📢 Ahmet Anapalı:
🔸"Mussolini diyor ki: 'Türkiye'ye geleceğim, Boğazları ele geçireceğim, İstanbul'u alacağım. Hazır olun.'"
🔸" 'Geliyorum' diyene ne denir? 'Gel' denir ve Hüseyin Nihal Atsız davetiye göndermiş Mussolini'ye."
🔸" 'Bizim kültürümüzde geleceğim diyene gel denir, buyur gel' diyor."
🔸" 'Ey Benito Mussolini! Ey gayet yüce, İtalyanlar başvekili muhterem Duce!'"
🔸" 'İşittim ki yelkenleri edip de fora, inecekmiş orduların yeşil Bosfor'a.'"
🔸" 'Buyursunlar... Savaş bizim için düğündür; din Arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.'"
🔸" 'Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa, bilin kahraman Türk öyle gider kanlı savaşa.'"
🔸" 'Hem karadan hem denizden ordular indir! Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!'"
🔸"Ağabey söze bakar mısın!"
🔸" 'Olma öyle sinsi çakal, yahut engerek! Bozkurt gibi, kartal gibi dövüşmek gerek!'"
🔸" 'Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister! Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.'"
🔸" 'Var mı senin damarında öyle bol kanın? Türk'ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!'"
🔸"Ağabey bu sözler nasıl sözler ya?"
Fark ettiniz mi bilmiyorum, insan layık olmadığı şeyi üzerinde taşıyamıyor. Bilgi fazla gelirse kibirleniyor, zenginlik fazla gelirse görgüsüzleşiyor, güç fazla gelirse başkalarını aşağılıyor. Yani özne ile edim arasında bozulan o orantıyı saklayamıyor, mutlaka sızdırıyor dışarı.
Acı gerçek şu ki…
Barışçıl bir insan bile gerektiğinde şiddetin ne olduğunu bilmeli. Aksi halde sahip olduğu huzur, onu tehdit eden kişinin insafına kalır.
Miyamoto Musashi
Atatürk herhangi bir harpte zora düştüğünde ellerini açarak Allah'ına yalvarır, "Allah'ım, eğer muvaffak olamayacak, mahcup olacaksam bir kurşun isabet ettir ve canımı al" dediğini bana anlattı. Bunun üzerine bütün tehlikeli anlarda yaptığı münacaatların Allah tarafından kabul edilerek muzaffer olmasından Allah'ın sevgili kulu olduğunu söylerdi.
Makbule Atadan
Allah öyle bir dönem verdi ki
📍Ne sevinecek Eurovision var
📍Ne coşacak dünya kupası
📍Ne harcayacak para
📍Ne işe yarar pasaport
📍Ne de gidecek ülke
Hırsızlar, şeyhler ve orospular dışında hiç kimsenin memnun olmadığı bir dönem.
Dünyada yalnızca Türkiye'de bulunan kasnak meşesi ormanına, özel izin olmadan girmek yasak. Bu koruma altındaki alana sadece eğitim ve bilimsel çalışmalar için izin veriliyor.
Doğayı korumak amacıyla belirlenen kurallara uymayanlara 557 bin TL'ye kadar ceza uygulanıyor
İnternette dönüp dolaşan bu videoyu biliyorsunuz.
Werner Herzog’un kamerasının yakaladığı o "Arızalı" penguen.
Binlerce penguen, hayatta kalmak, yemek yemek ve üremek için okyanusa doğru yürürken; O tek başına duruyor. Kafasını çeviriyor.
Ve sürüyü reddedip, tam ters istikamete; okyanusa değil, 5000 kilometre boyunca buzdan ve ölümden başka hiçbir şeyin olmadığı DAĞLARA doğru yürümeye başlıyor.
Bilim insanları onu yakalayıp koloniye geri bıraktı. Ama o, arkalarını döner dönmez yine rotasını o "Hiçliğe" çevirdi. Neden?
Biz aslında bu pengueniz.
Bu video neden milyonlarca kez izlendi?
Neden içimizi titretti? Çünkü o penguen bize, bastırdığımız o en derin dürtüyü hatırlattı: "Sürüyü reddedip, kendini bilinmeyenin ortasına atma arzusu."
Her insanın, gerçekten insanım ben diyenin içinde bilinmeyene dair karşı konulmaz bir dürtü vardır.
Sen o perdenin arkasını hep merak edersin.
Okyanus, sistemin size sunduğu güvenli alandır.
Maaştır, sigortadır, sıcak yataktır.
Dağlar ise ölümdür ama aynı zamanda ÖZGÜRLÜKTÜR.
Biz de tıpkı o penguen gibi, bu sistemin kodundaki birer "Hata"yız.
Doğa bizden sadece hayatta kalmamızı ve genlerimizi aktarmamızı ister. Ama bazılarımızda bir "Bug" oluşur.
Yemeği reddederiz, konforu reddederiz ve ufuktaki o dağların ardında ne olduğunu merak ederiz.
Araştırırız, okuruz, öğreniriz.
Deneyimlemek isteriz.
Bilinmeyene yelken açmak, gerekirse bu yolda her şeyi arkamızda bırakmak isteriz.
Herkes "Oraya gidersen ölürsün" derken, biz "Burada kalırsam zaten yaşamıyorum ki" deriz.
Bilim insanları ona "Yönünü şaşırmış" veya "Deli" dedi.
Hayır. O gayet bilinçliydi.
O penguen, korkakların ve sürüye uyanların asla anlayamayacağı bir şeye sahipti: KENDİ SONUNU TAYİN ETME İRADESİ.
Güvenlik masalının götüne bir havai fişek sokup patlatmış bir penguen. Hepimiz de sempati uyandırdı.
İnsanın yapamadığını yapabildiği için.
NPC'ler okyanusta balık peşinde koşarken, o dağların sessizliğinde kendi kaderine yürüdü.
Belki de o penguen ölmemiştir?
Belki de o dağın ardında, sürünün vizyonunun yetmediği başka bir okyanus bulmuştur? Kim bilir...
Eğer bugün kalabalığın gittiği yöne gitmek içinizden gelmiyorsa, korkmayın.
Siz deli değilsiniz.
Siz sadece simülasyonun farkına varmış o yalnız penguensiniz.
Bilinmeyene duyulan hasret ve özlem.
Yürümeye devam.
HIRAETH.