Antik Yunanca’da yaklaşık 1000 kelime hiçbir Hint-Avrupa diline bağlanamıyor.
Labirent. Zeytin. Atina. Athena. Ares. Akhilleus. Odysseus. Korinthos.
“En Yunan” sandığımız birçok şey, Yunanlar Ege’ye gelmeden önce burada konuşulan kayıp bir dilden geliyor.
Hint-Avrupalılar Pontus steplerinden göçerken zeytin, incir, servi, sümbül, deniz gibi şeylerle ilk kez karşılaştı. Kendi dillerinde bunlar yoktu. Yerel Neolitik çiftçilerin kelimelerini aldılar. Dil, göçün fosil kaydı gibi çalışıyor: ne yoksa onu ödünç alırsın.
Bu yüzden Yunanca’da “deniz”in asıl kelimesi thalassa. Hint-Avrupa kökenli pontos aslında “yol” demekti; sonradan denize uyduruldu. Zeytin (elaia) Mycenaean Linear B’de bile var, ama Hint-Avrupa’ya gitmiyor. Roma’ya oliva olarak geçti, oradan İngilizce olive ve oil geldi.
Dilbilimciler bunları rastgele istisna sanmıyor. Çünkü kalıplar var:• Hint-Avrupa ses yasalarına uymayan kümeler: ps-, dn-, kn-
• Rastgele telaffuz varyantları: Odysseus ~ Olysseus (Latin Ulixes / Ulysses); labyrinthos ~ Mycenaean daphurinthos
• Aynı anlama gelen çift kelimeler: biri yerli, biri yabancı
• Tekrarlayan ekler: -nth, -ss, -n, -mn
Korinthos, Hyakinthos, Labyrinthos, Olynthos, Knossos, Athênai, Lêmnos…
Aynı ekler hem şehir adlarında hem bitki/hayvan adlarında çıkıyor. Haritaya bakınca bu dil(ler) esas olarak Ege’de ve kısmen Anadolu kıyılarında konuşulmuş.
Daha çarpıcı olanı: Yunan panteonunun büyük kısmı da muhtemelen bu dilden. Zeus, Eos, belki Poseidon hariç birçok tanrı adı Hint-Avrupa’ya rekonstrükte edilemiyor.
Tek bir “Pre-Greek” dili miydi, yoksa onlarca küçük dil mi? Muhtemelen ikincisi. Ama -nth / -ss gibi imzalar, en azından bir dil kümesinin izini bırakıyor. Pelasglar, Eteokretalılar, Minoanlar… Antik yazarlar “Yunanca olmayan dil” konuşan halklardan bahsediyor. Yazı neredeyse yok. Geriye kelimeler kaldı.
İngilizce’ye kadar ulaşanlar: labyrinth, olive, oil, hyacinth, cypress, thesaurus, basil, tomb, asparagus, narcissus, mint…
Atina’nın adı, zeytinyağı, labirent miti… Kaybolmuş bir Ege halkının sesi hâlâ duruyor.
Diller ölünce tamamen gitmez. Bazen bir şehrin, bir tanrının, bir ağacın adında yaşamaya devam eder.
Peki ya kan? Dil bir katmanı gösteriyor, DNA başka bir katmanı. Modern Yunanlar gerçekten Antik Yunanların torunları mı?
Videoda anlattım:
https://t.co/xpVHroj5ks
#dilbilim #antikYunan #tarih #PreGreek #DNA
Your brain produces somewhere around 60,000 to 80,000 thoughts a day. According to a figure widely cited from the National Science Foundation, up to 80 percent of them are negative, and up to 95 percent are the same ones you had yesterday.
That means the voice in your head is running on a loop, and the loop is biased toward threat, because the brain evolved to keep you alive, not to keep you happy. A thought like "I am not ready for this" fires the amygdala, your brain's alarm centre, which floods you with cortisol, the stress hormone. Cortisol makes you more reactive and more likely to have the same thought again, and the repetition digs the groove deeper each time.
This is why affirmations work as counter-programming. When you repeat a sentence like "I can handle this," you are building a competing pathway. The first few times it feels empty, because the old groove is deeper. But the brain rewires itself based on what it practises, and a 2015 study from the University of Pennsylvania found that a repeated values affirmation activates the prefrontal cortex, the part of the brain that handles reasoning, and quiets the amygdala over time.
The research suggests that the mechanism works the same way whether you write the affirmation, say it out loud, or read it from a card. What matters is repetition and personal relevance, choosing words that connect to something you care about. Generic positivity does not land the same way a sentence about something you care about does. The more specific the statement, the stronger the signal. https://t.co/suEZKh5ARf
Two polls conducted in recent days now put Özgür #Özel’s New Party clearly ahead of #Erdoğan’s AKP, with around 39 per cent support against just 28 per cent for the ruling party. The message is unmistakable: a powerful democratic alternative is emerging around Özel and Ekrem #İmamoğlu. The Turkish people are showing that change is not only possible, but within reach. And the stronger this alternative becomes, the harder it will be for Erdoğan to stand in the way of a return to genuine democracy through truly free and fair elections — and the more crucial it is that he does not 🇹🇷
The Roman's weren't the only empire to see themselves as the scions of the condemned people of mythic Troy.
This title traces Ottoman-Turkish scholars' unique engagement with Homeric epics; a rich tradition overshadowed by Western sources.
