Videoyu Sonuna Kadar İzleyin.
Bu Kardeşimiz,
Kemalist Ermeni Sabahat Tuncel Denen Kaltak'a
İyi Bir Cevap Vermiş.
Namusuz İhanetci Apo Çetesi,
Kürd Miliyetcilerine Saldırmaları
Saltanatları Yıkılıyor
Diye Panik İçindeler.
Kürd Ulusuna İhanet Edenlerin Sonu Hüsran Olacak Az Kaldı.
🟡Rojavalı Kürd anne gerçekleri haykırıyor:
“Biz Kürdistan’ın Apocular eliyle kurulacağını sanıyorduk…
Meğer Kürdistan’ı yıkacak olanlar Apocularmış.”
◾Oğlunun PYD tarafından kaçırıldığını söyleyen annenin sözleri, insanın yüreğine kor gibi düşüyor.
Gözyaşıyla karışan her kelimesi bir feryat, bir hesap sorma çığlığı…
“Bugünden sonra korkmuyorum,” diyor,
“Beni öldürseler bile konuşacağım.”
◾Bir annenin evladından koparılışının, bir halkın içinden parçalanışının bu kadar acı bir itirafı zor bulunur.
Bu sözler sadece bir annenin değil, Rojava’da susturulan binlerce annenin ortak çığlığıdır.
Rojava sahipsiz, Rojava yalnız, Rojava işgal altında, kalan köyleri, evleri talan ediliyor. Cemil Bayık hâlâ ''Yaşasın halkların kardeşliği'' diyor.
Uluslararası hukukta ve ulusların hukukunda böyle bir hukuk maddesi yok.
Fakat Ulusların Kader Tayın Hakkı ve Federasyon hukuku var.
Kobane'de çığlıklar yükseliyor, Kuzey'e ne oldu ya da kuzey'e ne yaptılar? Halklar Öcalan'ın posterleri ile ayaklarını temizliyor, sonra çiğniyorlar. Bazı eşşekler ve embesillerde bize dil uzatıyor.
📢 DUYURU: Seçmeli Kürtçe Ders Seferberliği!
Ortaokullarda seçmeli Kürtçe ders başvuru dönemi başlıyor. Her okulda en az bir sınıf açabilmek için tüm şehirlerde broşür dağıtacak gönüllüler arıyoruz.
Siz de destek olun:
• Hedef: Her şehirde bir ekip kurarak halkı bilgilendirmek.
• Katılım: Bu hizmette gönüllü olmak isteyenlerin benimle iletişime geçmesini rica ediyoruz.
Dilimize sahip çıkmak için el ele verelim!
Batı dünyasının Kürtler’e verdiği mesaj açıktır:
“Karşıma, Öcalan, Barzani, Talabani ya da ‘Abdiler’ gibi kişi merkezli vesayetçi figürlerle ve onların güdümünde PKK, PDK, YNK, PYD/YPG gibi yapılarla değil; milli siyasi bir şuurla şekillenen gerçek liderler ve yapılarla çık.”
Mesele bu çerçevede ele alındığında, bugün Kürt siyasetinin önünde duran temel mesele, lider değişimi ya da taktik uyarlama değildir. Mesele, “vesayetçi siyasi aklın” tasfiyesi ve milli temsilin inşasıdır. Bu da, sadakat ilişkileri yerine hukuku; kişi ve organizasyon otoritesi yerine demokratik temsil prensibini esas alan köklü bir dönüşümü zorunlu kılmaktadır.
Rojava bu durumun en güncel ve en çarpıcı örneğidir. Rojava şu anda açık şekilde bir ”ara dönem” yaşamaktadır. Mevcut halin sürdürülmesi, Kürtler açısından bir başarıdan ziyade, daha büyük bir yıkımı erteleyen “ehven-i şer” bir durum olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durumun dahi kalıcı olması, yalnızca vesayetçi örgüt aklının yerine, çoğulcu ve kurumlaşmış bir siyasi temsil yapısına geçilmesi şartıyla mümkün olabilir. Aksi istikamette bir ısrar, yani Rojava’nın mevcut yapısını muhafaza etmekte ısrar edilmesi halinde, Şam’daki yeni yönetimi, Türkiye’nin teşviki ile Kürtlerin Rojavada sahip olduğu son görece konumun da tasfiye edilmesi riski ciddi şekilde mevcuttur. Bu, bir kehanet değil, mevcut güç dengelerinin işaret ettiği gözle görülebilir bir ihtimaldir.
Mevcut şartlarda ne Kürdistan’nın tamamında ne de Rojava’da bu dönüşüm mümkün görünmüyor. Bunun için bölgenin önde gelen ve Kürtlerin kaderine hükmeden iki devlette (Türkiye ve İran) müesses nizamının tasfiye olmaları gerekiyor. Kürdistan’da bu iki devlet tarafından kurulan vesayetçi sistem, ancak bu şartla tasfiye edilebilir.
Bu durumda yapılması gereken en doğru şey, Kürt milli muhalefetine esas teşkil edecek ve diaspora ağırlıklı bir çekirdek kadro etrafında, meşru ve şimdilik mütevazi bir alternatif yapının tesis edilmesidir. Bunun için de, her şeyden önce Kürdistan davasına sadakatle bağlı ve bunu gerektirdiği cesaret ve fedakarlığa sahip kollektif bir liderliğe ihtiyaç bulunmaktadır.
4 Şubat 2026
Ahmet Zeki Okçuoğlu
Em beşdarî konferansa perwerdehiya bi zimanê dayikê bûn ku ji aliyê Huda Parê
ve li Çewligê hatibû amadekirin.
