Hicrî hesabın kâtipleri derlerdi ki:
“Gök iki kere kararırsa, halk bir kere değil iki kere düşünmelidir.”
12 Ağustos gecesinde Güneş’in nuru eksildi.
Aslan burcunda gök karardı.
Ve müneccimler bunu yalnızca bir gölge saymadılar.
Dediler ki:
“Şems tutulduğunda hükümdarların kalbi sınanır, şehirlerin kaderi ağırlaşır ve insanların sakladığı korkular meydana çıkar.”
Çünkü Güneş saltanatın, kudretin ve görünür düzenin remzidir.
Onun ışığına gölge düştüğünde, eski kâtipler şöyle yazardı:
الشمس إذا كسفت اضطربت القلوب
“Güneş karardığında kalpler huzursuz olur.”
Ve ardından Ağustos’un sert kapıları açılır.
22 Ağustos
Güneş, Ejderha’nın kuyruğuna yaklaşır.
Kadim müneccimlerin diliyle Züeneb, yani Güney Düğümü, azaltan ve eksilten taraftır.
O günlerde büyüyen küçülebilir.
Güçlü görünen zayıflığını gösterebilir.
Taht sahibi korkuya düşebilir.
Halkın öfkesi kolay tutuşabilir.
Bir müverrih şöyle yazardı:
“Sultan kibirden sakınsın.
Tacir borcunu büyütmesin.
Asker öfkeyle kılıç çekmesin.
Halk, söylentinin peşinden gitmesin.”
Çünkü gökteki işaret, insanın içindeki taşkınlığı da uyandırır.
24 Ağustos
Bu tarih özellikle ağır okunurdu.
Rüzgârın yön değiştirdiği,
havaların sertleştiği,
ateşin ve suyun birbirine meydan okuduğu günlerden biri kabul edilirdi.
الريح إذا اشتدت فاستتروا
“Rüzgâr şiddetlenirse siper alın.”
Şiddetli fırtınalar, yıkıcı rüzgârlar, ani yağışlar, seller ve deniz kabarmaları gibi olaylara karşı tedbirli olunması öğütlenirdi.
Toprak huzursuzsa, dağ dibinde yaşayan dikkat eder.
Deniz kabarıyorsa, kıyıda yaşayan geri çekilir.
Gök gürlüyorsa, yolcu acele etmez.
Çünkü eski dünyanın bilgeliğinde göksel işaretin karşılığı korku değil tedbirdir.
28 Ağustos
Ve sonra Ay’ın kapısı gelir.
28 Ağustos’ta Ay tutulur.
Güneş tutulması kralları, iktidarı ve görünen düzeni anlatırken;
Ay tutulması halkı, kalabalıkları, suları, korkuları ve gecenin sakladığı şeyleri anlatır.
Eski müneccimnâmelerde Ay’ın ışığının kesilmesi şöyle yorumlanırdı:
“Kamer karardığında halkın gönlü karışır;
su taşarsa şehir korkar;
gece uzarsa söylenti çoğalır.”
القمر إذا خسف فاحذروا اضطراب الناس والمياه
“Ay tutulduğunda halkın ve suların taşkınlığından sakının.”
O günlerde sel, fırtına, aşırı yağış, deniz olayları ve toplumsal huzursuzluk sembolizmi daha ağır okunurdu.
Ve eski bir kâtip belki şöyle yazardı:
“Gökte Azrail’in gölgesi dolaşıyor sanmayın;
fakat ölümün insana ne kadar yakın olduğunu unutmayın.”
Çünkü Azrail burada bir kehanet değil, fani oluşun remzidir.
12 Ağustos’ta Güneş karardı.
22 Ağustos’ta Güneş kuyruğa varıyor.
24 Ağustos’ta hava ve yeryüzü sembolizmi sertleşiyor.
28 Ağustos’ta bu kez Ay kararıyor.
Ağustos, ışığını iki kez kaybeden bir ay oluyor.
Eski müneccimlerin diliyle:
“İki nur bir ay içinde gölgelenirse,
akıllı kişi eğlencesini azaltır,
yolunu sağlamlaştırır,
evini korur,
duasını çoğaltır.”
