Biliyorum.
Evet, anlaşılmayacağım.
Hatta şöyle denilecek . Yaaaaa ne diyor amq bu ...
Ama inanın bana,
gram sikimde değil :)
Siz toplumun
size biçtiği rollere
gömülüp
birbirinizi tüketirken
ben o rollerin
dışında duruyorum.
Siz kalabalığın
güvenli sığınağında
kaybolurken
ben kalabalığın
kendisini
sorguluyorum.
Siz “normal” olmayı
başarı sanıyorsunuz.
Ben ise normalin
bir hastalık
olduğunu görüyorum.
Siz sistemin
çarklarında
dönüp dururken
ben çarkın
dışında
kalmayı seçiyorum.
Siz onay için
eğilip bükülürken
ben reddedilmeyi
kabul ediyorum.
Çünkü onaylanmak,
sizin gibi
sıradanlaşmak
demek.
Ben o seviyeye
inmem.
Biliyorum.
Bu toplum
beni dışlayacak.
Bu düzen
beni ezecek.
Bu kalabalık
beni yok sayacak.
Ama gram sikimde değil.
Çünkü ben
bu toplumun
ürünü değilim.
Ben bu toplumun
artığıyım.
Ve artığın
en tehlikeli yanı,
hâlâ düşünüyor
olmasıdır.
Siktirin gidin.
Ben sizin
sosyal kabulünüze
muhtaç değilim.
Ben kendi
dışlanmışlığımda
bile
sizden üstünüm.
Ve son ama son olarak belitmek istiyorum ki , ne ara bu hâle geldi ülke bilmiyorumm herkes orospu herkes orospu çocuğu. Keşke arınma gecesi olsa
KENDİME BİR İTİRAF:
Benim en büyük problemim insanların bana yaptıkları değil; kendime yaptıklarım.
Bir insanı sevdiğimde ölçüyü kaybediyorum. Yaren meselesinde de yaptığım tam olarak buydu. Hayranlıkla bağımlılığı, sevgiyi takıntıyı, mücadeleyi kendini ezdirmeyi birbirine karıştırdım. Bir insanın beni seçmesini, kendi değerimin kanıtı hâline getirdim. Beni istemeyen birinin peşinde kendi gururumu pazarlık konusu yaptım.
Bazen bir insanı kazanmak için kendimi kaybetmeye razı oldum.
Benim sorunum sadece fazla sevmek değil. Sorunum, kendime yeterince değer vermediğim zamanlarda başkasının sevgisini uyuşturucu gibi kullanmam.
Üstelik bunu bile bile yaptım.
Kafamda bin tane fikir var ama disiplinim çoğu zaman fikirlerimin gerisinde kaldı. Büyük işler hayal edip küçük alışkanlıklara yenildim. Para kazanmak istedim ama bazen sabır yerine heyecanı, sistem yerine fırsatı, plan yerine anlık dürtüyü seçtim. Kendime büyük bir gelecek biçtim ama o geleceğin bedelini her gün ödemem gereken zamanlarda pazarlık yaptım.
Bazen potansiyelimi karakterim zannettim.
Potansiyel hiçbir şey değildir. Uygulanmayan zekâ sadece boşa harcanmış kapasitedir.
Sosyal hayatta da kendimi olduğumdan daha güçlü göstermeye çalıştığım zamanlar oldu. Sert görünmeyi güçlü olmak sandım. Birilerini ezmeyi üstünlük, ilgiyi değer, gösterişi başarı zannettiğim anlar oldu. Oysa gerçekten güçlü insanın sürekli kendini ispatlamak zorunda olmadığını hâlâ öğreniyorum.
Kıskançlığım, öfkem, egom, sabırsızlığım ve onaylanma ihtiyacım zaman zaman aklımın önüne geçti.
Bir insanın bana verdiği değeri, benim kendime verdiğim değerin önüne koyduğum her an kendime ihanet ettim.
En acısı da şu:
Bazen başıma gelenleri kader diye anlattım ama bazılarını kendi seçimlerimle hazırladım.
Bazen şartları suçladım. Bazen insanları suçladım. Bazen geçmişi suçladım. Bazen şanssızlığı.
Ama insanın kendine karşı dürüst olmadığı yerde bütün bahaneler aynı kapıya çıkar.
Ben kusursuz değilim.
Dağınığım. Sabırsızım. Takıntılıyım. Bazen fazla gururluyum, bazen gururumu tamamen çöpe atacak kadar çaresiz davranabiliyorum. Bir şeye kafayı taktığımda dünyanın geri kalanını unutabiliyorum. Duygularım yükseldiğinde mantığımın sesini kısmaya meyilliyim. Bir anda çok şey yapmak isteyip süreklilik konusunda tökezleyebiliyorum. Ve en kötüsü, bütün bunların farkında olduğum hâlde bazen değişmek yerine kendime acımayı seçiyorum.
Artık bunu romantikleştirmeyeceğim.
Benim hikâyemde beni kurtaracak bir kadın yok. Beni kurtaracak bir fırsat yok. Beni kurtaracak bir para yok. Beni kurtaracak bir mucize de yok.
Ben kendimi toparlamadığım sürece hiçbir şey beni toparlamayacak.
