrist için de bizim için de psikolojik sorunların belirtisi sayılır. bu bağlamda, psikiyatriste giden kişi, yeniden yarış pistine çıkmadan önce yağlama servisinde teknik bakım gören bir yarış arabasına benzer. yarışın kendisi asla sorgulanmaz. tersine, yarışı sorgulayanlar psikiyatrist tarafından sorgulanır."
yarismak istememek suc mu, hastalik mi, zorla yarisa konulmak istemek zorbalik mi, bu cocuga kurtarilmasi gereken birey olarak mi bakmak lazim diye ayrica kafami karistirdim
@OkanCR71903@Blackk__Womenn Dun aksam bu elemanin videosunu izlerken aklima o tweetin gelmisti, bugun bunu gordum. Ben de sana hayranim tweetlerin bile aklimda
Her ay başka bir yerde tertemiz çocukları öldüren bu piç kurularını “suça sürüklenen çocuk” unvanıyla normalleştirip olayı hafifleten hukukçular, kim olduğu fark etmeksizin o tertemiz çocukların bir diğer katilidir..!
Hakan benim ortaokuldan sınıf arkadaşım daha geçen hafta yeni açtığı dükkanındaydım. İşinde gücün de namusuyla para kazanan bir kardeşimizdi. Ancak o gece şerefsizler namusuna el uzattı gece 01.00 de abisi annesi babası ve kız kardeşi dükkandaydılar çiğköfteci dükkanıydı annesi +