Bir deprem ülkesinde yaşayan ve deprem tehlikesi yüksek illerden Kahramanmaraş’ta yaşayan biri olarak bir gün burası da Elazığ’ın, İzmir’in kaderini yaşarsa benim için ailem için veya herhangi biri için melek oldu diye iyileştirmeler yapmayın. Hakkımızı arayın.
son günlerde Yasin Kol'un elektrik faturasını dahi öğrendik!
peki Halil Umut Meler?
Cihan Aydın?
Zorbay Küçük?
Mehmet Türkmen?
Oğuzhan Aksu
Oğuzhan Çakır
Alper Akarsu?
Atilla Karaoğlan?
Ali Şansalan?
Kadir Sağlam?
Ozan Ergün?
Ümit Öztürk?
sadece Yasin'le kurtaramazsınız bu işi!
the comedy show in Turkey refuses to end.
today, Cumhuriyet reported that Fatma Betül and her husband made an "optional repayment" to the state fund. they sent back a portion of their profits, while keeping the rest.
this is getting even better: the Chief Public Prosecutor's Office officially permitted this payment so everyone could pretend the issue is resolved.
i wonder, in what legal system on earth does returning what you stole make the crime vanish?
under Turkish law, legal restitution requires paying back at least 2 times the amount stolen, and it certainly does not stop an arrest warrant.
so, if an ordinary citizen steals groceries to survive, police kick down their door in hours. but when a palace insider gets caught with billions, the chief prosecutor helps them set up an optional refund account?
they didn't beat the charges in a courtroom, but negotiated a return policy with the state!
Bakın, bütün pislik Yasin Kol’un üzerine atılıyor gibi.
Nerede kardeşim diğerleri????
Halil Umut Meler nerede?
Arda Kardeşler nerede?
Atilla Karaoğlan nerede?
“En Büyük GS Mira”nın amcası Cihan Aydın nerede?
Zorbay Küçük nerede?
Ali Maççalan nerede?
GS’nin her deplasman maçı sonrası “kadrolu hakemi” Kadir Sağlam nerede?
Mehmet Türkmen nerede?
İsmini sayamadığım eski yeni hakemler nerede?
Yıllardır tartışılan onca maç, onca karar, onca hakem varken bütün mesele Yasin Kol’dan ibaretmiş gibi davranılmasın.
Madem bu düzen gerçekten sorgulanacak, birkaç ismin üzerine yıkılıp dosya kapatılmasın.
Hepsi aynı ciddiyetle incelensin.
Ben biliyorum o mücadeleyi Evren.
Rakibimiz (Beşiktaş) 3 sene üst üste şampiyon olsaydı biz bu gelirlerden mahrum kalacaktık. BEŞİKTAŞ’IN ÖNÜNÜ KESTİK diye mücadele eden Abdurrahim Albayrak var değil mi?
Siz aynı şahsın bahsettiği YARGITAYDAKİ ASLANLAR GRUBU ile mücadele veriyorsunuz değil mi?
O Abdurrahim Albayrak elimde ses kayıtları var diye tehditler savurmadı mı? Sahi o ses kayıtları 2. başkanınızın eline nasıl geçti?
Bu ligi bitirtmeyiz diye tehditler savuran Erden Timur ile de mücadele verdiniz bir ara.
Hatta mücadelenize yasa dışı bahis siteleri dahil oldu. Finansal destek sağladılar. Fetönün maydanozu da bir ara sponsorluk desteği sağladı bu mücadeleye. Sahi başka hangi sponsor şirketler mücadelenize destek verdiler de sonra Fetö soruşturması yediler? Böyle böyle transfer yapmadınız mı? Son 4 yılın kadrosunu böyle kurmadınız mı?
Daha düne kadar GS başkanı ‘ne yapısı kardeşim yapı mapı yok’ diye gülerken ne ara yapıyla mücadele eder hale geldiniz siz?
Daha neler neler hatırlatırım aslında sana. GS savunucususun ya! Yapı en çok size zarar vermiş ya. Bak anlattım yapı ile nasıl mücadele ettiğinizi yukarıda…
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
If you want to see how an autocracy handles a financial heist inside its own palace, look at Turkey right now.