Yaren de dahil olmak üzere hayatımdaki hiçbir insan benim değerimin ölçüsü değil.
Beni isteyen beni yükseltmez. Beni istemeyen beni küçültmez.
Benim değerimi belirleyecek olan şey, kimsenin bana bakışı değil; benim kendime verdiğim sözleri tutup tutmadığım.
Artık kendime hayran olmak istemiyorum.
Kendime güvenmek istiyorum.
Çünkü hayranlık kolaydır. Kendine güvenmek ise her gün kanıt ister.
Daha az konuşacağım. Daha çok yapacağım. Daha az insan kovalayacağım. Daha çok kendimi inşa edeceğim. Daha az bahane üreteceğim. Daha fazla sorumluluk alacağım.
Ve bir gün geriye dönüp baktığımda, “Ne kadar büyük potansiyelim varmış” demek istemiyorum.
“Sonunda o potansiyelin hakkını verdi” demek istiyorum.
Kendime borcum bu.
Ve artık o borcu ödemeye başlıyorum.
Siz mağarada oturmuş
Platon’un gölgelerine bakarak kendinizi parmaklarken
ben dışarı çıktım.
Siz birbirinizin bedeninde
kaybolurken
ben Nietzsche’nin uçurumuna
bilerek baktım.
Siz anı yaşaaaaaa diye
kahpelik yaparken
ben Dostoyevski’nin
okuyucuyu yoran o
amansız detaylarında
kendi ruhumu didikledim.
Siz şehvetin kölesiyken
ben Spinoza’nın
Tanrı ya da Doğa dediği
o soğuk, acımasız düzende
kendi yerimi aradım.
Siz Descartes’ın
düşünüyorum öyleyse varım'ını
yatağa indirirken
ben hâlâ şüphe ediyorum.
Siz Pisagor’un
uyum ve sayılarını
amcık ve yarrakta ararken
ben o uyumu
kendi yalnızlığımda
duymaya çalışıyorum.
Siz kalabalıkta
birbirinizi yiyip bitirirken
ben ıssızlığımın içinde
bile sizden üstünüm.
Çünkü siz
sadece yaşayan hayvansınız.
Ben ise
acı çekerek
düşünen insanım.
Sizin varlığınız
bir beden yığını.
Benim yalnızlığım ise
bilinçli bir isyan.
Siktirin gidin.
Siz gölgesiniz.
Ben ışığı
reddeden değil,
ışığı taşıyıp
yine de karanlıkta
kalmayı seçen son adamım.
Bana UFO saçmalığıyla gelen her yapının, kurumun, makamın beynini ayrı; bu masalı besleyen anlayışın sülalesini ayrı sikerim.
Tanımlayamadık ile uzaylı arasındaki boşluğu hayal gücünüzle doldurup bunu bilim diye pazarlayın evet . Ama bana değil tabii ki.
Daha dün İstanbul’a ayak bastık, bugün gökyüzü surat astı.
İstanbul’a dün geldim.
Bugün hava: “Keşke gelmeseydin.”
Mesaj alınmıştır İstanbul
Al gidiyoruz düzeltebilirsin harika atmosferini
İngilizceyle karşılaşacağımız ana kadar keyfimiz yerinde
Tamam, paralı bir erkek istiyorsun konfor istiyorsun ,her şeyin en iyisine layık olduğunu da kabul ediyorum. Ama bir şeyi gerçekten anlamıyorum: Ben o gücü inşa ederken neden yanımda olmayasın ki ...
O parayı kazanırken yanımda değilsen, kazandığımda yanımda olmanın adı partnerlik değil, piyasa fiyatıdır ve bu bir ticarettir
Varlıkta ortaya çıkıyorsan, senin verdiğin tek şey karşılığı ödenen bir simülasyondur. Ya da ben yanılıyorum bilmiyorum be
Öğrendiğim en önemli şey belki de bu ; Hayatımıza giren hiçbir insan tesadüf değildir. Kimi bir ömür kalmak için gelir, kimi ise yalnızca bize unuttuğumuz bir gerçeği hatırlatıp sessizce gider. Sanki her biri, ruhumuzla önceden yapılmış görünmez bir kontratın parçasıdır. Her karşılaşma bir ders, her ayrılık bir öğretidir. Bazıları sevgiyi öğretir, bazıları sınır koymayı; bazıları güvenmeyi, bazıları ise vazgeçmeyi.
Bunu idrak ettiğinde, yaşadığın hiçbir şeyin boşuna olmadığını anlarsın. Kırgınlıkların anlam kazanır, vedalar yük olmaktan çıkar. Ve işte bu bilince ulaşmak 💯 insana tarif edilmesi zor bir huzur ve özgürlük hissi verir.
Bu frekansa ulaşmak için insanlar türlü yollar dener: tasavvuf,spiritüalizm, meditasyon, hipnoz, terapi, kişisel gelişim, bilinçaltı çalışmaları ... Öyle kolay değil yani ... Ama zirve
Uzayda zaman ve fizik kuralları değişiyorsa, etik de değişebilir
Jim'i eleştirenlerin hepsi götünü yiyim ayağı yapıyor . Ben olsam bende uyandırırdım Aurora'yı