467 vekil (milletinin vekili demiyorum) sözüm size
Madem bu bir af yasası değil, barış getirecek diyorsunuz, çok eminsiniz, o zaman bir madde daha ilave edelim.
Eğer bu yasa sonucu çıkan teröristler tarafından çeşitli suçlar işlenir, çatışma ortamı doğar ve güvenlik güçlerine görev verilecek olursa bu 467 vekilin kendisi ve evlatları da güvenlik sağlamak için görev alsın
Eğer ki birileri özerklik talep edecek olursa yine 467 vekil aileleri ile birlikte müebbet hapse mahkum olacağı hükme bağlansın
Biz her seferinde sizin yaptığınız yanlışların ve ihanetlerin bedelini ödemek zorunda mıyız?
Bu sefer öyle kolayca sıyrılıp koltuklarınızda kalacağınızı sanmayın
1993 yılında terör örgütü PKK’nın “İstiklal Marşı’nı okutma, Türk bayrağını indir” tehdidine boyun eğmediği için 10 kurşunla yaralanan ve 4 yıl yürüyemeyen öğretmen Cemal Ünlü’nün gazilik başvurusu, MEB ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından “mevzuata uygun değil” denilerek reddedildi. (Sözcü - Emin Özgönül)
BU UYARIYI KİMSE HAFİFE ALMASIN!
Banu Avar’ın dikkat çeken bir uyarısı var:
“Yakın gelecekte PKK kadrolarının Türkiye’nin her yerinde, işgal İstanbul’unda (1918-1923) şenlenen azınlıkları hatırlatan bir şımarıklıkla taşkınlık yaptıklarını, kindar bir tutumla yurttaşları taciz ettiklerini göreceğiz.”
Bu sözler üzerinde ciddi ciddi düşünmek zorundayız.
Bölücü ve Kürtçü
Adem Karaçoban geçenlerde, yaptığı yayında açıkça:
“Bu yasa geçince bir şey yapamayacaksınız.”
diye Türk milletiyle adeta dalga geçiyordu.
Peki şimdi ne oluyor?
Eğer bu yasa gerçekten “toplumsal bütünleşme” ve “barış” getirecekse, neden daha şimdiden bazı çevrelerde “Artık bize hiçbir şey yapamazsınız” anlayışı ortaya çıkıyor?
Neden bazıları bunu bir demokratikleşme ve normalleşme süreci olarak değil, sanki devletin kendilerine karşı koyamayacağı yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüyor?
Banu Avar’ın uyarısı tam da burada önem kazanıyor.
“Şımarıklıkla taşkınlık, kindar bir tutumla yurttaşları taciz etme” ihtimali nereden çıkıyor?
Eğer böyle bir ihtimal varsa, devlet bunun tedbirini bugünden almak zorundadır.
Türk milletinin kaygısı, etnik kimlik üzerinden siyaset yapan, terör örgütünün geçmişini veya ideolojisini siyasi bir meşruiyet aracına dönüştürmeye çalışan anlayışların güç kazanmasıdır.
YASA GEÇTİKTEN SONRA
“BİZE BİR ŞEY YAPAMAZSINIZ” DİYENLER NEYE GÜVENİYOR?
Devletin hukukuna mı?
Yoksa kendilerine sağlanacağını düşündükleri siyasi dokunulmazlıklara mı?
Eğer mesele gerçekten barışsa, kimsenin Türk vatandaşına meydan okumasına, Türk bayrağına saygısızlık etmesine, İstiklâl Marşı’nı tartışmaya açmasına, sokakta yurttaşı taciz etmesine veya devletin otoritesini sınamasına izin verilmemelidir.
Barış, devletin geri çekilmesi değildir.
Kardeşlik, tehdit karşısında susmak değildir.
Demokratik siyaset, terörün siyasi mirasını devralmak değildir.
Ve toplumsal bütünleşme,
Türk milletinin bir bölümünü diğerlerinden üstün veya ayrıcalıklı hâle getirmek hiç değildir.
Bugün yapılması gereken,
Devlet, neye izin verileceğini ve neye asla izin verilmeyeceğini açıkça ortaya koymalıdır.
Türk bayrağına saygısızlık edilmeyecek.
İstiklâl Marşı tartışmaya açılmayacak.
Üniter devlet yapısı pazarlık konusu yapılmayacak.
Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği paylaşılmayacak.
Devletin güvenlik güçleri tehdit edilmeyecek.
Vatandaşın etnik kimliği üzerinden baskı kurulmayacak.
Ve hiç kimse, “Yasa çıktı, artık bize bir şey yapamazsınız” diyerek bu milletin sabrını sınamayacak.
Türkiye Cumhuriyeti bir aşiret devleti değildir.
Devletin hukuk düzeni vardır.
Anayasası vardır.
Ordusu vardır.
