Tarihteki tüm büyük liderlerin ortak bir gerçeği vardır. Sadakati rahat günlerde değil, kriz anlarında öğrenirler. İşler yolundayken herkes yanınızdadır. Çünkü o zaman sadakatin bir bedeli yoktur. Asıl imtihan, gemi su almaya başladığında yanınızda kimin kaldığıdır.
kişi ancak kendini aşma iradesini gösterdiği anlarda gerçekten yaşadığını hisseder. zayıf, bilindik, deterministik benliği aşmak insanın yükseldiği andır.
Muharrem Ayında Birlik ve Kardeşlik
Muharrem Ayı'nın Alevi-Bektaşi toplumuna, milletimize ve tüm insanlığa huzur, barış ve kardeşlik getirmesini temenni ediyoruz.
10 Muharrem 680'de Kerbela'da yaşanan acıların bir daha yaşanmaması dileğiyle, Hak aşkına tutulan Muharrem matem oruçlarının birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmesini diliyoruz. Acılar bal eylensin, nefisler arınsın. Birliğimiz, dirliğimiz ve kardeşliğimiz güçlensin.
Ne kadar çok hareket edersen, hareket etmek o denli kolaylaşır. Küçük adımlarla başlasan bile, her adım seni daha güçlü ve kararlı kılar. Önemli olan durmamak ve her seferinde bir adım daha atmaktır. Hız değil devamlılık kazandırır.
Korku geçip gitmez, insan onu hep yanında taşır. Cesur insan korkmayan değil, korkusuna rağmen yürüyendir. Acıyı tanımayan insan hayatı da tanıyamaz. İmtihanlardan kaçarak değil, içinden geçerek çıkarsın.
Hiçbir zaman şımarmayacaksın!
Güç eline geçtiğinde sadece “ben” demeyeceksin!
Yaşadığın çağı değişmez sanmayacaksın!
O zaman her bayramı gönül huzuruyla kutlayabilirsin!
Travmalarınızı, acılarınızı, zayıflıklarınızı, kalp kırıklığınızı
doğru kullanamıyorsunuz.
Yukarda saydıklarım insana sadece güç verir.
Fakat insan dramaya her zaman aşık olmuştur.
Kendinizin gardiyanı olmaktan vazgeçin.
Travma sonrası büyüme diye bir şey vardır.
North Carolina Üniversitesi'nde 1990'larda keşfedilen bilimsel olgu.
Araştırma nedir?
Ciddi travma yaşayanların %70'i bir süre sonra "ben bu travmadan önceki halimden daha güçlüyüm" diyor.
Travma = kişilik kırılır = daha güçlü şekilde yeniden inşa olur.
Tıpkı kırılan kemiğin kırıldığı yerden daha kalın kaynaması gibi.
Bilim adı: "Wolff Kanunu."
Beden kırığı tamir ederken eski halinden daha güçlü yapar.
Ruh da aynısını yapar. Eğer doğru kullanırsan.
Ulan zaten batmış balık yan gider deyip güçleneceğinize, harekete geçeceğinize, ders alacağınıza oturmuş köşede tavana bakıp hayata sövüyorsunuz.
ne insanlar var biliyor musunuz?
O travmalardan, acılardan kendini adeta heykeltıraşın taşa şekil vermesi gibi kendine şekil veren, yeniden yaratan insanlar var.
Tarih bunlarla dolu.
Stephen Hawking 21 yaşında ALS teşhisi, doktorlar "2 yıl ömrün var" dedi. 76 yaşına kadar yaşadı, fizikte devrim yaptı. (Çok sevmem kendisini de örnek verdim)
Frida Kahlo 18 yaşında otobüs kazası, omurgası kırıldı, 30 ameliyat geçirdi.
Yatakta resim yapmaya başladı, dünya tarihine geçti.
Nelson Mandela 27 yıl hapis.
Çıktığında nefret değil barış vaaz etti, ülkesini değiştirdi.
Mevlana Şems'i kaybetti, acıdan Mesnevi'yi yazdı.
800 yıl sonra hâlâ okunuyor.
Hepsinde aynı formül: Acı → İçe çekilme → Dönüşüm → Eser.
Acı eserin hammaddesidir.
Doğru kullanmayı bilirsen eğer, yoksa acı güzellemesi yapmak saçmalık.
Onlarla sizin aranızdaki tek fark.
Onlar acılarını, öfkelerini, nefretlerin insanlara karşı kullanmamış.
