🔴 Erhan Afyoncu:
Türkiye’de 8 yıllık eğitim yeter.
Zorla okula giden çocuğun kendisine faydası olmadığı gibi, okumak isteyen çocukların da huzurunu bozuyor.
Sevgili Gençler,
Diploma tek başına sihirli bir anahtar değildir!
Asıl mesele o diplomaya yarın nasıl bir anlam katacağınızdır. Teknoloji ne kadar dönüşürse dönüşsün, insanın vicdanını, ahlakını ve merhametini hiçbir teknoloji ikame edemeyecektir.
Sizlerden beklentimiz yalnızca iyi birer profesyonel olmanız değil, aynı zamanda 'iyi insanlar' olmanız ve gök kubbede hoş bir seda bırakabilmenizdir.
Sabır, azim ve gayretle Türkiye’nin yeni başarı hikâyelerini sizler yazacaksınız.
Sizler bu ülkenin geleceğisiniz ve bizim geleceğimiz aydınlıktır!
Şam'ın, Halep'in, Karabağ'ın özgürlüğünü gördüğümüz gibi inşallah bir gün Kudüs'ün de özgürlüğünü göreceğiz.
Benim valiyken Cenabı Hak'tan bir niyazım vardı. Malum burada beş sene valilik yaptıktan sonra Erzurum'a tayin oldum. İki buçuk sene de orada görev yaptım. İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu. Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et diye.
Yine inanıyorum ki Cenabı Hak o günleri bizlere gösterecek. Mutlaka gösterecek. Ben buna bütün kalbimle inandım ve inanmaya da devam ediyorum. Geçmişte olduğu gibi yine oralar bizim olacak. Yine bizim hüküm ve tasarrufumuz altına inşallah girecek. Çünkü başımızda Recep Tayyip Erdoğan gibi bir küresel lider var. Bir dünya lideri var.
Korku aklı susturur, cehalet gerçeği örter, adaletsizlik ise güven duygusunu zedeler. Oysa sağlıklı bir toplum; adaletin korunduğu, bilginin teşvik edildiği ve korkunun değil güvenin hâkim olduğu bir iklimde inşa edilir.
#Adalet#Korku#Cehalet#Bilgelik#MiguelDeCervantes
Şerefsiz evlatları dünyanın gözü önünde yeryüzündeki tüm zulüm ve ahlaksızlıkları yapıyorlar ama NYT yazmayana kadar hiç bir anlam ifade etmiyor bu şahitlikler ….Sorun esas burada…
Hayatın asıl kıymeti, kişinin kendi dar varoluşunu aşarak, dünyaya ya da başkalarının hayatına ışık düşürebilmesinde, anlamlı bir iz bırakabilmesinde yatar. Bu iz, büyük ve gösterişli olmak zorunda değil; bir deha veya şöhret olmak zorunda değiliz. Bazen bir insanın hayatına dokunmak, bir düşünceyi derinleştirmek ya da sadakatle bir emeği sürdürmek de aynı ölçüde anlam üretebilir. Geriye dönüp baktığında, ‘anlatacak bir hikayem var’ diyebilmek.
Küresel İslamofobi'nin;
Merkezi İsrail, en büyük karargahı Hindistan'dır.
CHP'nin çabalarıyla Türkiye de bir karargaha dönüştürüldü.
Ama bir adam çıktı;
"Kabe'de hacılar..." dedi.
O küresel İslamofobik ve Türkofobik proje yerle bir oldu.
Türkiye'de yılların yatırımını sıfırladı. Ve dalga dalga dünyaya yayıldı.
Sanki Yunus Emre yeniden sokakları dolaşmaya başladı.
Nazar değmesin, sulandırılmasın!
Bu duruluğu ile kalsın.
İsrail şuan;
Bütün kurumlarıyla,
Bütün güvenlik çevreleriyle,
Bütün akademisyenleriyle,
Bütün siyasi isimleriyle,
Bütün uluslararası bağlantılarıyla,
Bütün terör örgütü ortaklarıyla,
Batı’da ve coğrafyada yakın olduğu bütün ülkelerle,
TÜRKİYE’YE SALDIRIYOR...
