“1994 Şampiyon Kulüpler Kupası finali öncesi Atina’ya doğru stadyuma giden takım otobüsündeydik.
Karşımızda, herkesin ‘Rüya Takım’ dediği Barcelona vardı.
Franco Baresi ve Alessandro Costacurta cezalıydı. Marco van Basten ile Gianluigi Lentini ise sakattı.
Kimse bize şans tanımıyordu.
Tam o sırada bizimle birlikte otobüste bulunan Franco Baresi beni, Roberto Donadoni’yi, Filippo Galli’yi ve Mauro Tassotti’yi yanına çağırdı.
İlk cümlesi şuydu:
— İyi dinleyin. Herkes bizi bitmiş görüyor. Cruyff kupayı şimdiden kaldırdığını sanıyor. Ama savunmaları aşılabilir. Kanatları doğru kullanırsak onları zorlarız. Öndeki iki oyuncuları, Romário ve Stoichkov, sürekli hareket ediyor. Romario’yu mutlaka etkisiz hale getirin. Savunmayı önde kurun çünkü Stoichkov geriye dönüşlerde yavaş kalıyor. Top onlardayken Romário’ya sürekli baskı yapın, Stoichkov’un başında ise her zaman bir oyuncu olsun. Savunma organizasyonunda da Paolo’yu takip edin.
Sonra bir kâğıt çıkardı ve sahada yapmamız gereken bütün hareketleri tek tek çizmeye başladı.
O an bana büyük bir sorumluluk yükledi. Bu, adeta kaptanlık mirasının bana devredildiği andı. Üstelik bunu bir Şampiyon Kulüpler Kupası finalinden hemen önce yapıyordu.
Daha sonra Fabio Capello yanımıza geldi. Gülümsedi ve sadece şunu söyledi:
— Çocuklar, kaptan zaten söylenmesi gereken her şeyi söyledi. Hadi gidip o kupayı alalım.
Sahaya çıktık.
Barcelona’yı 4-0 mağlup ettik.
Üstelik rakibimiz maç boyunca kalemize neredeyse tek bir isabetli şut bile atamadı.
O gece kupayı sahada kazandık ama zaferin temelleri, Atina’ya giden o takım otobüsünde atılmıştı.
O, sadece sahadaki en büyük kaptanlardan biri değildi; saha dışında da gerçek bir liderdi.” — Maldini