@aykiri sn yarkadaş Mansur Başkanımız size biraz kalın gelir, yanına üç beş kişi toplayacaksan yanlış adrestesin sn barış yarkadaş. İleride kaybolacak bir gazeteci ( gazeteci olduğunuz çok tartışırılır) olarak bence dikkatli olun,
‼️Kıyılar Halkındır...
İşte Yargıtaydan Güzel bir Haber.
📌Plajları parselleyip vatandaşları içeri sokmayanlara, plajlardaki vatandaşları yerinden kaldıranlara, vatandaşın plaja geçiş ve girişine izin vermeyenlere 5 yıla kadar hapis cezası.
📌Sahilleri parselleyen Hırtlar "Hürriyeti Engelleme" suçu ile yargılanacaklar, ayrıca bu hırtlara dava açılması için vatandaşın şikayet etmesi gerekmiyor, cumhuriyet savcılıkları resen soruşturma başlatmak zorundalar.
Bir olalım, birlik olalım, sahillerimizi, kıyılarımızı şezlong mafyalarından, hırtlardan temizleyelim.
Devlet kanunu uygulamak zorunda arkadaşlar.
#KıyılarHalkındır #plajlarhalkındır #yeniparti #hırtsorununuçözün #şezlongmafyası #hırttehciri
Gencin kalbi duruyor, yanına gelen kişi yardım etmek yerine cebindeki parasını alıp gidiyor. İnsanlığın bu kadar insanlıktan çıktığı durumlarda 3 günlük milli yas ilan edilmeli, sorumluya ibreti alemlik cezalar verilmeli, hem insan hem insanlık ölmemeli
Onlar Bizim İçin Eksildiler…
Güven Park’ta seslerini duyurmaya çalışan er gazilerimizi ve ailelerini ziyaret ettim.
Kiminin bacağı, bacakları yok…
Kiminin kolu, kolları yok…
Kiminin gözü, gözleri yok…
Kiminin ise kolları, bacakları ve gözleri… Birkaçı, hatta hepsi birden yok.
Bir an kendinizi onların yerine koyun.
Verir miydiniz?
Onlar verdi.
Sizin için… Vatan için, devlet için, gelecek için, askerlik onuru ve milletin namusu için canlarını ortaya koyup bedenlerinden parçalar verdiler.
Ve giden o kollar, o bacaklar, o gözler bir daha hiç geri dönmedi; dönmeyecek de.
Hayatlarının baharında kaybettikleri uzuvlar, kalan ömürlerine de damgasını vurdu.
Devlet için çıktıkları görevden; kolsuz, bacaksız, gözsüz ya da ağır yaralı olarak döndüler.
Kaybettikleri uzuvlarla birlikte hayatın yükünü ve ekmek kavgasını omuzlamak zorunda kaldılar.
Şimdi ise haklarını arıyorlar.
Seslerini sağır kulaklara duyurmaya çalışıyorlar.
İstedikleri şeyler aslında çok açık ve çok basit:
* Rütbe ayrımı yapılmaksızın emsal statü verilmesi.
* Özlük haklarındaki farklılıkların giderilmesi ve sosyal haklarda eşitliğin sağlanması.
* Maaş, sosyal yardım ve istihdam haklarının güçlendirilmesi; insanca yaşayabilecekleri bir gelir düzeyine ulaşılması.
* Ortez ve protez hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, bürokrasinin azaltılması ve bu hizmetlerin yalnızca Ankara ile sınırlı kalmaması. İçlerinde, zaten kısıtlı olan maaşlarının yarısını, dörtte üçünü tedavi ve ilaç masraflarına harcadıklarını söyleyenler var.
* Haklarının, “Terörsüz Türkiye” süreciyle ilişkilendirilmesini de reddediyorlar. “Teröristler için yasa çıkarılmaya kalkılmışken bize de bir şey vermeye kalkmasınlar. Biz onurlu insanlarız. Gerekirse açlıktan ölmeye razıyız.” diyorlar.