Ve şehirlerde şu dua okunurdu:
اللهم احفظنا من الريح والماء والنار وفتنة الأرض
“Allah’ım bizi rüzgârın, suyun, ateşin ve yeryüzünün fitnesinden koru.”
Çünkü sert günler geldiğinde, insanın görevi göğe meydan okumak değildir.
İşareti görmek, tedbir almak ve haddini bilmektir.
Ve eski müneccim defterinin son satırı şöyle olurdu:
“Gökte iki ışık karardığında, ölümün adını anma; hayatın kıymetini hatırla.
Zira hüküm gökte değil, Allah’ın ilmindedir.”
وَاللّٰهُ أَعْلَمُ
Venüs Yengeç'te.
Satürn karşı köşede konumlanmış, elinde eski kayıtlarla bir muhasebe yapıyor.
Bu gökyüzünde aşk kolayca filizlenmez. Bu gökyüzünde aşk, sorumluluklarının bedelini öder.
Kim kimi ne kadar sevmiş? Kim neyi eksik bırakmış? Kim hangi gece gerçeği saklamış? Kim hangi korkunun ardına sığınmış?
Satürn tüm bunları tek tek gündeme getirir.
Bazı insanlar bu üç gün içinde terk edilmeyecek. Ancak terk edilmiş gibi hissedebilir.
Çünkü en ağır yalnızlık, bir insanın gitmesi değildir. Yanınızda duran birinin size ulaşamamasıdır.
Telefonlar sessizleşebilir. Yataklar daha geniş ve boş hissedilebilir. Aynalar daha sert bir yüzleşme sunabilir.
İnsan, kendi yüzüne bakıp kendisini dahi sevilmeye değer görmeyebilir.
İşte Satürn tam bu noktada devreye girer.
Bir bıçak gibi değil.
Paslanmış bir demir gibi.
Yavaş yavaş etkisini gösterir.
Yavaş yavaş hatırlatır.
Her yara sevgi eksikliğinden kaynaklanmaz. Bazıları, kişinin kendisini değersiz görmesinden doğar.
Bu açı, biraz da bunun bedelini hatırlatır.
Yanlış insanlara duyulan sadakatin. Hak etmeyenlere verilen emeğin. Başkalarını kurtarmaya çalışırken kişinin kendisini tüketmesinin.
Gökyüzü bazen ödüller dağıtmaz.
Bazen yalnızca hesapları önünüze koyar.
Ve bazı geceler insan şu gerçeği öğrenir:
Kalbini kıran şey aşk değildir.
Aşk uğruna görmezden geldiğin gerçeklerdir
YILIN EN ŞANSLI ZAMANI GELİYOR! ✨Gökyüzünün iki büyük iyiciliği;
bereketin gezegeni #Jüpiter ile aşkın ve güzelliğin yıldızı #Venüs,
duyguların kadim mabedi #Yengeç burcunda buluşuyor.4–13 Haziran arasında
evren sanki uzun zamandır kilitli duran bazı kapıları sessizce açacak.
(Zirve enerji: 9 Haziran)Bazılarınız aşkı,
bazılarınız huzuru,
bazılarınız ise “nihayet oldu” dedirten o fırsatı yaşayacak.Ev, aile, ilişkiler, taşınma, para, şefkat, barışma, korunma hissi…
Kalbinizi yoran konular ilk kez nefes alabilir.Yengeç suyu sadece romantizm getirmez;
aynı zamanda ruhun yorgun taraflarını da sarar.
Bu yüzden bu kavuşum,
“şans”tan çok
evrenin size yeniden güvenmeyi öğretmesi gibi çalışabilir.Özellikle #Yengeç #Balık #Akrep
ve #Boğa #Başak ruhları
bu göksel kucaklaşmayı derinden hissedecek.Bir telefon.
Bir teklif.
Bir karşılaşma.
Bir haber.Hayat bazen gerçekten
tek bir günde yön değiştirebilir. ✨