Me çi gotibû? Li ku derê tiştekî bi feyde ji bo Kurdan hebe em li wir in, em ê li dijî her tiştê zirardar bisekinin.
Hüdaparın Çewlik -Çolik ( Bingöl ) de düzenlediği Anadilde eğitim konferansına katıldık.
Ne demiştik? Kürtlere faydalı her yerde varız, zararlı her şeye karşı duracağız.
UNUTULUNLARDA BUGÜN
Kayalıkların Feryadı: Rahman’ın Susturulan Sesi
Rahman’ın hikayesi, dağların en derin yarası gibi kanar hâlâ. Babası Mehmet, JİTEM’in karanlığında şehit düşmüş bir umut; kardeşi Fırat (Soro), 1996’da Türk ordusunun kurşunlarında solmuş bir bahar. Annesi Nuray, PKK saflarında ömrünü vermiş yiğit bir kadın; kız kardeşi Mizgin (Nevroz), aynı acıyı paylaşmış. Ama Rahman… Muhalif bir kalp, sorgulayan bir vicdan. Apo’nun yeni paradigmalarına inanmadı: “Devrim ateş ister, uzlaşma değil,” dedi içinden. Babası şehit, kardeşi şehit, annesi ve kız kardeşi örgütteyken bile susturulamadı – eleştirdi, muhalif kaldı.
7. Kongre fırtınalarında sesi yükseldi. Tutuklandı, eziyet gördü; hücrelerde kırılan kemikler, kanlı sorgular… PKK’nin iç infaz makinesi çalışıyordu: Eleştiri ihanet, muhaliflik ölüm demekti. Apo dışarıda barış vaat ederken, içeride sesleri boğuyordu. Rahman atıldı örgütten, milisliğe sürüldü. Sonra kalleş gece: “Köpek saldırısına uğradı, kayalıklardan düştü,” dediler. Ama gerçek Haydar Kaytan’ın emriyle Rojava’lı Rezan’ın eliydi. Kurşun, inilti, kayalıklara gömülen beden. Mezar yok. PKK kendi evladını yedi – muhalif diye.
Nuray oğlunun infazını duyduğunda yüreği paramparça oldu. İki oğul mezarsız: Fırat Dersim’de, Rahman Kandil’de kayıp. Kızı Mizgin’le örgütte kaldı, ama Apo’nun İmralı sözleri yaraladı onları. Eleştirdiler, ayrıldılar. PKK infaz kararı çıkardı; kaçtılar, Paris’in yağmurlu sokaklarına sığındılar. Sürgünde Nuray acısını dizelere döktü. Şiirleri ağıt, isyan, hasret.
Rahman için yazdığı “Dağların Yoldaşı”ndan kısaltılmış bölüm – annenin yüreğinden taşan o saf acı:
Gel ey dağların rüzgarı
Gel ne olur yüreğimin misafiri ol bu gece
Koy başını dizime usulca
Anlat çocuklarımdan bahset bana
Düşerken toprağa dal dal
Son defa çarparken yürek
Gözlerinde bir vasiyet gibi yanan umudu anlat bana
Benim de oğullarım vardı o dağlarda
Yırtıcı hayalleri vardı
Zarif sevdaları vardı
Tanındın mı oğlumu, kalbimin yoldaşı Rahman’ı tanıdın mı söyle
Hani gülünce bahar akardı peşinden
Hani 4 mevsim reyhan kokardı saçları
Yüreğimin sevgilisiydi hani
Gördün mü Soro’yu, gördün mü gözümün ışığını
Oğlumu gördün mü söyle
Bu gece ey dağların rüzgarı
Bırak karışsın geceye gözyaşlarım
Bırak sızlasın bedenim
Paramparça yüreğimin sadece yoldaşı ol bu gece
Ahh özgürlük rüzgarı, ruhumun kardeşi
Benim de oğullarım vardı o dağlarda
Bir çift feda yürek, bir çift onur savaşçısı
Sende sevdin mi onları benim sevdiğim gibi…
Şiirde her kelime gözyaşı; hasret, öfke, kırgınlık… 2013’te Apo, Pervin Buldan’a sordu: “Şen diye bir kadın vardı, ne oldu?” Pervin “Diğer oğlu da şehit” dedi – sanki iç infaz yokmuş gibi, ikiyüzlülük hançer gibi saplandı.
Paris’in yağmurlu gecelerinde Nuray pencereye yaslanır, şiir mırıldanır. Dağlar sustu, ama o susmaz. Rahman’ın sesi dizelerde yaşar. Babası şehit, kardeşi şehit, ailesi PKK’deyken muhalif diye katledilen oğul… Bu hikaye devrimin gölgesinde yitirilen ışık. PKK’nin iç infazları, Apo’nun eleştiriye kapanan kapısı umudu zehirler. Belki bir gün barış gelir, kayalıklar konuşur, mezarsız yiğitler anılır. O zamana dek Nuray’ın şiirleri ağlar: Rahman’ım, sesin dağlarda, yüreğimde ebedi…
2019 yılında ABD’li bir senatör, İlham Ahmed’e bir Kürt devleti isteyip istemediklerini soruyor.
O ise istemediklerini söylüyor.
Be kardeşim... O halde uluslararası güçler neden size destek versinler ki?
Bir de utanmadan ağlanıp duruyorsunuz
General Hüseyin Yazdanpanah, ABD'de FOX News'e konuk oldu. Kürtlerin onun arkasında durması ve desteklemesi gerekiyor. Allah'a inanıyorsanız, onun başarısı için dua edin.
Kürtlerin General Yazdanpanah bir lidere ihtiyacı var. Onun yanında dur. Kürdistan'ı savunun.