Dünyada genelinde bir “Türkiye
Korkusu” inşa etmeye çalışıyor.
“İslamofobi”den sonra “Türkofobi”
söylemini pazarlayıp küreselleştiriyor.
Peki başarabilecek mi?
Kocaman bir HAYIR!
Çünkü;
Kendi korkularını dünyanın korkusu gibi satıyor.
Ve bunu herkes biliyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’nde 2008’den bu yılın Temmuz ayına kadar tam 17 yılım geçti.
Gündemdeki maaş düzenlemesi tartışmalarıyla ilgili olarak ben de birkaç satır yazma ihtiyacı hissettim. 2018’e kadar Hazine Müsteşarlığı olarak bilinen, içinden BDDK ve SEDEK gibi kurumların çıktığı, 2018’deki birleşmeyle bugünkü Hazine ve Maliye Bakanlığı’na dönüşen bu kurumda çok şeye şahit oldum. Fakat konu ile ilgili olarak şahit olduklarımdan ziyade şahit olmadığım bazı şeyleri yazmak istiyorum.
Bu kurumda bir kişinin bile 2011 yılında “Neden diğer kurumların maaşı yükseltilip bizimle eşitlendi? Biz hiç zam almadık, hatta uzman yardımcılarımızın maaşı düştü.” diyerek başka kurumları hedef aldığına şahit olmadım. Bu kararın üst kurullar gibi bizden yüksek maaş alan kurumlardaki etkisi çok daha yıkıcı oldu.
"Eşit işe eşit ücret" söylemiyle hazırlanan 666 sayılı KHK, eşit olmayan işlerin ücretlerini eşitlerken gerçekten eşit olan işlerin ücretlerinin farklılaşmasına sebep oldu.
Şahit olmadığım hususlara dönecek olursam, akademisyenlere maaş zammı yapıldığında üzülüp neden akademisyenlere zam yapılıyor da bize zam yapılmıyor diyen kimseyi görmedim. Aksine bütün arkadaşlarımız zammı yetersiz bulmuş, daha çok yapılmalıydı demişti. Bence akademisyenlerin hala bir düzeltmeye, hatta büyük bir reforma ihtiyacı var.
Yine doktorlarımızın 2019–2021 dönemindeki şikayetlerini haklı bulmuştuk. Uzun yıllar kariyer uzmanlarından daha düşük maaş alan hekimlerin, yapılan düzenlemelerle hak ettikleri seviyeye yaklaşmasına aramızda içerleyen olmadı.
Sayıştay’a, hakim ve savcılara yapılan iyileştirmelerde de kimsenin bir rahatsızlık ifade ettiğini duymadım.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken birçok başka sebebin de etkisiyle kurumda sessiz sedasız yaprak dökümü yaşandı, kıdemli kıdemsiz birçok kişi kurumdan ayrıldı, 10-15 yıllık personelin yerini 1-2 yıllık uzman yardımcıları doldurmaya çalıştı. Kıdemli Daire Başkanları başka Dairelere vekalet etti. Yeri geldi kurum dışından Başkanlar, ihtiyaç sebebiyle kurumda istihdam edildi.
Bu durum yalnızca Hazine'de değil, BDDK, SPK başta olmak üzere birçok üst kurulda yaşandı, bugün de yaşanmaya devam ediyor.
Buna karşılık bir iki istisna hariç kimse çıkıp ne oluyor demedi. Buna geçmiş dönemlerdeki Bakan ve Müsteşar seviyesindeki birçok yöneticimiz dahildir.
Bu kurumlarda çalışan insanların tek ihtiyacı maaş değildir, bunu her zaman vurguluyorum. Ancak maaş açısından 15 yıldır kesintisiz biçimde pasif olarak geriye düşen bu grubu bir nebze olsun desteklemeyi amaçlayan bir düzenleme meclise geldiğinde, bir anda herkesin ayaklanması kurumda büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yarattı.