* “Kimileri işlerine geldiğinde bizi hatırlıyor, fotoğraf çektiriyorlar; ama haklarımız söz konusu olduğunda yıllardır bizi oyalıyorlar.” diyorlar.
Bu insanlar, hayatlarının baharında yükümlü er olarak dağa çıktılar.
Vatan, millet, devlet ve askerlik onuru için canlarını ortaya koydular.
Bugün taşıdıkları eksiklikler, bu millet için ödedikleri bedelin nişanesidir.
Onlar bizim onurumuzdur.
Devletin onurudur.
Milletin onurudur.
Ve bize Hakk’ın emanetidir.
Gaziler, bu milletin yaşayan vicdanıdır.
Baş üstünde taşınması gereken değerlerdir.
Eğer bu insanlar haklarını aramak için günlerdir bir parkta geceleyip gündüzleri seslerini duyurmaya çalışıyorsa, ortada gerçekten bir sorun var demektir.
Üstelik bu sadece idari ya da mali bir sorun değil… kavramsal, vicdani ve vefa ile ilgili bir sorundur.
//
Bir de gazi oldukları hâlde “uzuv kaybetmedikleri gerekçesiyle” gazi sayılmayan gazilerimiz var.
Gazilik, özünde yalnızca devletin verdiği bir unvan değildir.
Hakk’a aittir.
Yaradan’ın insana emaneti olan vatan, devlet, yaşam, onur ve namus uğruna verilen mücadelenin; dökülen kanın, alınan yaranın ve çekilen çilenin karşılığıdır, nişanıdır.
Hakk’ın verdiği unvan hak edenden esirgenir mi hiç?
Doğru olan; hak edilmiş bu unvanı tartışmaya açmak değil; onu hak ettiği değere yükseltmek, sahibine teslim etmektir.
//
Bu vesileyle bir önerim de var.
Mücadele alanlarından geçmiş yaralı ya da yarasız, ama canını ortaya koymuş, ter dökmüş, çile çekmiş milyonlarca askerimiz, polisimiz, istihbaratçımız ve korucumuz var.
Devletimiz bu vatan evlatlarına “Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı imzalı” birer “Şeref Belgesi” verse…
İnsanlar o belgeyi evlerinin en güzel köşesine assa…
Çocukları, torunları, torunlarının torunları; “Benim atam bu vatan için mücadele etti.” diyerek gurur duysa, aidiyetini hissetse…
İnanıyorum ki sırf bu belge bile gelecek kuşakların vatana ve devlete sahip çıkmasında güçlü bir ruh, derin bir aidiyet ve kalıcı bir referans olur.
//
Devletimizin, gazilerimizle ilgili bu sorunları en kısa zamanda çözeceğine inanıyorum.
Çünkü bunlar sadece gazilerin meselesi değildir…
Devletin devletliği, milletin vefası meselesidir.
Saygılarımla
Abdullah Ağar
22 Temmuz 2026
“Bu satırlar roman değil; dağlardan geçen milyonlarca Mehmetçiğin yaşadıklarından yalnızca biri…
Gidip de dönemeyenlere, mücadelemize, akan kanımıza, emeğimize, acımıza ve milyonlarca Mehmetçiğin fedakârlığına vefa gösteren insanları saygıyla selamlıyorum. 🇹🇷”
Göklerde beliren şıkşıksız T-10 paraşütleri, tek motorlu UH-1 “Patpat”lar, denizin ufkundan sıyrılan mütevazı çıkarma gemileri…
Hepsi, yokluğun içinden süzülen kahramanları, umudu ve sarsılmaz bir iradeyi taşıyordu.
Onlar; acıyla, kanla, yoklukla ve fedakârlıkla yalnızca Beşparmaklar’a değil, haklılığın bağrına da şanlı bir bayrak dikti.
