İbn-i Hassul Türklerin iyi savaşçı, dayanıklı ve mütevazı olduğundan bahsediyor. Daha ilginci Türklerde efemineliğin hiç görülmediğini, eğer kadın gibi giyinen, davranan, konuşan bir Türk varsa da onun mutlaka İrani komşularından etkilenmiş olduğunu söylüyor
Neyin şehidi oluyor tam olarak? Mazdekçiliğin falan mı? İnanmadıkları, hatta düşman oldukları dinin kavramlarını mutasyona uğratıp kullanmaktan çekinmiyorlar da.
“Modernleşmekten” ne anlaşıldığına bağlı. Latin harfleri meselesini ele alalım. Latin harflerini, uygarlığın evrensel alfabesi olduğu fikrine uygun şekilde kendi alfabemiz yerine kabul ettik. Bu fikri Enver ve Talat’ın desteklediğini görmüyoruz, hatıralarında İnönü ilk başta karşı çıkıp sonra fikrini değiştirdiğini, Karabekir’in kamuda buna karşı çıktığını, Fevzi Paşa’nın ise istemeyerek de olsa kabul ettiğini biliyoruz. Türkçü entelektüellerden Köprülü ve Togan’ı da karşı çıkanlara ekleyebiliriz.
Meşrutiyet devrinde Latin harflerini isteyenler ise kimlerdi? Hüseyin Cahid, Abdullah Cevdet, Kılıçzade Hakkı. Yani kurmay subay olanlar bunu desteklememiş, başka bir zümre desteklemiştir. Kim onlar? Garpçılık hareketi etrafındakiler. Cumhuriyetin kurucu kadrolarından hangisi Atatürk gibi Batıcılık üzerine entelektüel mesai harcamıştır? Bu inkılap, Abdullah Cevdet’in savunduğu ve Atatürk’ün benimsediği pozitivist “tekil medeniyet” anlayışına uygun. Diğerlerinde bu fikri göremiyoruz. Okuma yazma kolaylığı, kadim Türk alfabesi veya dilimizin telaffuz şekline daha uygun olması gibi argümanlar ise meşruiyet üretme araçlarıdır, aslolan “medeniyetin gülüyle, dikeniyle alınması”dır.
Din, kavim ve insanlar tarafından önemsenen akla gelebilecek binbir türlü diğer değerin zenginleri işçi sınıfının gazabından korumak için uydurulduğunu iddia ettikten sonra solcular :d
Kedi köpek besleme oranı arttıkça çocuk oranı da düştü.
Kedi ve köpekleri çocukları yerine koyan maalesef çok büyük bir kitle var.
Normalde ben de severim ama ailemde bu tarz kedi köpek takıntısı olmasın diye evcil hayvan da almıyorum.
Kendileri sanki aydınlanmacı tipler de Türk tarihiyle hesaplaşacaklarmış. Siz Türk milli varlığına düşman etnik meczuplarsınız. Bütün mesainiz köpeklik ve trollük, başka bir işe yarayacak tipler de değilsiniz.
Zavallı Ağa, şu vatana üç dört yıldır bence büyük hizmetler etmişdi. Kellesi koltuğunda çalışmışdı. Çok ve müdhiş hunhar idi ama kestiği adamlar da yani Rumlar da Samsun havalisinde Türkleri müdhiş katliam etmişlerdi. Hem pek Türkçü, vatanperver, gayretli ve Müslüman idi. Yine vatan yolunda zannederek, fakat bir haris şeririn bu tarzda iğfalatına kapılarak Ali Şükrü'yü boğdu. Bu suretle kendi kellesini de verdi. Su testisi akıbet su yolunda kırılır. Ama, zavallı derdi, ümmî ve cahildi, fakat akl-ı selimi galib bir adamdı: «Ben çok iş etdim. Ben kurtulur muyum sanırsınız? Vatana hizmet etdim ama, bir gün beni harcarlar.» derdi. Sanki kerameti vardı. Dediği oldu. Cehline kurban gitdi. Burada ahlakî mühim bir ders de var. Şu adam vatana pek çok hizmet etmişdi. Pontus isyanını, Koçgiri isyanını o basdırmış, Giresun dağlarından topladığı eşkıyalardan birkaç alay teşkil edip, Yunanlılara karşı olan harblere iştirak etmiş idi. Mustafa Kemal'e şahsî hizmeti de gayet büyükdür. Onun hayatını yıllardan beri Osman'ın adamları muhafaza ediyordu. Mustafa Kemal'in Ağa'ya minnetdar olması lazımdı. Sonra zavallıya hem cinayet yapdırdı, hem de kendi cinayetini örtmek için Osman'ı kendi eli ile öldürtdü. Hem de yanına sekiz kurban daha arkadaş etdi...
“Ben İslam'a hizmetçi olmayı bin padişahlığa değişmeyeceğimi söyledim.”
Enver’in 23 Aralık 1921 tarihli mektubundan. (Murat Bardakçı, “Naciyem, ruhum, efendim”, s. 390)