ARABİSTAN'DAN GELEN TABUTLAR
Daha dün Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, işçilerin birlikte kaldığı bir evde patlamanın ardından yangın çıktı. İlk belirlemelere göre dört Hataylı emekçi yaşamını yitirdi. Yerel kaynaklar, hayatını kaybedenlerin Samandağlı olduğunu bildiriyor.
Dört insan…
Dört evin sönen ışığı…
Dört yarım kalmış hayat…
Geride kalan eşler, çocuklar, anneler ve babalar…
Birkaç gün üzüleceğiz. Taziye çadırları kurulacak. Başsağlığı mesajları yayımlanacak. Cenazeler toprağa verilecek. Sonra hayat kaldığı yerden devam edecek.
Ta ki Arabistan’dan yeni bir ölüm haberi gelene kadar…
Çünkü Hatay’da, özellikle Samandağ’da, gurbetten cenaze karşılamak neredeyse hayatın olağan bir parçası hâline getirildi.
Oysa hiçbir toplum, ekmeğini kazanmak için başka ülkelere giden insanlarının tabutlarını karşılamayı olağan saymamalıdır.
BU GÖÇÜN ÇETELESİ NEDEN TUTULMADI?
1970’lerden bugüne Samandağ’dan, Antakya’dan ve Hatay’ın çeşitli ilçelerinden yüz binlerce insan Suudi Arabistan’a, Katar’a, Bahreyn’e, Kuveyt’e ve diğer Körfez ülkelerine çalışmaya gitti.
Peki neden?
Doğdukları toprakları sevmedikleri için mi?
Arabistan çöllerine hayran oldukları için mi?
Aylarca eşlerinden, çocuklarından ve anne babalarından ayrı yaşamayı tercih ettikleri için mi?
Hayır.
Kendi ülkesinde iş bulamadıkları için gittiler.
İş bulduklarında aldıkları ücretle geçinemedikleri için gittiler.
Çocuklarını okutabilmek, ev yaptırabilmek, borçlarını ödeyebilmek, evlenebilmek ve ailelerine insanca bir hayat sağlayabilmek için gittiler.
Buna yıllardır “gurbetçilik” diyoruz.
Oysa bu sözcük, yaşanan gerçeğin üzerini örtüyor. Çünkü ortada romantikleştirilecek bir yolculuk değil, ekonomik zorunlulukla gerçekleşen büyük bir emek göçü vardır.
Bu insanlar yalnızca ülkelerinden ayrılmadı. Aile hayatlarından, çocuklarının büyümesinden, gençliklerinden ve sağlıklarından da vazgeçmek zorunda bırakıldı.
Bir baba, çocuğunun ilk adımını göremedi.
Bir işçi, yıllarca eşinin yanında uyanamadı.
Bir anne, oğlunun sesini telefonlardan dinleyerek yaşlandı.
Nice çocuk, babasını yılda birkaç hafta görebildi.
Hatay’da yapılan birçok evin harcında yalnızca çimento değil; gurbetçinin özlemi, alın teri ve ömründen eksilen yıllar vardır.
KAÇ KİŞİ GİTTİ, KAÇI DÖNEMEDİ?
Bugüne kadar Samandağ’dan ve Hatay’dan Körfez ülkelerine kaç kişi çalışmaya gitti?
Kaçı kayıtlı, kaçı güvencesiz çalıştırıldı?
Kaçı iş kazalarında yaşamını yitirdi?
Kaçı hastalanarak döndü?
Kaçı ücretini alamadı?
Kaçı çalıştığı ülkede tutuklandı, mağdur edildi veya sahipsiz bırakıldı?
Kaç cenaze Suudi Arabistan’dan, Katar’dan, Bahreyn’den ve Kuveyt’ten Hatay’a getirildi?
Bu soruların kapsamlı bir cevabı var mı?
Yoksa hiçbir kurum bu insanların çetelesini tutmaya ihtiyaç duymadı mı?
Eğer 1970’lerden bugüne yaşananlar araştırılırsa karşımıza yalnızca birkaç münferit ölüm değil, kuşaklar boyunca devam eden toplumsal bir yara çıkacaktır.
Ama biz her ölümü birbirinden bağımsız bir “kaza” olarak gördük. Böyle yapınca nedenler görünmez oldu, sorumlular kayboldu ve geriye yalnızca kader söylemi kaldı.
Oysa aynı bölgeden, aynı sınıftan insanlar, aynı nedenlerle başka ülkelere gidiyor ve benzer koşullarda ölüyorsa buna tesadüf denilemez.
Bu, kişisel bir talihsizlik değil; toplumsal bir düzendir.
