TARİHİ BULUŞMAYA DAVETLİSİNİZ!
Saadet Partisi ve Deva Partisi teşkilatlarımızın bir araya geleceği, Türkiye’ye birlik ve beraberlik mesajı vereceğimiz bu anlamlı buluşmada sizleri de aramızda görmekten onur duyarız.
🗓 Tarih: 12 Haziran 2026 Cuma
⏰ Saat: 20.30
📍 Yer: İzmit Atatürk Spor Salonu
#devapartisi #alibabacan #saadetpartisi #mahmutarıkan
Merkez Bankası, İran savaşının başlamasından bu yana faizleri fiilen artırdı.
“Faiz oranını %37'de sabit tuttuk” diyorlar ama piyasayı %40'tan fonluyorlar, piyasayı %40 faizle borç almak zorunda bırakıyorlar.
Açıkça faizi artırdık desenize, siz kimi kandırıyorsunuz?
Patrik Bartholomeos Atina'da Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılacağını açıklamış.
Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliği altındaki topraklarla ilgili bir karar niçin Atina’da açıklanıyor?
Böyle bir karar var ise bunu sebepleriyle birlikte açıklaması gereken kişi Cumhurbaşkanıdır.
86 milyonu kucaklayan, hukuku her şeyin üstünde tutan ve adaleti devletin merkezine koyan bir irade Türkiye’nin asıl ihtiyacıdır.
Sayın Ali Babacan’ı farklı kılan ise dünüyle bugünü bir olan, sözü senet, ilkeli ve sahici bir demokrat duruşa sahip olmasıdır.
Bir ülkenin gerçek gücü;
Besmeleyle vardiyasına başlayan, yer altında ve üstünde nefes tüketen emekçilerdir;
Tezgah başında üretim yapan, tarlada alın teri döken işçilerdir;
Fert fert üretilen katma değerdir.
Bütün emekçilerimizin 1 Mayıs Bayramı'nı kutluyorum.
Fikir dünyamızın kıymetli ismi, bir nesile tarihi sevdiren Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın hayatını kaybettiğini üzülerek öğrendim.
Kendisine Allah'tan rahmet; ailesine, sevenlerine sabır diliyorum.
Birikiminden ve fikirlerinden sıkça istifade ettiğim İlber Hoca’yı güler yüzüyle, mizacıyla ve kıymetli eserleriyle hep hatırlayacağız.
Kız çocukları için bir toplu mezar fotoğrafı... Dünden beri, gördüğüm ilk andan beri aklımdan çıkmıyor.
Minab’daki Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokulu…
Henüz 7–12 yaş aralığında, hayatlarının ilk dönemlerindeki kız çocukları. O sabah da her zamanki gibi okula geldiler. Çantalarını omuzlarına astılar; bahçede fısıldaştılar, gülümsediler, belki yarım kalan bir oyunu tamamlamayı düşündüler. Sonra ders zili çaldı, sıralarına oturdular.
Şimdi bu fotoğrafta gördüğümüz mezarlar, o sıralarda oturan çocuklara ait. Zehra’ya… Fatma’ya… Nadya’ya… Hena’ya… Her biri anne-baba kuzusu. Her biri bir annenin duası, bir babanın umudu, bir kardeşin neşesi...
Hayat dolu kız çocuklarımızın istatistik satırlarına sığdırılmasına razı olamayız. Toplu mezarlara indirgenen çocukluklara alışmadık, alışamayız.
İran’da, Gazze’de öldürülen çocukların birer sayıdan ibaret hâle getirilmesine izin vermemek en temel insani sorumluluğumuz. Her birinin yasını ayrı ayrı tutmak, isimlerini anmak, hatıralarını yaşatmak boynumuzun borcu.
Minab’ta katledilen yavrularımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Acılı ailelerine ve İran halkına sabır ve başsağlığı temenni ediyorum.
Unutmamak, unutturmamak ve her bir evladımız için adalet talep etmek zorundayız. Çünkü insanlık onuru bunu gerektirir, çünkü insan olmak bunu gerektirir.
Sayın Başkanım, bugün günü Türk tipi başkanlık sisteminin örneklerinden biriyle daha uyandık. Resmî Gazete'de gece yarısı yayımlanan bir kararnameyle 2 sayın bakanın görevlilerinden aflarını talep ettikleri ve bu taleplerin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildiği duyuruldu. Ben, öncelikle, Sayın Ali Yerlikaya ve Yılmaz Tunç'a tezkerelerinin, tahliyelerinin hayırlı olmasını diliyorum. Bugünden itibaren 2 sayın bakan da artık talimat ile vicdan, operasyon ile hukuku arasında sıkışmadan özgür bir şekilde yaşayacaklardır. Ümit ediyorum ki geride bıraktıkları miraslarının da siyasi tarihimizde nasıl yer alacağı konusunda bir muhasebede bulunurlar.
