Bim, Şok, A101 ve (artık) Carrefour içki satmıyor ama sonuçlara göre halkın pestisit ile zehirlenmesi, halk sağlığı gibi sorunları yok. İçki günah, halkı zehirlemek değil.
Su olayı cidden büyük problem, çamur gibi akıyor. Eve geldim ve duş alamadım, umarım kısa sürede çözülür. Lütfen duşa dahi girmeyin bu su ile durum vahim. Ciddi hastalık enfeksiyon kapabilirsiniz!
Sene 2026, yer Maltepe İstanbul. @iskignmudurlugu@iski_destek Sağlıktan olabiliriz, çamaşır, bulaşık makinesi, kombi bozulabilir. 185 aramasak cevap yok, açıklama yok. Salgın olmayız umarım!Maltepe, Pendik, Kartal çamurlu pis kirli su ver ve kör, sağır, dilsizi oyna #iski
Soma Katliamı'nın 12. yılı.
Cezaevinde hiç sanık kalmadı.
En yüksek ceza alan sanıklar, ölen her madenci için sadece 6 gün hapis yattı.
Şu anda tek tutuklu, katledilen madencilerin avukatları olan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay.
Neden hep öğretmenler sendikalar eylem kararı alıyorlar. Bir kere de halk eylem kararı alsin bu hafta çocuklarını okula göndermesinler. Bir daha olursa 2 hafta göndermesinler. Biraz da halk tepki göstersin canım. Sanırım o zaman bu işler daha kolay çözülür
Ben öğretmen Hüseyin Aydemir.
1986 yılında Batman'a öğretmen olarak atandım.
Okulumuzun önündeki direkte şanlı TÜRK Bayrağımızı dalgalandırmam, pkklı teröristleri rahatsız etti.
11 Mart 1988'de beni bayrak direğine asarak şehit ettiklerinde 26 yaşındaydım.
Unutma TÜRK 🇹🇷
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
2025’in ilk on ayında 16 milyon MR, 17 milyon BT çekilmiş…
Sayın Bakan’ın açıklamasına göre kamu hastanelerinde:
• Ultrason randevusu: 5 gün
• MR randevusu: 9 gün
• BT randevusu: 2 gün.
Peki neden bu kadar görüntüleme yapılıyor?
Çünkü 3 dakikada muayene yapılıyor.
Anamnez yok.
Fizik muayene yok.
Hekimin hastayı dinlemeye zamanı yok.
Sonra ne oluyor?
Biyokimya yükleniyor, radyoloji kilitleniyor.
MR, BT, USG sayıları patlıyor.
Buna gerçekten şaşıran var mı?
Sorun randevu süresi değil;
sistemin hastayı tetkike, hekimi süreye mahkûm etmesi.
Tıp fakültesine girerken hepimize aynı cümleyi söylediler:
“Zor ama kutsal bir meslek…”
Bugün o kutsallığın yerini;
• malpraktis korkusu,
• şiddet tehdidi,
• değersizleştirilen emek,
• ve her geçen gün büyüyen bir tükenmişlik aldı.
Genç hekimler artık cerrahi, pediatri, acil tıp gibi omurgayı taşıyan branşları neden tercih etmiyor?
Çünkü bu ülkenin en ağır yükünü taşıyan branşlar en az karşılık görenler hâline geldi.
Hekim, saatlerce nöbet tutup hayat kurtarınca alkışlanmıyor; hata yapmaktan korkunca suçlanıyor; şiddete uğrayınca yalnız bırakılıyor.
Ve sonuç…
TUS’ta yüksek puanlar daha risksiz, daha korunaklı, daha az temas gerektiren alanlara gidiyor.
Acil tıp, aile hekimliği, pediatri, yoğun bakım, genel cerrahi gibi ülkenin bel kemiği olan branşlar ise kontenjan dolduramaz hâle geliyor.
Bu tablo, bireylerin değil; sistemin aynasıdır.
Sorun hekimlerde değil, hekimliğe değer verilmeyen düzendedir.
Genç meslektaşlarımızın tercihini suçlamak yerine
“Onları bu noktaya getiren neydi?”
diye sormak zorundayız.
Çünkü bu gidişat, sadece hekimlerin değil, bu ülkenin sağlık geleceğinin kırılma noktasıdır.
@DahiliyeDoktoru@TEKsendika
Ensar Vakfında, onlarca çocuğa yıllar boyunca yapılan tecavüzün araştırılması için mecliste yapılan oylama ve reddedilmesi sonrası AKP'li milletvekillerinin birbirlerine sarılarak sevinç çığlıkları atması..
Bu utanç bu mecliste AKP'li milletvekilleriyle yaşandı,asla unutmayacağız
Mesleki Eğitim Merkezlerinde çocuklar can veriyor, onlara sahip çıkan öğretmenler gözaltına alınıyor, durumu protesto eden gençler tutuklanıyor. 2025 yılında 85 çocuk işçi öldü, 85! Sessiz mi kalalım?
#MESEMCocukKatilidir