Ve o bayrak, orada ayyıldızlı Türk’ün Kıbrıs’taki hürriyet nişanına, ardından da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin şanlı bayrağına dönüştü.
20 Temmuz 1974; yalnızca Kıbrıs Türkleri için değil, hakka, adalete, umuda ve geleceğe inananların da zaferidir.
20 Temmuz’un dersleri, bilinçli insanların ve tavizin neye mal olacağını bilenlerin hafızasında hâlâ dimdik ayaktadır.
Kanla kazanılan hak; yalana, tehdide ve sinsi vaatlere teslim edilmesin.
20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı kutlu olsun.
Dersi de, bedeli de, tehdidi de, kısıtları da, hakikati de unutulmasın.
Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyorum. 🇹🇷
Yaklaşık 5 yıl terör örgütünün elinde esir kalan, sonrasında Gara'da haince Şehit edilen Er Müslüm Altıntaş'ın babası..
"Ben oğlumu sol ayak baş parmağından tanıdım.."
Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye’de düşen nüfus artış hızı için çözüm önerilerini sıraladı:
♦️Anadolu Türklüğü, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
♦️3 çocuğu olan anneye emekli maaşı bağlanmalı!
♦️Sihirli bir gücüm olsa genç nüfusu arttırırdım.
♦️Çünkü bir ülkede dinamizmi korumak için %30 civarında genç nüfusa sahip olmanız lazım.
♦️Türkiye’de bu %20'ye indi. Önümüzdeki yıllarda %15'e kadar düşecek.
♦️Buradaki en büyük problem; bizim nüfus artış hızımızın çok hızlı düşmesi.
♦️2000'li yıllarda 2.49'du. Bu sene 1.42'ye kadar düştü.
♦️Düşeceğini bekliyorduk ama pandeminin de etkisiyle aşırı hızlandı ve bundan dönülmüyor.
♦️Tabii ev kiralarının artması bahanesi oldu biraz da.
♦️Bunu yavaşlatmamız lazım. Tamamen düzeltmemiz mümkün değil.
♦️Nasıl yavaşlatabiliriz? Teşviklerle, yaşam şartlarını değiştirerek, şehirleşmeyi değiştirerek bunu yavaşlatmak mümkün.
♦️Biz 2200 yıldır çok büyük medeniyetlerle karşılaştık.
♦️Karşımıza Hint medeniyeti çıktı. Çin çıktı, Rus çıktı, İran çıktı. Avrupa medeniyeti çıktı. Asimile olmadık.
♦️Niye? Aile yapısı bizi korudu. Bizim değerlerimizi, dilimizi, dini değerlerimizi, milli değerlerimizi aile yapısı getirdi.
♦️Ama modern hayatın, aşırı şehirleşmenin getirdiği bir şey de aile yapısını dağıtıyor şu anda.
♦️Mesela ben devlet yetkililerinin yerinde olsam 3 çocuğu olan anneye emekli maaşı bağlarım.
♦️3 çocuk yetiştirmek bugünün şartlarında çok zor; kolay bir hadise değil. Büyük fedakârlık istiyor. Anneye o desteği vermemiz lazım.
♦️Onun dışında ne lazım? Teşvikler yapılabilir. Ama en başta şehirlerimizin daha fazla büyümesini durdurmamız lazım.
♦️Bu büyük şehirlerde çocuk olmaz. Yani fazla olmaz... 1-2 tane zar zor yaparsınız.
♦️Çünkü bu şehirde geçinme, eğitim çok zor. 5-10 bin nüfuslu modern kasabalar oluşturulması lazım. Çocuğun değerleri en iyi alacağı yer ailesi.
♦️Maalesef iki eşin de çalışmasından dolayı çocuk, aile yapısında o değerleri alamıyor ve anne şefkatinden uzak kalıyor.
♦️Çünkü annesi çalışıyor. Burada yapılacak iş şudur. Çocuğu olan annelerin korunması lazım.