Bu platformda her zaman çok aktif olmasam da özellikle öğretmenlerin ve polislerin taleplerine destek olmaya çalışır, bir şey yazamasam bile etkileşim veririm. Birçok hak mücadelesi yürüten hesapla karşılıklı takipleşmekteyim. Bununla birlikte bazı paylaşımların bu mücadelelerin ruhuna yakışmadığını üzülerek görüyorum.
Kapsam yeniden görüşülebilir, adil olmayan noktalar düzeltilebilir, bunlara yönelik eleştirileri de anlayışla karşılamak mümkündür.
Ancak en önemli noktanın gözden kaçmaması lazım. Düzenlemenin ana öznesi olan kariyer memurlarının piyasada ciddi bir karşılığı bulunuyor. Bu değer, kamuoyunun büyük kısmı fark etmiyor diye yok olmuyor. Bu kurumlar, hem mevcut personelin kaybı hem de nitelikli insanları çekmekte zorlanmaları nedeniyle günlük işlerini yürütmekte güçlük yaşıyor.
Bugün bu düzenlemeden şikayet ederek geri çekilmesini isteyenler tüm ülkeye kötülük ediyorlar ancak farkında değiller.
@ibrahimguzeluni Daha önce birçok kesim ek zamlar aldı. Ağır piyasa şartları karşısında kayıpları kısmen telafi edildi. Kariyer uzmanlarının talepleri hep ötelendi, ertelendi. Şimdi ise bir telafi çalışması var gündemde. Hazımsızlığa gerek yok..
Hür dünyanın bütün vicdân sahiplerine,
Bugün, gün boyu Gazze'deki yetkili kişilerden çok acı haberler aldım.
Gazze'deki büyük mezalim, tahammülü hatta tasavvuru dahi mümkün olmayan bir safhaya girmiştir. Başka siyasi ve insani krizlere odaklanarak Gazze'deki trajediyi geri planda bırakan kamuoyuna mevcut durumu ilan etmeyi insani bir vazife biliyorum.
Birkaç yıldır devam eden ağır bombardıman, toplu yıkım ve soykırımla beraber Gazze'de su, yiyecek ve ilaç başta olmak üzere temel hayatî ihtiyaçlar konusunda büyük bir mahrumiyet yaşanmaktaydı. Bu mahrumiyet son haddine ulaşmış durumdadır. Bebeğinden ihtiyarına, yaralısından hastasına, bütün Gazzeliler topyekün bir açlıkla karşı karşıyadır.
Uzun süredir açlığa direnen çocuklar, yaşlılar ve hastalar ölmektedir. Sınırlarda ihtiyacın binde biri dahi olmayan yardımların tabiri caizse damla damla dağıtılması nedeniyle büyük bir kaos oluşturulmaktadır. Şerefli Gazzeliler çocuklarına götürebilecekleri bir lokma için itiş kakış içine girmek zorunda bırakılmakta ve küçük düşürülmektedir. Dünya tarihinin en şerefli mücadelelerinden birini vererek her halükarda ayakta kalan bir halk, silahlı askerlerin karşısında yerlerde süründürülerek, aşağılanmaktadır. Yüzlerce kişi yiyeceğe ulaşmak isterken, hunharca katledilmektedir.
Bu açlık, tabiî bir afetin neticesi değildir. Alçakça uygulanan bir soykırım mühendisliğinin son aşamasıdır.
Değerli dostlar,
Süre tükenmektedir... Hayat tükenmektedir... Onur tükenmektedir...
Başta ilk günden itibaren Gazze'nin sesini tüm insanlığa duyuran Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm yetkililere tarih boyunca insanlığın vicdan yükünü omuzlayan aziz milletimizin her ferdine sesleniyorum.
Lütfen tüm önceliklerimizi değiştirerek insanlığı bir kez daha Gazze'de yaşanan büyük trajediye yöneltelim.
Bu mutlak şer ve kötülüğe derhal müdahale edilmediği takdirde, -tıpkı Bosna gibi- bütün insanlığın utançla anacağı bir Gazze'miz olacak!
Vallahi ahirette Gazze'den sorulacağız!
Vallahi ahirette bunun hesabını veremeyeceğiz!