Yani netice itibariyle, insanlığın, "en hakikî mürşit bilimdir" diyerek ideolojilerden kurtulmadıkça, felâha çıkma şansı yoktur çocuklar... Dolayısile, yapılan tüm politik mücadelelerin de, "ilkokul müsâmeresi" gibi bir gösteri olmaktan öte ciddiyeti yoktur...
Oysa bu "yapay zekâ"lar belâsından kurtulmanın, yegâne ve mutlak müessir bir çaresi vardır; ki o da, yapay "Tekbir Akıl" üretmeye başlamaktır...Ama buna da,"ideolojik düşünce"ler cevaz vermezler; ideolojilerin (patron doktrinlerinin) kurnazlıklarını ifşâ eder diye çocuklar...
Yani "yapay zekâ"lar üretmek aslında, hem insanlığı bir "sınır tanımayan hayvan faunası" hâline getirmek, hem de fecî âkıbeti önceden görebilmek anlamlarıyla, tıpkı, "bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyâmete" dedikleri gibi, "korku tuneli"ne benzer bir süreç yaratmıştır çocuklar...
Piyasaların ve borsaların genel tablosunu ve gidişâtını, en objektif değerlendirebilenler, bu "yapay zekâ"lar olduğundan, onlar, işin sarpa sardığını, ve bir "çıkmaz"a girildiğini, herkesten önce anlayacak, ve 3.Dünya Savaşı'nın kaçınılmaz olduğunu ilan edeceklerdir; sâfiyetle(!)
Şu "yapay zekâ" furyası, öyle bir belâ ki, insanlar hâlâ bunun farkında değil... Oysa bunlar, bir raddeden sonra "fikir birliği"ne varıp, III. Dünya Savaşı'nın kaçınılmaz olduğuna karar verebilecekler, ve böylece de, karar merciindeki liderleri, sorumsuzlaştırabileceklerdir...
Atatürk'ün yanında, Aristo Mantığı'ndaki paradoksun, 1901'de keşfedildiğini bilen bir matematikçi olsaydı da, O'na bunu bildirseydi, Atatürk mutlaka bunu, "laiklik" ilkesinin dibâcesine, "mitik Allah kabûlü muhâldir" mealinde yazdırır, ve şu "yobazlık" belâsından bizi korurdu.
Tekbir Allah mitosundan da, Emperyalizm'in tasallutundan da kurtulmanın tek yolu, Atatürk tarafından, "en hakiki mürşit bilimdir" diye gösterilmiştir. Ama ne yazık ki, bizim politikacıların alayının da, bilimle alâkaları yok..Onlar en hakiki mürşit "oy almak"tır, düşüncesindeler.
Şu muhâlif politikacıların aklına şaşıyorum çocuklar... Ya çok akılsızlar, ya da halkı aldatma peşindeler... Zira, aslında iktidar, "Tekbir Allah" ve Emperyalizm nâmına ele geçirilmiştir; dolayısile, sen ona benzemedikçe, değil iktidar olmak, muhâlefet bile yapamazsın dangalak!..
Hem "boşluk", hem de "sonsuza giden doğru" kabul edersen, "Allah" mitosunun (kendi hayâlinin) mahkûmu olursun. Aslında Ateistler bile, o mitosun imkânsız bir varlık(vehim) olduğuna inanmıyor; ki, o yüzden de, "adam"la uğraşıp duruyorlar; alaycı veya hakâretâmiz lâflarla..
Evren'in, öncesi/sonrası ve içerisi/dışarısı ayrımlarının bulunmadığı bir bütün olduğu, hâlâ anlaşılamıyor; "boşluk" diye bir "galat-ı meşhur"a inandırıldığımız için... Ama bu anlaşılmadıkça da, "Allah" mitosundan ve onun din(ler)inden kurtulma şansınız olamaz çocuklar...
Yani insanlık, bu kadar bir rezil duruma gelmişse, mutlaka, açık bir ikilemle karşılaşmış demektir; ya ideolojik çaresizliğin Kıyâmet (yokoluş) kehânetine(!) boyun eğecek, ya da, “Russell’s Paradox”tan îtibâren yapılacak, düşünce tashihleriyle,“aklın tanımı” realize edilecektir.
İnsanlığı, bugün içine düştüğü en rezil durumdan, ve “akıl tutulması”ndan kurtarabilmek için, herşeyden önce, aklın keşiflerini ve kazanmış olduğu bilinç seviyesini anlatmaya ve yaymaya çalışmak şarttır; aklı, konsantrasyonunu sağlayarak, kendine getirmek sûretiyle çocuklar...
Düşüncelerini “piyasa”ların ve “borsa”ların indekslerine indeksleyen insanların seçkinleştiği, genel olarak sâdece üreme özgürlüğü ile “cinsel haz” idealinin mubah sayıldığı, bugünki Dünya’da insanlık, nükleer füzelerin düğmesine basacak bir manyağın gelmesini bekler gibidir...
Zaten son olarak CHP’nin parçalanmasıyla, Türkiye’nin birlik ve bağımsızlığının, genel oylamalarla sağlanamayacağı da açıkça ortaya çıkmıştır. Demek ki artık, insanlığı da özgürleştirmek üzere oluşturacağımız, “aklın yoğunlaşması” na mâtuf “birliktelik”le yola koyulmalıyız.
Matematik Mantık’la Evren’i, evveli ve hârici bulunmayan bir bütün olarak ele aldığımızda, “akıl” bunun, bilinçlenme ve misyonunu idrâk etme ucudur; ki, nihâi olgunlaşma aşaması veya zuhûrâtı da denilebilir...Yani, “Tekbir Allah” mitosu değil, “Tekbir Akıl” fonksiyonu vardır...
Yani bundan sonra benim, herhangi bir şekilde mahkûm edilmem ve hareketsiz bırakılmam, ancak“modern engizisyon” kararı ve uygulamasıyla gerçekleşebilir;ki, o uygulamaların tatbikatçıları da, Emperyalizm’in kolluk gücü CIA ve MI-6 ile,onların taşeronluğuna soyunan MİT olur ancak…
Matematik Mantık’la düşünmeseydim, yaşadığım -nâhoş hatta korkunç- olayları anlamlandıramaz, ama o olayları yaşamamış olsaydım, Matematiksel Mantık’ın hapsedilmiş olduğu “sanal âlem”in, realiteyle olan râbıtasını kuramazdım; yani “ritm melekesi” dediğimiz akıl parametresini…
Ben, “insanlaşma(akıllanma) sorunsalı”nı, zihnen “Matematik Mantık”la düşünürken, aynı zamanda, çok hareketli bir hayatı, başıma gelen tüm olayları da, öngörerek, veya ânında anlayarak yaşayabildiğim için, ideolojilerin etkilerine kapılmadan halledebildim; darısı sizin başınıza..
Yani, 15/06/2026’da yapacağımız, “Sırrdan Çıkış” ve/veya “Uslanma Çağına Giriş” adındaki toplantının anlamı, “aklın yoğunlaşması” demek olacağından, çok önemlidir. Bu önemi anlayıp da, benimle tanışmaya gelenler, aynı zamanda, “inisiyasyon” sınavına da başlamış olacaklardır…