Polisi vardır.
Yarg��sı vardır.
Ve her şeyden önemlisi;
Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir.
“PKK silah bıraktı mı?”
Silah bırakıldıktan sonra ortaya çıkacak siyasi, toplumsal ve örgütsel güç ne olacak?
Eğer cevap verilemiyorsa, Türk milletinin kaygılarını “barış karşıtlığı” diyerek susturamazsınız.
Çünkü biz barışa değil,
Türkiye’nin geleceğinin belirsiz bir siyasi projeye teslim edilmesine itiraz ediyoruz.
Türk Milletinin önüne konulan asıl tablo, yasa geçtikten sonra mı gösterilecek?
Belli ki sizi ikna etmek mümkün değil. İran soykırımı kabul etmedi. Abd ve İsrail kabul etti. PKK’yı desteklemedi, PKK’yı ABD ve İsrail ile Batılılar destekledi. Asıl Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistanla iş birliği yapan Suudi Arabistan değil mi? Olayları çarpıtmak yakışıyor mu? Asıl bize karşı olanlar Arap ülkeleri. Bu kadar çarpıtılmaz. Adamlar şu an Pejak’ın dumanını attırıyor. Arap ülkelerindeki Abd üslerini füze yağmuruna tutuyor. Sen kahrolsun İsrail deyip hiç bir şey yapmazken, aksine çelik ve petrol yolluyorsun. Askerimizin başına çuval geçirenler, bize ambargo koyanlar, bize uçak vermeyenler, Kıbrıs’ta ve doğu Akdeniz’de bizi desteklemeyenler, YPG’ye silah verenler İran mı ABD mi? Türkiye’nin Osmanlı devleti gibi federatif sistemle yönetilmesini de isteyen ABD. Bırak Allah aşkına. Adamlar BOP’u çöpe attılar ama ABD ve İsrail bizim aracılığımızla BOP’u yeniden aktif hale getirecek bu anlaşmayla. Anlayın artık.
Yine başladık;
Sana konser yaptırmayacağız…
Seni bitireceğiz…
Müzik dünyasından sileceğiz…
1. Ben ismimi örgütlerle, derneklerle, partilerle kazanmadım ki kaybedeyim.
2. Konser benim şahsi meselemdir. Cumhuriyet hepimizin ortak meselesidir. Tercih yapmam gerekirse Cumhuriyeti seçerim ve arkama bakmam.
3. Yaşadığım sürece de işimi yapmaya devam edeceğim. Siz istiyorsunuz diye üzerimize yağmur yağacak değil.
4. Önüne konser kemiği atarak susturduğunuz, tehditlerle kapı kulu yaptığınız, parayla terbiye ettiğiniz, medya gücüyle esir aldığınız zevatla da beni aynı kefeye koymanıza asla izin vermem.
5. Her konserden sonra söylediğim gibi;
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti,
Yaşasın Laik Cumhuriyet,
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk…
Evet dediniz de eleştirdiğiniz her şeye ortak olmadınız mı? Parmak salladığınız, koca koca laflar ettiğiniz, alanlarda “unutmayacağız” dediğinizi unutmadınız mı? Gören de sizi bir şey beller… Emperyalistlere kuyruk sallıyor Atatürkçülere hakaret ediyorsunuz.
Sabahat Akkiraz:
"Madem çerçeve yasada yapılacaklara kefilsiniz, arkasındasınız, sahip çıkıyorsunuz NEDEN GELECEKTE YARGILANMAYALIM diye kanuna madde ilave ediyorsunuz?"
2024 den bir yazı bugünü anlatıyor:
Bahçeli’ye biçilen Rol?