Kendilerine karşı, kendilerine meydan okuyarak kullanmış.
Psikolojide buna "Sublimation" denir, yüceltme.
Sigmund Freud'un keşfettiği savunma mekanizması.
Acı, öfke, nefret kontrol edilemez enerjilerdir.
Bu enerjiyi 3 yere yöneltebilirsin.
1) Dışarıya (insanlara saldırı, kavga, intikam) = boş gider, hayat kötüleşir.
2) İçeriye (depresyon, bağımlılık, kendine zarar) = ölürsün.
3) Yukarıya (sanat, spor, iş, yaratım) = eser çıkar, hayat yükselir.
Tarih boyunca en büyük eserler bu üçüncü yoldan çıktı.
Beethoven sağırlığını= 9. Senfoni'ye çevirdi.
Van Gogh psikoz nöbetlerini = resimlere çevirdi.
Acıyı sanat eseri yapan insan kahraman.
Acıyı silah yapan insan suçlu.
Kendi hayatının suçlusu ve kahramanı.
Hayat nereden baktığınıza ve bakış açınıza göre yaşanır.
Bu dünyada belki özgür olduğumuz tek şey bakış açılarımız.
İnsanları üzen başına gelen olaylar değil.
Olaylara verdikleri anlamlardır. -Epictetus (2000 yıl önce)
Aynı kavram modern psikolojide: Cognitive Reframing (Bilişsel Yeniden Çerçeveleme)
Aaron Beck depresyon tedavisinin temelini bu kavramla kurdu.
Aynı olay iki adama anlatılır.
Biri "mahvoldum" der = depresyona girer.
Diğeri "ders aldım" der = güçlenir.
Olay aynı.
Anlam farklı.
Anlamı sen koyuyorsun.
Sen koyduğun için sen özgürsün.
Hapishane bile bu özgürlüğü alamaz Viktor Frankl Auschwitz'ten sağ çıkarken bunu yazdı. "Aramızdan götürdükleri her şey vardı bir şey hariç: olaya verdiğimiz anlamı seçme özgürlüğümüz."
İlham almakta sınırsız ibret almakta.
Hayatta her şey yaşanıyor ve aşılıyor.
Tek fark bilinç seviyen, bakış açın, olaylara yüklediğin anlam.
Bu acılar insana aslında bir aydınlık verir.
Karanlığın içinde bir aydınlık vardır.
O aydınlık sana yakalanmak ister "yakala beni" der.
Sen ise "koşamam peşinden, halim yok" dersin.
Oturursun.
Sonra "neden ben böyleyim" der hayata söversin.
"Karanlığın en koyu olduğu yer şafağın doğduğu yerdir."
"Lotus çiçeği bataklığın çamurundan yükselir, ışığa doğru."
"En karanlık çağ en büyük aydınlanma fırsatıdır."
Çünkü acı insanı uyandırır.
Konfor uyutur.
Acı gerçeği görmeye zorlr.
Konfor yalanlarla yaşamana izin verir.
Bu yüzden ezoterik gelenekler "acıdan kaçma onunla otur" der.
Acı sana bir mesaj taşıyor.
Mesajı okumadan kaçarsan acı geri döner, daha sert vurur. Mesajı okursan acı yolunu açar.
Böyle olmayacaksınız değil mi?
Kendinize verdiğiniz sözleri tutacaksınız.
Kendinizin tasarımcısı olacaksınız.
Acılarınızdan güç alacaksınız değil mi?
Acılar insanlara verilmiş mükafatlardır.
Acılar ceza olsaydı insan ölümsüz olurdu.
Hristiyan teolojisi: "Acı ruhun arınmasıdır."
İslam: "Allah sevdiği kuluna bela verir."
Buddha: "Hayat acıdır ama acının içinde aydınlanma vardır."
Stoa: "Acı karakteri pişiren ateştir."
Hindistan: "Karma ruhun okuludur, acı dersleridir."
Acı ceza olsaydı sonsuza kadar sürerdi.
Ama acı geçici olduğuna göre bir amacı var.
Amaç: dönüştürmek. Eskini öldürmek, yeniyi doğurmak.
Hücreleri yenilemek. Ruhu derinleştirmek.
Bilinci genişletmek.
Acı kâinatın eğitim sistemidir.
Ölümlüyüz.
Öleceğiz.
Gideceğiz.
Bizi son tanıyan insan öldüğünde hiç var olmamış olacağız.
Bu varoluşsal felsefenin en derin gerçeğidir.