♦️Özellikle 2 veya 3 çocuğu olan annelere şöyle bir tercih sunulacak: Evinde otur, çocuğuna bak, çocukların büyüyünce gel iş hayatına atıl. Bu yapılabilir.
♦️Onun sigortası, maaşı devlet tarafından karşılanırsa hem çocuk artışı sağlanır hem de çocukların daha sağlıklı bir şekilde yetişmesi sağlanır.
♦️Annenin evde devlet tarafından maaşlı olarak ekonomik ihtiyaçlarının giderilmesi hem çocuk sayısını artıracaktır hem de aileyi koruyacaktır. Bu açıdan önemlidir.
Devlet ile vatandaşın, Allah ile kulun arasına hiçbir vesayet odağının girmemesi gerektiğini hatırlatan ağır bir bela…
15 Temmuz’dan çıkardığım ders budur.
15 Temmuz’u anlamak, sadece o geceyi değil; o geceye neden olan zihniyeti de doğru okumaktan geçiyor.
Bu amaçla kaleme aldığım değerlendirmeyi dikkatinize sunuyorum.
15 Temmuz’dan benim çıkardığım ders şudur:
Devlet;
Allah ile kulun arasına…
Devlet ile vatandaşının arasına…
Hiç kimseyi…
Hiçbir ruhbanı…
Hiçbir iki ayaklı putu…
Hiçbir din, devlet, güç, sistem ve dindarlık istismarcısını…
Hiçbir menfaat ve etki odağını; tarikatı, cemaati, mezhebi, meşrebi, aşireti, terör yapılanmasını, din baronlarını, etki ajanlarını ve başka devletlere angaje kişi ya da güç odaklarını sokmamalıdır.
Bu tür yapıların devletin, dinin, ordunun, istihbaratın, medyanın, toplumun, tarihin ve zihinlerin içine yuvalanmasına izin veren bir devlet ve millet; er ya da geç ağır bir fitneyle, derin bir güven, sistem ve varoluş bunalımıyla yüzleşmek zorunda kalır. Bunun en ağır bedellerinden biri de tevhidin zedelenmesi ve şirke kapı aralayan bir düzenin ortaya çıkmasıdır.
15 Temmuz’a, dökülen kana, fitneye ve derin güven bunalımına sebep olanları Allah’ın lanetine havale ediyor; aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık, afiyet ve esenlik diliyorum.
Din, devlet ve millet adına olduğu kadar, Allah’a vereceğimiz hesap adına da doğru dersleri çıkarmak; aynı hatalara bir daha düşmemek ve gereğini yerine getirmek umut ve duasıyla…
Çünkü 15 Temmuz’da dişini gösteren şirk; sadece günümüzün değil, insanlık ve inanç tarihinin en sinsi, en yıkıcı ve Allah’a vereceğimiz hesabı tehlikeye atan en büyük tehdididir.
Saygılarımla
Abdullah Ağar
15 Temmuz 2026
İran merkezli görünen bu denklem, çok daha geniş bir jeopolitik dönüşümün işaretlerini taşıyor.
Gazze’den İran’a,
Esad’tan Şara’ya,
Hizbullah Lübnan’ından, İsrail anlaşmalı Lübnan’a,
Terörsüz Türkiye sürecinden, PKK/PJAK terör örgütünün İran’da görünür/çatışır olmasına,
Bazı Arap devletlerinin İran ve vekilleriyle doğrudan karşı karşıya gelmesine,
Türkiye’den Kafkasya’ya ve Türkistan’a uzanan yeni güç mücadelesine uzanan gelişmeler, birbirinden bağımsız değil.
Bu nedenle yaşananları yalnızca tek tek saldırılar ya da günlük haber akışı üzerinden okumak eksik kalıyor.
Büyük çerçeveyi görmek ve doğru okumak gerekiyor.
Çünkü ateşkesler çoğu zaman savaşın bittiğini değil, yeni safhanın başladığını gösterir.