🔗 Available open-access: https://t.co/PIjFQyr5BF
İmparatorluk son yıllarında yeniden yapılanırken toplumsal dönüşümün içerisinde yer alan kadınlar kendi kimliklerini nasıl yorumladılar? Bölümümüz öğretim görevlilerinden Dr. Tuğba Karaman'ın Gender & History'de yayımlanan makalesi, Osmanlı süreli yayınlarında kadınların "fıtrat"
TÜGVA'nın Rams Park'ta düzenlediği etkinliği koreografisinde yer alan isimler:
- Fatih Sultan Mehmet
- Yavuz Sultan Selim
- Sultan Abdülhamid
- Recep Tayyip Erdoğan https://t.co/OsdvaENxad
@Concrete_Trees@jga41agher Hey we are planning to watch in there as well but only available seats are in row C or B would you still suggest it ? Or too close for that big screen ? We need advise and experienced people :D
New Anthropic research: A global workspace in language models.
Of everything happening in your brain right now, only a tiny fraction is consciously accessible—thoughts you can describe, hold in mind, and reason with.
We found a strikingly similar divide inside Claude.
Bugüne kadar, 18incisi 2004 yılında İstanbul'da olmak üzere 32 olağan, 7 olağanüstü NATO Zirvesi gerçekleştirildi.
Kuruluşun tarihinde hiçbir zaman, zirve düzenlenecek bir şehirde bu defa Ankara’da olacağı kadar sıkı ve boğucu güvenlik önlemlerinin alındığına tanıklık etmedik.
NATO, kurulduğu günden bu yana bir demokratik devletler ittifakı olma iddiasındadır ve bu yüzden NATO Zirvesi için güvenlik önlemi bahanesiyle kendi halkınıza antidemokratik yasaklar koymak, her şeyden önce ittifaka üyeliğinizle bağdaşmaz.
NATO'nun, ABD de dâhil, her üye ülkesinde ittifakı protesto eden sol-sosyalist gruplar vardır ve tüm üye ülkelerin hükümetleri NATO'yu protesto etmenin de demokratik bir hak olduğunun idraki içindedir.
Hâl böyleyken bu kadar anormal önlemlere başvurmanın: başkent Ankara'nın bütün ana geçiş güzergâhlarını kapatmanın, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını askıya almanın, üniversite hocaları dahil onlarca kişiyi gözaltına almanın, binlerce ticari işletmeyi birkaç günlüğüne kapanmaya zorlamanın, şehrin büyük bölümünde adeta sıkıyönetim uygulamanın mantığı nedir? Bu kadar insanın yaşayacağı eziyeti, mağduriyeti ve maddi kaybı nasıl gidereceksiniz?
Bu kadar ölçüsüz önlemler almanızın tek açıklaması olabilir: CHP'yi ve tüm muhalefeti sindirmek için yaptığınız baskılar ve operasyonlardan ötürü halkımızın sabrının sonuna geldiğinin farkındasınız. Basit bir NATO protestosunun bile iktidarınıza karşı büyük bir harekete dönüşebileceğinden endişe ediyorsunuz. İşte bu yüzden halkı evlerinde kalmaya veya Ankara'yı terk etmeye zorluyorsunuz. Kendi halkına sırt çevirmiş tüm yönetimlerin sınandığı korkuyla yaşıyorsunuz.
Fakat, şunu unutmayın; ne yaparsanız yapın ilk demokratik seçimde halkımız size gereken cevabı verecek.
Tamamen yanlış…. İlk üç kısım başta olmak üzere her dönemde hepsi devamlı yer değiştiriyor, yan yana geliyor, hatta bazı dönemlerde sultanı 3. Sıraya bile koyabiliriz. Devamlı dönen bir çark gibi düşünün bu görseli o zaman oluyor, bu haliyle saçmalığın daniskasız
The US government, citing national security authorities, has issued an export control directive to suspend all access to Fable 5 and Mythos 5 by any foreign national, whether inside or outside the United States, including foreign national Anthropic employees.
The net effect of this order is that we must abruptly disable Fable 5 and Mythos 5 for all our customers to ensure compliance.
Access to all other Claude models is not affected.
We apologize for this disruption to our customers. We believe this is a misunderstanding and are working to restore access as soon as possible.
Read our full statement: https://t.co/bwn0sximKZ
Farkettiniz mi son 2 haftadır Tom Barrack, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun “Osmanlı, bölgesel Türkiye, yeni sistem” gibi söylemleri tamamen aynı.
Bunlar artık komplo teorisi değil Türkiye’ye verilen rol neyse yerine getirmek için uğraşıyor gibiler. Türk milleti de izliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu:
'Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır.
Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı.'
https://t.co/8tecc7qsjA
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
@q_slavic There is no such thing as “burning of Alexandria’s library”. It is “historical” myth… it is just “popular history”.
Academically, it is a gradual/ natural process rather than one specific event like destruction.
Aziz milletim,
Siz darbeciyi de, yalancıyı da, fırsatçıyı da, korkakları da çok iyi tanırsınız.
Onları gözlerinden tanırsınız. Sözlerinden tanırsınız. Davranışlarından tanırsınız.
Ve en önemlisi, sandıktan kaçışlarından tanırsınız.
Onlar korkun istiyor, susun istiyor, rıza gösterin, demokrasiye sahip çıkmaktan vazgeçin istiyor.
Ama şimdi teslim olma değil; umutla, cesaretle, azimle ve kararlılıkla yürüme zamanıdır.
Güçlü olan sizsiniz, asıl olan sizin iradeniz.
Gelecek sizin ellerinizde.
Rehberimiz millettir.