Felsefi adı: "Second Death" (İkinci Ölüm).
David Eagleman'ın "Sum" kitabında yazmıştı:
"İnsan üç kez ölür."
1) Kalbi durduğunda.
2) Toprağa gömüldüğünde.
3) Adı son kez anıldığında."
Birinci ve ikinci ölüm biyolojik.
Üçüncü ölüm gerçek ölüm.
Mısırlılar bunu biliyordu.
Adı yazılı bir piramit bırakanlar 5000 yıl sonra hâlâ "yaşıyor."
Adı bırakmayanlar hiç olmamış gibi.
Eski Türk geleneği: "İyi insanın adı kalır, kötü insanın adı dahi kalmaz."
Sen bugün nasıl yaşıyorsan torunlarının torunları seni o şekilde anacak veya unutacak.
Sen bugünkü kararlarınla yüzlerce yıl sonraki adına karar veriyorsun.
Bu ezoterik değil istatistik.
Tarih kitaplarına geçenlere bak hepsi acıyı eser yapanlar.
Unutulanlara bak hepsi acıyla oturup hayata sövenler.
Bunu bir düşünün derim.
Enis Doko:
" Gizli namaz kılıp oruç tutan akademisyenler biliyorum.
Türkiye'deki meşhur birkaç psikiyatrist mesela dindardır, anlamazsınız
Çünkü elit olmanın, dindar olmamayı gerektirdiğini düşünüyorlar."
Bir işi yapmanın acısı daima geçicidir, ertelemenin acısı kalıcıdır. Yapılan iş biter gider, ertelenen iş zihni sürekli tüketir. Yaptığın iş geride kalır, yapmadığın iş sürekli karşına çıkar. Bugünün zorluğu, yarının özgürlüğüdür.
Liseler sınavında derece yapıp Fen lisesini kazandım.
Tübitak matematik olimpiyatlarında dereceler yaptım.
Üniversite sınavında yine derece yapıp İngilizce Tıp Fakültesini bitirdim.
Dünyanın en zor sınavı olan tıpta uzmanlık sınavını kazandım, uzman doktor oldum.
11 yıldır aktif hekimlik yapıyorum ama cart curt gençlik kollarındaki lise terk adam, benim alamadığım evi alıyor, binemediğim arabaya biniyor.
Meğer mesele okumak değilmiş, doğru yere yaslanmakmış..
Sizin kim olduğunuzu nasıl anlarlar?
1-Son üç aylık telefon görüşmelerinizin dökümü,
2-Üç aylık kredi kartı harcamalarınızın dökümü,
3-Çevrenizdeki ilk halkayı oluşturan oturup-kalktığınız,zaman geçirdiğiniz insanlar.
Sonrası çorap söküğü gibi gelir ve siz bile şaşarsınız!
Hayatı boyunca hiçbir risk almamış birinin eleştirisi, hiçbir şey ifade etmez. İnsanın bir alanda söz sahibi olabilmesi için rahatını bozup emek vermesi gerekir.
Sosyal medyadaki herkes yalan.
Instagram'da gördüğün insanlar.
Mutlu görünür fakat çoğu depresyonda.
Zengin görünür fakat çoğu kira derdinde.
Spor yapar fakat ayda 1 fotoğraf, gerisi yatak.
Mükemmel ilişki fakat kavganın ardından çekilmiş.
Sosyal medya sahnesini gördüğün bir tiyatro.
Perde arkasını göremiyorsun.
Sen kendi gerçek yaşamını onların sahte sahneleriyle kıyaslıyorsun.
Bu kıyas seni çürütür ve içten içe psikolojini bozar.
İlaç: Sosyal medya tüketimini günde 30 dakikaya indir, kendi işine gücüne hayatına bak. At gözlüğünü tak.
Hayatın parlar.
Farkındalık Bilmek Okumak hayatta kalmanın temelidir. Aksi ışığınızı çok geç fark edersiniz.
Biz Türkler okumuyoruz.Dinliyoruz.Ancak kulaklarımıza fısıldayanların bilgisi,niyeti ve meşrebi çok önemlidir.
Kulaklarımız neyi dinlerse beyin-zihin ona hamile kalır ve kaderiniz olur!
Bedelini kendinize saygınız, yaşama sevinciniz ve akıl sağlığınızla ödediğiniz her şey çok pahalıdır. Bu yüzden dünyada yaşamak pahalı, Türkiye'de yaşamak ise çok ama çok pahalı.