Belki her iyilikten nasibimiz yok. Belki her günahtan yeterince sakınmış değiliz. Ama kusurlarımızın ve acziyetimizin farkındayız. Merhametine, affına güvendiğimiz bir Rabbimiz var. Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan ve resul olarak Hz. Muhammed'den (sav) razıyız.
@kilicarslan_is Nasıl yaparsanız yapın mutlaka birileri memnun olmayacak. Yüzde yüz memnuniyet oluşturmak mümkün değil. Herkes program yapılırken idareden kendisi için en iyi olanı istiyor. Ayrıca geçen yılda göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmalı.
@eminULUC Seninde haysiyetinle oynasınlar itibarını yerle bir etsinler sende kırılma emi. Arkandan iş çevirsinler değersiz hissettirsinler ama sen hiç oralı olma emi.
@YusufKenan_ Sadece İsmai Kartal değil hiçbir Fenerbahçe yönetimi TD korumadı ki. Önüne mikrofonu koyup kamera karşısına geçen ağız ishali olmuş bir sürü medya maymunu sadece kötülük yaydılar. Ve yönetimler seyretti. Sinek ikili dediği başkan bile daha iyi korudu hem takımını hem TD nü.
@ZaferErtas_ Medyada yerine yazılan isimlere bakıldığında İsmail Kartal'ın ancak getir götürünü yapacak adamlar. Eğer Montella, İsmail Kartal a tercih ediliyorsa zaten konuşacak bir şey kalmıyor.
@kocaumut32 Fenerbahçe başkanlığına en çok yakıştırdığım kişi Mehmet Ali Aydınlar. Çok başarılı olacağınıda düşünüyorum. Ama sosyal medyadan zehirlenen kongre üyeleri maalesef hep yanlış tercihler yaptı. 20 yıllık başkanlığında 6 şampiyonluk kazanmış adamı yeniden başkan yaptınız şimd ağlyn
Bu sözün temelindeki asıl yanılgı, Tanrı’yı evrenin içinde yer kaplayan, zaman zaman işleyişe müdahale eden ve gerektiğinde laboratuvar araçlarıyla izi sürülebilecek fiziksel bir varlık gibi tasavvur etmektir. “Tanrı 1500 yıldır müdahale etmiyor” diyebilmek için, önce ilahî müdahalenin teleskopla görülebilen, mikroskopla incelenebilen yahut bir fizik denklemiyle ölçülebilen bir hadise olduğunu kabul etmek gerekir.
Oysa vahiy geleneğinin Tanrı tasavvuru bütünüyle başkadır. Tanrı, evrendeki sebepler zincirine eklenmiş bir başka sebep değildir; sebeplerin de, zamanın da, mekânın da, varlığın da kaynağıdır... O, kâinatın içinde aranacak bir nesne değil, kâinatın niçin var olduğu sorusunun ufkudur…
Tanrı’yı fizik denklemlerinin arasında aramak, Beethoven’ı Dokuzuncu Senfoni’nin ses frekansları arasında aramaya benzer. Elbette senfoninin frekanslarını ölçebilir, ses dalgalarını çözümleyebilir, titreşimlerini matematiksel olarak ifade edebilirsiniz. Fakat bütün bunları yaptıktan sonra hâlâ Beethoven’a, onun ruhuna ve o besteyi doğuran anlam dünyasına ulaşmış olmazsınız. Çünkü ölçmek başka şeydir, anlamak başka…
Fizik bize yıldızların nasıl doğduğunu, galaksilerin nasıl hareket ettiğini, maddenin hangi yasalarla davrandığını anlatabilir. Fakat neden hiçbir şey yerine bir şeylerin var olduğunu; insanın neden hakikatin peşine düştüğünü, neden adalet uğruna hayatını verebildiğini, neden güzellik karşısında büyülendiğini ve neden sonsuzluğu özlediğini tek başına açıklamak zorunda değildir. Bunlar fiziğin başarısız olduğu sorular değil, fiziğin konusu olmayan sorulardır…
“Tanrı 1500 yıldır müdahale etmiyor” sözü ise Tanrı’yı tarihin belli dönemlerinde sahneye çıkan, peygamberler gönderen, ardından perde arkasına çekilip kâinatı kendi hâline bırakan bir hükümdar gibi tahayyül ediyor. Oysa İslâm’ın Tanrı tasavvuru bu değildir. Kur’an’ın bildirdiği Allah, kâinatı bir defa kurup kenara çekilmiş bir saat ustası değil; “her an bir işte olan”, varlığı her an varlıkta tutandır…
Bu yüzden vahyin tamamlanması, Tanrı’nın susması değildir. Belki tam tersine, insanın artık kendisine verilmiş sözle ne yapacağının sınanmasıdır. Peygamberliğin sona ermesi ilahî kudretin tarihten çekilmesi değil, insanın tarih karşısındaki sorumluluğunun ağırlaşmasıdır…
Mucizeyi de yalnızca tabiat kanunlarının zaman zaman askıya alınması şeklinde düşünmek eksiktir. Belki en büyük mucize, kanunları olan bir kâinatın bulunmasıdır. Hiçliğin değil varlığın; kaosun değil düzenin; mutlak anlamsızlığın ortasında anlamı sorabilen bir insan bilincinin mevcut olmasıdır. Mucize, Tanrı’nın ara sıra bozduğu bir evren değil; her şeyden önce bir evrenin var olmasıdır…
Asıl mesele burada başlıyor: Bilimin yöntemsel sınırlarını metafizik bir hükme dönüştürmemek gerekir. Bilim, kendi yöntemi içerisinde “Vahyi ölçemiyorum, Tanrı’yı deney düzeneğinde gözlemleyemiyorum” diyebilir. Bu son derece meşru bir bilimsel tavırdır. Fakat buradan hareketle “Öyleyse vahiy mümkün değildir ve Tanrı insanla konuşamaz” denildiği anda laboratuvardan çıkılmış olur…
Çünkü ilk cümle bilimin sınırlarını ifade ediyor; ikinci cümle ise varlığın sınırları hakkında hüküm veriyor. Ve o hüküm artık fizik değildir… Felsefedir…
“Doğduğu gün, öleceği gün ve yeniden diriltileceği gün Yahya’ya selam olsun.” (Meryem Suresi, Ayet 15)
Allah’ın Yahya Aleyhisselam’ın doğum gününü kutladığı gibi biz dahi “içimizden gönderilen, sıkıntıya uğramamız kendisine ağır gelen, bize çok düşkün olan, müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu olan” en değerlimiz, en sevdiğimiz Muhammed’inﷺ doğduğu güne selam olsun der, kutlarız.
@efsunileyl Sana kim fikrini sorduda yalan yanlış bilgilerle burda kolpacılık yapıyorsun. Ben İslamcı değilim ayrıca Müslümanım. İslamcılık sizin işiniz
@MustafaEkkin Belki de sizin dediğiniz gibi. Kayıtlarda yaşı küçük yazılmıştır. Tıpkı Mustafa Kemal in normalde 1877 yılında doğmuş olmasına rağmen 1881 diye öğretildiği gibi.
@MustafaEkkin Fikriye hanımın 11 yaşında anne olması çok mantıklı değil bence. Belki çocuk başka bir kadından olmuştur. Fakat Fikriye ile olan münasebet ön plana çıktığı için böyle yorumlanmış olabilir.