“Öcalan Mandela, Bahçeli De Klerk kıyaslaması”
Foreign Policy ABD’nin derin devletinin yayın organı. Türkiye’ye mesajları kıdemli araştırmacıları kaleminden analizler makalelerle verirler. 26 Kasım 2024’de Foreign Policy’de Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü ve İpek Yolu Araştırmaları Programı kıdemli araştırmacısı Halil Karaveli’nin bir yazısı yayınlandı. Yazının başlığı “Bahçeli F.W.Klerk olabilir mi?” Alt başlık daha ilginç. Öcalan’ı Mandela’yla kıyaslıyor : “PKK lideri Abdullah Öcalan, ABD baskısı olmazsa bir Mandela'ya dönüşmeyebilir.” Hepimizin dikkatle izlemesi gereken bir süreç bu. O nedenle yazının özetini dikkatinize sunuyorum:
***
Karaveli 22 Ekim'de Türk milletinin Bahçeli ağzından duyduklarıyla şaşkına döndüğünü belirterek yazıya başlıyor. Ve konuyu Güney Afrikalı liderlere getiriyor.. Tıpkı bir zamanlar PKK için İrlanda Kurtuluş Ordusu ve İspanya BASK örgütünü örnek verdikleri gibi şimdi de Tükiye’ye Güney Afrika modeli hatırlatılıyor. Öcalan Mandela ile eşitleniyor! Bahçeli 1990'ların başında Güney Afrika'nın başkanlığını yapan F.W. de Klerk’e benzetiliyor Kimdi de Klerk? De Klerk yıllarca Irkçı Ulusal Partinin başındaki isimdi. Yıllarca siyahları insandan saymadı. Aparteidin en önde gelen ismiydi. Sonra birdenbire Mandela’yı hapisten çıkardı. Aparteid muhaliflerini serbest bıraktı. Düşman bildiği siyahların lideri Mandela ile el sıkıştı. Ve küresel çete onu Nobel Barış Ödülüyle ödüllendirdi. Halil Karaveli, Bahçeli’nin AKP hükümetinin 2013'te çözüm sürecine muhalif olduğunu , barış sürecini kınadığını hatırlatıyor. 2018’den beri AKP MHP arasında güçlü bir ittifak kurulduğunu bu süreçte AKP’nin Kürt oylarını kaybettiğini vurguluyor. Son dönemde de “Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in Türkiye, İran ve Suriye'ye karşı olduğunun kesinleştiğini ve bunun Türkiye'nin kaygılarını güçlendirdiğinin” altını çiziyor. ABD’nin Suriye’de YPG’yi en önemli müttefik olarak görmesi ve İsrail'in yeni Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın “Kürt halkı doğal müttefikimizdir.” ifadesini aktarıyor.. Sonuç bölümünde ise görüşlerini şöyle topluyor: “Bahçeli aynı 1990'ların başındaki Güney Afrikalı lider de Klerk gibi, birçok sorunla mücadele etmek zorunda kalacak. Tıpkı de Klerk'in ırkçı söylemleri bırakması gibi vazgeçtiği gibi, Bahçeli de farklı bir söyleme geçiyor. Osmanlı İmparatorluğundaki çeşitliliğini övüyor: “Osmanlı İmparatorluk, yerel kültürleri ve etnik grupları koruyarak barışı ve güvenliği sağladı Hep birlikte onların ayak izlerini takip ederek bunu başarabiliriz.”diyor.” Karaveli, Mandela’nın şartlı tahliye teklifini reddedişini hatırlatıyor ve Öcalan’ın benzer adımları atabileceğini sonunda Mandela gibi silahlı mücadeleye olan bağlılığını yeniden gözden geçirmeyi ve sonunda dağılmayı kabul edeceğini yazıyor Karaveli ve ait olduğu çevreler belli ki Irak örneğini burnumuza dayama peşindeler. Yani federal bir Türkiye, Türkiye eliyle kurulan Kürt eyaletleri. Halil Karaveli şöyle ifade ediyor: “ABD, Bahçeli'nin açılımına karşılık vermenin ve Türk devletiyle bir güven oluşturma sürecine girmenin kendi çıkarına olduğuna karar verecektir. Türkler ve Kürtlerin Suriye'de ve ötesinde ortak bir dava oluşturması ABD'nin çıkarınadır.” Onların son sözü buysa bizim de son sözümüz var: Türk Milleti sizin kirli oyunlarınızı görmektedir ve bu yavaş ve sinsi oyuna gelmeyecektir!
Siz Evet diyorsanız….
Size de HAYIR…
Tercihini Türk milletinden yana koyamayan, Emperyalistlerle iş tutan babam olsa ona da Hayır…
Barış böyle sağlanmaz.
Bugün Anayasaya aykırı olana Evet dersen yarın Anayasayı delik deşik ederler sesin çıkmaz…
Yakın gelecekte PKK kadrolarının Türkiye’nin her yerinde, işgal
İstanbul’unda (1918-1923) şenlenen azınlıkları hatırlatan bir şımarıklıkla taşkınlık yaptıklarını, kindar bir tutumla yurttaşları taciz
ettiklerini göreceğiz.
Bu zihniyete sahip bir parti, Atatürk’ün çizgisisi dışındadır. Atatürk’ün mirasına sahip olamaz. Vasiyetini çiğnemiştir. Ulus devlet yapısını yok saymıştır.
Türk milleti kendisine yapılanları asla unutmaz. Zamanı gelir misliyle mukabele eder. Yasalar herzaman hayata geçmez geçemez. O yüzden süreci serinkanlı izleyin. Kimler kimlerle elele kimler saman altından su yürütüyor, bu süreç herkesin gerçek yüzünü ortaya koyuyor…
Ticaret Bakanlığı, Tarım Bakanlığı’na adeta kayyum atanmış. Geçen sene soğanlar tarlada kaldı, uyardım yapmayın seneye bunun acısı çıkar dedim ve nurtopu gibi bir soğan krizini kucağımızda bulduk. İyi seyirler