The latest saga surrounding Erdogan's inner circle refuses to end, and it tells you everything about the total collapse of justice in this country.
A ruling party deputy was caught in a multi-billion lira stock market extraction. The palace panicked. Government media then released a story claiming she simply "refunded the money."
No documents. No bank receipts.
They expect 86 million citizens to ignore basic criminal law. Returning stolen funds does not erase the crime. The legal penalty is double the amount, reaching 4.4 billion liras.
But the question nobody dares answer: where did a political official find 163 million liras in cash to make the initial investment?
The double standard is staggering.
A university student posts a critical tweet and anti-terror police kick down their door at midnight. Ekrem Imamoglu wins an election and gets 2,300 years of fabricated charges. But when a regime insider loots billions, the state issues a polite press release and calls it resolved.
This is not a government managing an economy.
It is a money laundering operation with a national flag.
Kimmiş o zaman servis eden Sayın Bakan @mustafaciftcitr ?
Baskını yapan, görüntüyü çeken polis size bağlı. İçişleri Bakanlığı ile ilgisi yoksa hangi bakanlıkla ilgisi var?
“Yetki ve sorumluluk” sizde değilse kimdedir?
Kimdir bu suçun faili?
Bir kadının mahremini tekrar tekrar ihlal etmemek için SUÇ MAHİYETİNDEKİ o “sızma” görüntüleri paylaşmayacağım.
Adalet ve Kalkınma Ponzisinin yüzyıllık vurgununu konuşmayın diye apar topar önünüze düşürülen videolarda ya da lağım medyasında istemeseniz de göreceksiniz zaten.
Milyar milyar çalan hırsızların kapısını bile tıklatamayanlara dönün iyi bakın.
Dün çöktükleri Mersin Belediyesinin operasyonlarında gece yarısı evi basılan bir kadın. Kim olduğunu bilmiyorum, zerrece de önemi yok.
Pijamalı.
Kamerayı görünce haliyle rahatsız oluyor, eliyle göğsünü kapatmaya, bedenini kapıyla gizlemeye gayret ediyor, rahatsız oluyorum diyor.
Devletin polisi ise “sıkıntı yok sadece bilgi amaçlı” diyerek bu yurttaşı temin ediyor.
Sonra bu görüntüler 24 saat geçmeden servis ediliyor.
Kimdir bu hukuk ve kadın düşmanı aparat!?
Polis midir?
Savcı mıdır?
Sözde Bakanlıklar mı?
KİM?
AKP’nin ya da MHP’nin kadın milletvekilleri mesela, şu görüntüyü izleyince hiç rahatsız olmuyorlar mı? O kadının tedirginliğini gerçekten hissetmiyorlar mı?
Dönüp fısıltıyla da olsa yanına yöresine “ya şu kadarı da ayıptır” diyebilen bir tek kişi kalmadı mı ya aranızda?
Yoksa halkın öfkesi bir kaç dakikalığına da olsa “dava arkadaşlarınızdan” uzaklaşır umuduyla sadece izliyor musunuz başka bir kadına yapılanları?
Hani derler ya Allah düşmanın bile mertini nasip etsin diye.
İşte tam o günlerden geçiyoruz.
🚨 A moment from the Fenerbahce–Besiktas match. Referee Yasin Kol. A player is grabbed by the throat.
No red card.
The fact that referees like this were allowed to officiate matches is a disgrace to Turkish football. https://t.co/UJHDNpF7Au
İ.Melih Gökçek’e ne oldu?
Binali Yıldırım’a ne oldu?
Ruhsar Pekcan’a ne oldu?
Zehra Taşkesenlioğlu’na ne oldu?
128 Milyar Dolar’a ne oldu?
Kerem Kınık’a ne oldu ki?
Şimdi de Fatma Betül Sayan'a ne olmasını bekliyoruz!?
🚨 BREAKING | Months after Burak Yilmaz’s claims, Central Referee Board chairman Ferhat Gundogdu has been taken into custody.
UEFA is reportedly monitoring the case.