Sayın Başkanım, istifa ve görevden alma bir siyaset kurumunun en sağlıklı iki mekanizmasından biridir. İstifa, bir kişinin üstlendiği görevin gereklerini yerine getiremediğini düşündüğünde ya da görevini icra ederken ciddi sorunlarla karşılaştığında istifa etmeyi tercih etmesi çoğu zaman olumlu olarak değerlendirilir. Bu, bazen bir yükten kurtulma, bazen de onurlu bir duruşun ve çıkışın yoludur. Ne var ki, Türk tipi başkanlık sisteminde yöneticilerin istifa etme hakları dahi ellerinden alınmıştır. Görevden alma bir yöneticinin en doğal haklarından biridir. Herhangi bir kişinin bir göreve getirilmesi birtakım objektif koşullara dayanmalıdır. Aynı şekilde, bu koşullar ve kendisinden beklenen görevler yerine getirilmediğinde o kişinin görevden alınabilmesi de gerekir. Görevden alma sadece en üst otoritenin bir tasarrufu değil, aynı zamanda tüm kamunun hakkının icrasıdır normal şartlarda. Gelin görün ki, hepimize ait bu yetkinin kullanımının dahi farklı bir zemine çekileceği endişesiyle Türk tipi başkanlık sisteminde istifa gibi görevden alma müessesesi de ortadan kaldırılmıştır.
Şimdi, merak ediyoruz: Bu 2 Sayın Bakanın görevden aflarını gerektirecek günahları nedir acaba? Hangi günahı işlediler de hangi hatayı işlediler de hangi talimata karşı vicdanlarının direnciyle karşılaştılar da görevden aflarını talep ettiler? Eğer ortada bir günah veya hata var ise kamuoyunun bunları adli, idari, siyasi tartışmalarla bilmesi gerekir. Hayır, ortada bir yorgunluk ve bazı talimatlara direnememe hâli varsa da yine kamuoyunun bu tartışmaları bilmesi Türk demokrasisi açısından sağlıklı olacaktır. Acaba bu, bazı talimatları yerine getirememenin, bazı daha büyük günahları işleyememenin bir kaçış yolu mudur diye de düşünmüyor değiliz ama neticede şunu biliyoruz: Görevden almanın da af taleplerinin de gerçekleşeceği, millet iradesinin tecelli edeceği günler de mutlaka gelecektir.
Sayın Başkanım, bir buçuk yıldır İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ve İstanbul yargı çevresinin operasyonları veya soruşturmaları veyahut da yargılamaları nedeniyle Türk siyasi hayatı âdeta büyük bir ambargo altında. Doğrusu, Sayın Başsavcının bakanlık görevine atanması burada devam edegelen anlayışın Türkiye'deki bütün yargı çevrelerine de sirayet edip edemeyeceği noktasında çok derin ve haklı bir endişemiz vardır, bunu kamuoyunun dikkatine sunmak isteriz.
Tabii, Sayın Başsavcının İstanbul'dan ayrıldığı gün Kent Uzlaşısı dosyasından Mehmet Ali Çalışkan ve Ebru Özdemir ile Emrah Şahan'ın tahliyeleri bir ironi olarak kayda geçecek iken maalesef az önce gelen haber aynı tasın aynı hamamda aynı suyla yıkandığını göstermektedir. Ayşe Barım on iki yıl altı ay cezaya çarptırılmıştır. Bir yapımcının herhangi bir delil ortaya konmadan, böyle bir suçlamayla cezalandırılmış olmasının gerçekten bırakınız hukuk devletini, kanun devletiyle dahi izahı ve telifi mümkün değildir.
Sayın Cumhurbaşkanının bir keresinde açıkça ifade ettiği gibi, Türkiye artık ne hukuk devletidir ne de kanun devleti; Türkiye bir yargı devletidir ve maalesef bu yargı sistematiği de kanunla, hukukla, adaletle, vicdanla değil talimatla Türk siyasetini, Türk ekonomisini ve Türk sivil toplumunu enfekte etmektedir.
Mehmet Emin Ekmen: “Bir gün, AK Partili bir arkadaşa ‘Meclis kürsüsünde yaptığım konuşmaların herhangi bir cümlesini hakka, hakikate, adalete ve ahlaka aykırı bularak bana bildirdiğinizde ben o cümleyi bu kürsüde bir daha kullanmamamın taahhütünü veriyorum’ demiştim.
Bu taahhüt bugün için de geçerlidir. Biz Meclis'te salt bir muhalefet, salt bir eleştiri ya da süreyi doldurmak için malayani konuşmalar yapmıyoruz.”
Varlık Fonu denetimsiz!
Parlamento denetimi yok!
Sayıştay denetimi yok!
Yargı denetimi yok!
Bu denetimsizlikle gelecek kuşakları borçlandırıyorsunuz.
BUNDAN DAHA BÜYÜK BİR KÖTÜLÜK OLABİLİR Mİ BU MİLLETE?
@BulutBu70581388 @atadan____ Bu tutarlar Notere gitmiyor devlete ödeniyor akşamında, noter’in kazandığı %17yi geçmez onunla da personel maaşı kirası elektiriği vs şunu bunu öder
Bugün Genç Liderler Kulübümüzün etkinliğinde sayın @alibabacan ‘ı dinliyoruz. Öğrencilerimizle interaktif bir sohbet ortamındayız. Dillendirdiği bir cümle kanımca çok önemli.
“Bir ülkenin ekonomisi sadece ekonomi politikaları ile düzelmez”.
@uskudaruni