İŞÇİNİN ÖLÜMÜNÜ OLAĞANLAŞTIRAN SESSİZLİK
Samandağ’da festivaller düzenleniyor.
Paneller yapılıyor.
Kültürden, kimlikten, tarihten ve kardeşlikten söz ediliyor.
Siyasi partiler hemen her konuda açıklamalar yayımlıyor. Belediyeler etkinlikler düzenliyor. Dernekler, platformlar ve kanaat önderleri halk adına konuşuyor.
Peki yarım asırdır bu bölgenin insanlarını Arabistan çöllerine gönderen ekonomik mecburiyet neden ana gündem olmuyor?
Neden bir “Samandağ ve Hatay Emek Göçü Kurultayı” düzenlenmiyor?
Neden gurbetçi işçilerin tarihini, çalışma koşullarını ve yaşadıkları hak ihlallerini araştıracak kalıcı bir komisyon kurulmuyor?
BAŞKAN ÖNTÜRK’TEN ARSUZLULARA MESAJ:
“AZ KALDI, ÇOK DAHA GÜZEL BİR ARSUZ’A KAVUŞACAĞIZ”
Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Öntürk, Arsuz ilçe merkezinde yürütülen altyapı ve üstyapı çalışmalarını yerinde inceledi.
https://t.co/hJiZx6ToBP
This Maine Coon has a rare chimera coat, giving it a perfectly split face with orange and gray fur
It also has heterochromia, meaning each eye is a different color, one blue and the other green
Bu hükümet, Erdoğan ve partisi %20’ye düşecek.
Cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinde; halkımızın, bu kara düzene karşı olan partilere desteği en az %70’i bulacak.
Bu bir iddia değil, daha fazlası…
İşte tam da bu yüzden hesaplarım kapatılıyor. Ama ne fayda; su akar, yolunu bulur.
@muratagirel@ceylanseverr Yakında mahkeme kararı ile senin virgül kullanmanı yasaklatacağız abi. Bir kere de şu işareti doğru kullansan. Virgülü önceki kelimeye bitiştireceksin, sonraki kelime ile arasına bir boşluk bırakacaksın. Bitti gitti. @unsalunlu abi içten içe sana çok hayıflanıyor ama belli etmiyr
AKP ve İsrail’in işbirliğini belgeledik!
Irak-Türkiye ham petrol boru hattında;
Irak Devletine ait petrolün izinsiz olarak taşınması ve Irak’ın belirlediği fiyatların altında satılmasıyla ilgili yasa dışı yoldan bir işbirliği kurulduğunu tespit ettik.
İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve birkaç ülkenin, ucuza satın aldığı bu kaçak ve kelepir petrol ticaretindeki AKP’nin rolü nedeniyle;
Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Türkiye’ye verdiği cezayı Meclis’te açıkladık!
Ceza: 673 Milyon Dolar
Güncel Kurla 32 Milyar Lira!
Not: Söz konusu kelepir petrol satışına sebep olmaktan kaynaklanan bu ceza tutarı, Nihai Tahkim Kararı’nda belirtilen toplam 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık cezanın, 673 Milyon Dolarlık kısmını oluşturuyor.
Bu sabah Silivri’ye giderek babamı ziyaret ettim. Kendisinin direnci ve morali çok iyi.
Babama yaptığım ziyaret sonrası laboratuvara geldim.
Takdir edersiniz ki İTÜ’de Fizik yüksek lisansı yapmak oldukça zor. Özellikle şu sıralar tezime epey bir vakit harcıyorum.
Tezle ilgili ölçüm yaparken kısa süreliğine bir ara verdim ve o esnada benimle alakalı ilginç bir paylaşıma denk geldim.
Açıklamaya bile gerek yok ama avukatlarım hukuki girişimi yapacaklar.
Ayrıca ben çayı limonla değil, sade ve şekersiz içerim.
Sevgiler…
Kemal Kılıçdaroğlu "masraflarımı, arabamı bir iş insanı karşıladı, ismini söyleyemem" diyor.
📍Yahu bir araba tahsisi yüzünden hapis yatan belediye başkanı var.
Sen nasıl bir tipsin?
Ankara’ya,
Başkentin kalbi Çankaya’ya operasyon yapmak, belediye başkanını tutuklamak; 19 Mart ve 21 Mayıs darbesinin, hukuksuzlukla oluşturulan “ahtapotun kolları” mekanizmasının son merhalesidir.
Can kardeşim Hüseyin Can Güner başkanımıza yapılan bu muameleyi kınıyorum.
Tutuksuz yargılanma haktır.
Bunu yok sayan, gizli tanık beyanı ve iftiracı düzeni ile operasyon, yargı düzenine ihanettir.