TÜRK FUTBOLUNU BU HALE GETİRENLER İSTİFA ETMELİ!
Milli Takım berbat, Türk futbolu dibine kadar çamura batmış durumda. Hakemlik kurumu adalet değil güvensizlik üretiyor. Neresinden tutarsak tutalım elimizde kalıyor.
TFF ve başta MHK olmak üzere bütün kurullar başarısız olmuştur. Türk futbolunun itibarını, adalet duygusunu ve taraftarın güvenini yok ettiniz.
Zerre kadar gururunuz ve şerefiniz kaldıysa koltuklarınıza tutunmayı bırakın.
ONURUNUZ VARSA BUGÜN İSTİFA EDİN! #tffistifa @TFF_Org
#SonDakika | Özgür Özel'den, İstanbul Valisi Davut Gül'e sert sözler!
🗣️ "İstanbul Valisi hiç utanmadan, sıkılmadan eleştirilere, ‘Ben ne yapmışım?’ diyor ya... Bak ne yapmışsın?
İçeride belediye meclis üyeleri pazara kadar duracak diye cumartesiye seçim koymuşsun. YENİ Parti İl Başkanı Özgür Çelik, partisinin hakkını ve hukukunu, Dedetaş’ın hakkını ve hukukunu, Üsküdar’ın hakkını ve hukukunu savunamasın diye ‘Grubu bulunmayan parti, belediye binasına giremez’ diye yazı yazmışsın.
Sonra biz buna karşı aslanlar gibi parti disiplini içinde, görev bilinci içinde duran üç arkadaşımıza grup kurdurmuşuz başkan ve parti seçimlere girebilsin diye. O İstanbul Valisi yeni yazı yazmış, ‘Hiçbir parti girmeyecek’ diye...
Bir de soruyor İstanbul Valisi; ‘Ben ne yapmışım?’ Ne yapacaktın? AK Parti’nin ampul bayrağı ile İstanbul’da şehir turu mu atacaktın? Yazıklar olsun. Seni ‘devletin valisi’ diye o makamlarda oturup da hükümetin valisi olana, AK Parti’nin il başkanından çok AK Parti’ye çalışan valiye yazıklar olsun. Türkiye’de görevini devlete sadakatle yapan kaymakamlara, valilere sözüm yok. Ama gün gelecek devran değişecek. Keser dönecek, sap dönecek. O gün AK Parti’nin il başkanlığını yapanlar hesap verecek."
https://t.co/q0uJs8Bxcp
Elindeki net kanıtı bilinçli olarak ekrandan gizlemek, en hafif tabiriyle ahlaki bir çürümüşlük ve mesleki namussuzluktur.
🚨 Beşiktaş - Erzurumspor maçındaki görüntü karartmaya dair söyleyeceklerimiz VAR!
Hakemi ekrana çağırıp önüne yalnızca pozisyonu şüpheli veya yanıltıcı gösteren açıları koymak, "karar ver" demek değil; hakemi bir karara manipüle etmektir. Bu, teknik bir hata değil, doğrudan organizasyonel bir skandaldır.
Reji ve VAR operatörlerinin elinin altındaki net görüntüleri ekrana yansıtmaması, futbol kamuoyunun aklıyla alay etmektir. Kararı doğru verdirmek için kurulan bir sistem, adeta adil kararı engelleme mekanizmasına dönüştürülmüştür.
Sahada dökülen alın terini, tribündeki ve ekran başındaki milyonlarca taraftarın inancını masa başında karartılan görüntülerle yok etmek, futbolu yönetenlerin altından kalkamayacağı bir vebaldir.
Bu tür olaylar, Türk futbolundaki "tarafsızlık" masalını tamamen bitirmiş, VAR sistemini bir adalet aracı olmaktan çıkarıp şaibelerin üzerini örten bir perde haline getirmiştir.
Doğru açıyı hakeme göstermemek, kararı hakeme bıraktırmak değil; hakemin elini kolunu bağlayıp yanlış karara imza attırmaktır.
Bu skandala imza atan VAR sorumlularının ve organizasyonun derhal hesap vermesi, Türk futbolunun asgari adalet standartları açısından bir zorunluluktur.